22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
HADDİNİZİ AŞIP SABRIMIZI ZORLUYORSUNUZ!
Salı, 21 Aralık 2010 09:36

21 ARALIK 2010
Reyhan İŞERİ
Terör Uzmanı – Siyaset Bilimci


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dili Türkçe olmasına rağmen son günlerde TBMM çatısı altında resmiyette milletvekili olan bazı zatların yasaları delmek ve kendilerine paye çıkarmak amacıyla konuşmalarını kürtçe devam ettirmeye çalışmalarının yanında sözde Demokratik Toplum Kongresi (DTK)’nin bugüne kadar aldığı tüm kararlar bölücü zihniyet taşımaktadır.
Nitekim 18 – 19 Aralık 2010 tarihleri arasında Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından “Demokratik Özerklik Çalıştayı” adı altında düzenlenen toplantı neticesinde hazırlanan “Demokratik Özerklik Model Taslağı” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Milleti’ni parçalamayı hedeflemiştir. Söz konusu bu taslakta yer alan “Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, demokratik Türkiye Cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dâhil olur. Demokratik Özerk Kürdistan kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir” ifadelerinin Büyük Türk Milleti tarafından kabul edilmesi imkânsızdır. Yer alan bu ifadeden de anlaşıldığı üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprakları üzerinde sözde kürdistan diye bir devletin kurulması için ön hazırlıklar yapılmaktadır. Ve “… Özgün bayrak ve semboller” denilerek önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti bünyesinde “iki dilli, iki bayraklı, iki milletli, iki parlamentolu(iki yönetimli)” bir Türkiye inşa ettirip devamında da İran, Irak ve Suriye’de içine alan sözde Birleşik kürdistan devletinin kurulmasını hedeflemektedirler.
 Ayrıca söz konusu çalıştayın taslak metinde yer alan “demokratik özerklik’te siyasi yönetim, tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle meclisleri, kent meclisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte toplum kongresinde temsiliyetini bulur. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, demokratik Türkiye Cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dâhil olur” şeklindeki ifadeden de anlaşılacağı üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin genleri ile oynayıp DNA’sını değiştirip Türk Devleti ile Büyük Türk Milleti’ni yok etmek amacıyla gerçekleştirildiği ortadadır. Kandil ve İmralı’daki canilerle bu çalıştaya katılan zatların hiçbir farkları yoktur. Bu hainler Türk toprakları üzerinde Türk Devleti’nin bekasını yıkmak amacıyla milli ve üniter devlet anlayışımızdan duydukları rahatsızlıklar neticesinde kendilerince demokratikleşme masalı altında saçtıkları bu zehirlerle Anadolu topraklarından Türklüğü silmeyi amaçlamaktadırlar. Köylerden metropollere kadar kongre adı altında etnik bölücü terör örgütü PKK’nın temsilciliklerini kurmayı amaçlamaktadırlar.
Öte taraftan hem etnik bölücü terör örgütü PKK’nın yönetim kadrosunun hem de siyasi sözcülüğünü yapan sözde partinin mensuplarının Avrupa’da yıllardır yaptıkları lobi çalışmalarının da etkisiyle “Demokratik Özerklik hukukunun yeni Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve AB hukukunca tanınarak karşılıklı referanslarla hukukilik ve yasallığının sağlanmasını” ifade edecek kadar küstahlaşmışlardır. Ve bu yine bu küstah zatlar “Türkiye ve Kürdistan’ı ortak vatan olarak görmekteyiz” diyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sadece bir Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki toprakları değil Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içerisindeki toprakların tamamını istediklerini üstü kapalı ima etmişlerdir.
Nitekim “kürtçenin kamusal alanda kullanımı önündeki engellerin kaldırılarak anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi sağlanmalıdır. Demokratik özerk kürdistanda resmi dil kürtçe ve Türkçe olmasının yanı sıra coğrafyamızda konuşulan tüm diller (Asuri, Süryani, Arapça, Ermenice vb) ve lehçelerin kullanımı eğitimi, geliştirilmesi de anayasa ve yasalarca teminat altına alınmalıdır. Hizmet dili kürtçe olmalı, yerleşim yerlerinin orijinal isimleri iade edilmelidir” şeklinde ifade edilen taleplerin hiçbirinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından topraklarımız üzerinde karşılanması asla mümkün değildir. Bu taleplere bakıldığında bu taleplerin sadece etnik bölücü terör örgütü PKK’nın veya sözde Kürtçülerin talepleri olmadığı ortadadır. Bu talepler dün atalarımızı dize getiremeyen Haçlı’nın talepleridir. Bu gün haçlının torunları ile Siyonistler bir olup dün atalarının dize getiremediği Türk Milleti’ni topraklarımızda yaşayan bölücü hainleri maşa olarak kullanarak Türk Milleti’ni yok etmeyi amaçlamaktadırlar. Bu proje “Haçlı – Siyonist Birliği”nin meşhur “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” dir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kamusal alan olarak tarif edilen her yerde resmi ve tek dil Türkçe’dir. Türkçe harici bir dilin veya lehçenin dil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Lakin etnik bölücü terör örgütü PKK ile siyasi sözcülüğüne soyunan parti ve bu zatların bu şekilde küstah ve hainlik kokan projelerinin, konuşmalarının son günlerde artmasının tek nedeni de AKP hükümetidir. AKP hükümetinin parti olarak kurulduğu günden bugüne yaptığı çıkışlarla önce etnik bölücü terör sorununu algılayamayıp sözde kürt sorunu olarak görmesinin büyük katkısı vardır. Ve Sayın Başbakan dâhil olmak üzere AKP’li kurmayların geçtiğimiz sekiz yıl boyunca kesintisiz olarak “Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde 32 etnik unsur var” demelerinin büyük katkısı vardır. Oysa “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milleti Türk Milleti’dir. Vatandaş hangi ırktan, hangi soydan gelirse gelsin bunun alt – üst kimliği olamaz” diyemedikleri gibi teröristleri hoşnut edebilmek adına geliştirdikleri “açılım – saçılım projesi” sayesinde etnik bölücülere taviz vererek şımartan AKP hükümetidir.
Bu gelişmeler geçtiğimiz Haziran ayında “açılım – saçılım saçmalığı” proje sayesinde Kandil ve Mahmur’dan ellerini kollarını sallayarak gelen teröristleri Habur’da devletin müsteşarından vekiline, valisinden savcısına – hâkimine, genel müdüründen memuruna kadar çiçeklerle, davullarla karşılama merasimine vesile olup geçici mahkeme kurulmasına öncülük eden AKP hükümetinin kardeşlik, birlik ve demokratikleşme salatasının ürünüdür. Geçtiğimiz hafta Irak’ın kuzeyinde Barzani çapulcusunun “Birleşik Kürdistan hedefimiz” sözlerine seyirci kalıp, bazı bakanlarının, vekillerinin alkış tutmasındandır.
Bu gelişmeler karşısında etnik bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi sözcülüğünü yapan zatların hem TBMM çatısı altında hem de vatan topraklarımız üzerinde bölücülük tohumu saçmalarına seyirci kalan AKP hükümeti biran önce sessizliğinizi bozup yasaları, iç tüzüğü harekete geçirip bu hainlerin kanun önüne çıkmasına müsaade etmelidir. Aksi takdirde AKP’nin ve bölücülerin yıllardır sözde kürt sorunu olarak gördükleri terör sorunu, bölücülük sorunu karşısında Büyük Türk Milleti’nin sabrı taşacaktır. Ve Türkiye’de “Türk Sorunu” yaşanıyor diyerek ayaklanıp gereğini yapmaya kalkması muhtemeldir. Çünkü… Büyük Türk Milleti bu pervazsız ve hainlik kokan bu gidişe seyirci kalıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde federasyon, özerklik veya demokratikleşme gibi bölücü gelişmelerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Büyük Türk Milleti’nin yok edilmesine müsaade etmeyecektir.
Büyük Türk Milleti’nin bu sessizliği, Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, Cihanda sulh!” parolasını kendine parola edinmesindendir. Nitekim söz konusu vatan toprağı ve devleti olursa bu parolada havada kalır ve Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nden yola çıkarak gerekeni yapmaya kalkar. Lakin Büyük Türk Milleti’nin hiçbir ferdi bıçak kemiğe dayanmadıkça bu yola başvurmaz. Başvurduğu takdirde de bu bir vatan meselesi diyerek hareket edeceğinden önünde dünyanın hiçbir gücü duramaz. İşte bu nedenle herkes aklını başına alıp istenmeyen durumların oluşmasına seyirci kalınmamalıdır. Bu işte en büyük sorumluluk mevcut AKP hükümetine düşmektedir. AKP hükümeti aklıselim davranıp bölücülük kokan projelerin önüne geçecek gerçek çözüm yollarını arayıp bölücülerin sesini kesmelidir. Kesemiyorsa, yönetemiyorsa bıraksın makamları işgal etmesin! Yönetecek birileri gelir bu sorunları da bitirir.
Sonuç olarak etnik bölücü terör örgütü PKK’nın borazanlığını yapanlara sesleniyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milli ve üniter devlettir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dili, Türkçe’dir… Bayrağı, tektir ve Ayyıldızlı al bayraktır… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milleti, Türk Milleti’dir… Yönetim şekli, Cumhuriyet’tir… Başkenti Ankara’dır… Bunların değiştirilmesi hiçbir şartta mümkün olmadığı gibi değiştirilmesi teklif dahi edilemez! Bunu aklınıza iyice sokun! Aksi takdirde bunları değiştirmeyi amaçlıyorsanız buna Büyük Türk Milleti’nin hiçbir ferdi müsaade etmeyecektir! Topraklarımızın sınırları uluslararası anlaşmalarla çizilmesinin yanında atalarımızın kanları ile çizilmiştir. Bu toprakların bedeli zamanında defalarca atalarımızın kanı ile cephede ödenmiştir. Bu nedenle topraklarımız masada veya anlaşma ile verilmesi imkânsızdır. Bedeli atalarımızın kanı olan topraklarımızın bedeli kandır. Büyük Türk Milleti’nin her bir ferdi gerekirse yeniden bu bedeli ödemeye her zaman hazırdır. Bunu aklınıza iyice sokun!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşamanın koşulu bellidir. Bu koşullarda yaşamak istemiyorsanız devletimizi, milletimizi, topraklarımızı parçalayıp yok etmeyi düşüncesi sizlerde hâkimse kimseyi Vatan topraklarımızda zorla tutmuyoruz. Sınır kapılarımız bir daha dönmemek üzere sizlere açık, gidin! Yeter artık! Haddinizi aşıyorsunuz! Büyük Türk Milleti’nin de sabrı bir yere kadardır! Büyük Türk Milleti’nin her bir ferdi sabır taşına döndü… En ufak bir çatlamada bu taşlar sizlerin kafanızı kırar ve feleğinizi şaşırıp taşın nerden geldiğini dahi anlamazsınız.
Sabrımızı zorlayıp durmayın! Edebinizle oturacaksanız, oturun! Oturmayacaksanız Türkiye Cumhuriyeti toprakları dışına gidin! Orada yaşayın! Bu vatan toprakları şehitlerimizin kanları ile sulandı! Haddinizi aşıp sabrımızı zorluyorsunuz! Bunu anlayın artık!

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile