|

Tunus’ta başlayıp Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini etkisi altına alan isyanların açlık, sefalet, işsizlik ve zulüm gibi nedenlerden dolayı ortaya çıktığı yönündeki iddiaların aksine “Siyonist – Haçlı Birliği” tarafından yazılan senaryo sonucu halkın bilinçli bir şekilde sokaklara indirildiğini görmemek için “ama” olmak gerek. Ayrıca bu isyanları sadece “halk isyanı” veya diktatörlük rejimine karşı başlatılmış bir “devrim” olarak nitelendirmek veya muhaliflere destek olmak dolaylı veya dolaysız yollardan “Siyonist – Haçlı Birliği” ile işbirliğinde bulunulması “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP)” nin adım adım hayata geçirilmesine hizmet etmek demektir. Nitekim Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerindeki bu isyanlar neticesinde ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin hatta Birleşmiş Milletler gibi bir kuruluşun biranda “insan hakları, demokrasi ve özgürlük savunucusu” kesilerek bu ülkelere el atması pek hayır bir durum değildir. Çünkü… Aynı ülke ve kuruluşlar, 1992 Nisan’ında Sırp güçlerinin Bosna’yı işgaline aylarca müdahale kararı almayarak on binlerce Müslüman’ın katliamına ve Müslüman kadın ve kızlarının tecavüze uğramasına seyirci kalmaktan öte destek çıkmamışlar mıdır? İşte dün Bosna’da yaşanan bu felakete seyirci kalanların biranda Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’deki Müslüman halkı düşünerek hareket ettiğini kabul etmek insanın kendini kandırmasıdır. Nitekim sözde “insan hakları, demokrasi ve özgürlük savunucusu” ABD, 1921’de Nikaragua’yı işgal etmesinin yanında 1945’de Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atarak üç yüz küsur bin insanı katletmiş ve on binlerce insanın sakat kalmasına neden olmuştur. Ve hatta 1965’de Endonezya’da, 1975’te Vietnam’da keza Kamboçya’da, Laos’ta, Arjantin’de ve daha birçok yerde milyonlarca insanın katlini gerçekleştirip, katliamlar yapan bir terörist devlettir. Ayrıca Libya’ya müdahalede soykırımcı ABD’nin yanında yer alan Fransa’da 1830’lardan itibaren 130 yıl boyunca Cezayir’i işgal altında tutup 1954-1962 yılları arasında da bir buçuk milyon Cezayirli insanı katleden sömürgeci, terörist bir devlettir. Bunları ne çabuk unutup bu isyanları ve müdahalecileri “Libya’ya demokrasi, insan hakları, özgürlük” getireceğine hemen kanılıyor? Ve inanıp kanılmanın ötesinde bu soykırımcı devletlerle ortak hareket ederek Libya’nın ABD öncülüğünde yeniden inşasına destek olunuyor. Anlamıyorum! Ancak soykırımcı ABD’nin “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” adına 19 Mart 2003’de kıtalar ötesinden yanı başımıza gelip Irak’ı işgali neticesinde gerçekleştirdiği “Irak’ın yeniden yapılandırması” sırasında bir buçuk milyon Müslüman’ın katledilmesi ve bir o kadar da insana ne olduğu sır olan kayıpların yaşanması gerçeği Libyalı Müslümanların gelecek günleri açısından insanı ürkütüyor! Dün Irak’ta camileri bombalayıp namaz kılarken Müslümanları kurşunlayan, Müslüman kadın ve kızlarına tecavüz eden Amerikan conilerinin bugün Libya’da bunları gerçekleştirmeyeceğinin garantisini kimse veremez. Buna rağmen bu denli kirli geçmişi olan ve yaptıkları bu denli ortada olan bir devletle beraber hareket edip Libya’nın yeniden inşasında yer almak ne kadar doğru olur? Bunun cevabını bilmiyorum! Ancak Irak’taki bir Müslüman’ın katline veya bir Müslüman kadının tecavüzüne seyirci kalmanın vebalini değil bir kişinin milyonlar bir araya gelse ödeyemeyeceği bilinirken, Libya’da inşallah yaşanmaz ama yaşanması durumunda Libyalı kadının veya kızın vebalini kim ödeyecek? Soykırımcı, tecavüzcü geçmişleri ile ABD veya Fransa mı? Yoksa din bağının yanında derin tarihi kökleri ve birlikteliği olan Türkiye mi? Umarım 1974’deki Kıbrıs Harbi sırasında Amerikan ambargosuna karşı Libya’dan uçaklarla getirilen karşılıksız cephanenin karşılığı bu şekilde ödenmez! Sonuçta bugün Libya’nın “Siyonist – Haçlı Birliği” tarafından işgal edilmesine seyirci kalınmanın ötesinde destek olurcasına hareket etmek açığı dünün unutulduğunu ve ders çıkarılmadığının bir göstergesidir. Dün Kıbrıs Harbi sırasında bize ambargo koyanlarla bırakın dost olmayı, asker arkadaşı değil yol arkadaşı bile olunmazken sana en kötü gününde cephaneliklerinin kapısını ardına kadar açan Kaddafi’nin ve Libya’nın yanında yer almak varken ABD ile ortak hareket etmek ne derece doğrudur? Bunun takdirini sizlere bırakıyorum! Lakin Tunus’ta başlayıp Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine sıçrayan bu isyan dalgasının son durağı ne Libya ne de Suriye’dir. Doğrudur Libya’da Kaddafi’nin devrilmesinin ardından sıra Suriye’de Esad’ın devrilmesine gelecektir. Belki bir hafta sonra belki bir ay sonra belki de bir yıl sonra… Daha sonrasında da sıra İran’dadır. Yani Ahmedinejad’tadır. Kimse bu saatten sonra işte Arap ülkelerinde Ahmedinejad’da devrilirse bu isyanların son bulacağını sanmasın. Çünkü… “Siyonist – Haçlı Birliği” nin yegâne amacı Müslümanları dünyadan silmektir. Ve biliyorlar ki dedeleri Haçlı Seferleri ile bunu başaramadığından bu amaçlarının gerçekleşmesinin önündeki tek engel Müslüman Türk yani Türkiye’dir. Bu nedenle “Siyonist – Haçlı Birliği” nin asırlardır süren Türk’ü ve Müslüman’ı yok etme projelerine karşı etrafımızda olup bitenlerde sözümüzü ve gücümüzü göstermeliyiz. Lakin “Siyonist – Haçlı Birliği” nin sözde “insan hakları, demokrasi ve özgürlük” adına gerçekleştirdiği işgallere taraf olarak değil. Aksi takdirde yarın sıra Türkiye’ye geldiğinde üç – beş bin vatandaşın “Siyonist – Haçlı Birliği” tarafından kışkırtılması ile gerçekleştirilecek sözde bir isyanda bu vebali taşıyacakların da devrilmesi muhtemeldir. Ve o gün Libya’daki işgale taraf olanların söz söylemeye hakkı olmayacaktır. Belki Saddam’ın belki Kaddafi’nin belki de Esad’ın karşılaştığı veya karşılaşacağı son ile karşılaşılması muhtemeldir. Umut ederim ki bu sonla hiçbir Müslüman veya Türk ülkesi karşılaşmaz.
|