22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
KUTLU OLSUN!
Pazar, 28 Ağustos 2011 02:10

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan Han’ın Malazgirt Ovası’nda Bizans’ı dize getirmesinin üzerinden asırlar geçmesine rağmen her Ağustos ayında olduğu gibi bu Ağustos’ta da Sultan Alparslan’ın torunları biz Türkler Anadolu topraklarında hür olarak yaşamanın verdiği gururla nefes alıyoruz. Ne mutlu bizlere ki Anadolu toprakları hala Türk yurdu ve son Türk Şehit düşene kadar da öyle kalacaktır.
İşte 1071’de Malazgirt’te verilen büyük mücadeleden sekiz yüz elli sene sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya Meydan Muharebesi sırasında söylediği \"hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur\" sözü hem savaşın seyrini değiştirmiş hem de 1071 Malazgirt ruhunun asırlara rağmen hala ayakta olduğunun bir göstergesidir. Büyük bir azimle 1921 yılının 26 Ağustos’unda Sakarya’da 1922 yılının 26 Ağustos’unda Dumlupınar’da, Kocatepe’de verilen mücadele ile Ağustos ayı Türk Milleti için zaferler ayı olmuştur. Bu zaferler Büyük Türk Milleti’nin vatanı, bayrağı ve milleti için kanını – canını hiç düşünmeden feda etmesiyle kazanılmış ve de kutsal saydığımız Vatan topraklarımızın her karışı şehitlerimizin kanıyla sulanmıştır.
Bu zaferler tesadüf değildir. Bu zaferler kadınıyla, kızıyla, kızanıyla, yaşlısıyla, genciyle, hastasıyla, sağlamıyla, askeriyle, siviliyle Büyük Türk Milleti’nin top yekûn düşmana karşı başkaldırıp son damla kanına kadar mücadelesiyle kazanılarak Anadolu düşmana dar edilmiştir. Ve 1071 yılının 26 Ağustos’unda açılan Anadolu kapıları düşmana geçilmez kılınmıştır. Nitekim tarihi ve milli şuur ile hareket eden Büyük Türk Milleti, kazandığı zaferlerle tarihe adını altın harflerle yazdırmış ve bu bilinçle gelecek nesillere yani biz torunlarına kutlayacağımız zaferler bırakan başta Sultan Alparslan Han olmak üzere bütün Türk Hakanlarına, Başkomutanlarına, şehitlerimize – gazilerimize minnettarım!
Öte yandan kadınıyla, kızıyla, kızanıyla, yaşlısıyla, genciyle, hastasıyla, sağlamıyla, askeriyle, siviliyle Büyük Türk Milleti’nin top yekûn mücadelesiyle Vatan olan Türk Yurdu üzerinde ilelebet dünya yok olana dek Beyaz Ayyıldızlı Al bayrağımızın dalgalanacağından hiç kimsenin şüphesi yoktur! Lakin Büyük Türk Milleti’nin ve Devleti’nin içte ve dışta düşmanları her daim olmuştur ve olacaktır da… Bu durum karşısında Büyük Türk Milleti dün Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kocatepe’de verdiği mücadelenin daha fazlasını vererek içteki ve dıştaki düşmanları etkisiz hale getirip Anadolu’yu geçilmez kılacaktır. Bu güç Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği üzere Büyük Türk Milleti’nin damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Büyük Türk Milleti’nin doğuştan asker olmasının da hasebiyle “Ordusu olan bir devlet değil, devleti olan bir ordudur”! Ve de ordusuyla bir bütündür.
Nitekim son günlerde Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı etnik bölücü teröre karşı mücadele nedeniyle gündeme gelen zorunlu askerliğin ortadan kaldırılması yönündeki talepler akıl ve mantıkla bağdaşmamaktadır. Çünkü… Tarihin her döneminde olduğu gibi içte ve dışta dünyada bir başka örneği olmayacak kadar fazla düşmanı olan bir ülkede zorunlu askerliğin kaldırılması ilerde onarılması güç yaralar açacaktır. Sonuçta üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen dört bir yanındaki devletler en ufak bir açığını kollarken olası bir durumda sadece paralı askerlerle verilecek bir mücadele zaferle sonuçlanmayabilir. Oysa tarihte yaşanan savaşlarda Büyük Türk Milleti bırakın askeri ile cepheye gitmeyi kadınıyla, kızıyla, kızanıyla, yaşlısıyla, genciyle, hastasıyla, sağlamıyla, askeriyle, siviliyle Büyük Türk Milleti’nin top yekûn bir olup cephede savaşmıştır. Bu nedenle gençlerin belli bir yaşta silah eğitimini alıp olası bir savaşta hangi durumda ne yapması gerektiğini ve hatta ne zaman nerede olması gerektiğini öğrenmesi, bilmesi şarttır.
Sonuçta vatanımız olarak nitelendiğiniz ve üzerinde yaşadığımız topraklarımız jeopolitik konum ve yeraltı – yerüstü zenginlikler açısından dünyanın en gözde toprakları olmasından dolayı tarihin her döneminde olduğu gibi bugünde dostundan çok düşmanı olan bir ülke olmamız hasebiyle hem güçlü bir orduya sahip olmak hem de milletin silahlı eğitiminden geçirilmesi şarttır. İşte bu nedenle profesyonel ordu kurulması gerektiğini savunup ardından da zorunlu askerlik kaldırılsın tarzı iddiaları gündeme getirmek sakıncalıdır. Elbette profesyonel ordu yapılanması şarttır. Lakin profesyonel ordunun yanı sıra zorunlu askerlik sistemine de devam edilerek gençler belli yaşlarda eğitilmelidir. Ve hatta geçmiş tarihimizde girdiğimiz savaşlarda Türk Kadını, Türk Kızları ve ninelerimiz cephe önünde ve cephe gerisinde yer aldıklarından dolayı bugünde belli bir yaş aralığındaki bayanlara üç aylık dahi olsa silahlı eğitim ile ilk yardım eğitimi verilmelidir. Eğer radikal bir adım atılacaksa bu alanda bir radikal adım şarttır. Bu vatanı savunmanın kadını – erkeği, genci – ihtiyarı olmadığını Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kocatepe’de görmüş bir milletiz.
Ayrıca Büyük Türk Milleti bu vatanı atalarından miras değil emanet almıştır. Emaneti koruyup kollamak ve gelecek nesillere emanet olarak bırakmak Büyük Türk Milleti’nin vazifesidir. Nitekim Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu vatanı Türk Gençliği’ne emanet etmiştir. Bu bağlamda “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” mücadelesinden İstiklalini kazanmış Büyük Türk Milleti’nin gençliğine yazdığı 20 Ekim 1927 tarihli hitabesini beynimize nakış nakış işlemek Türk Gençliğinin vazifesidir. İşte o hitabede Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk, biz gençlere şöyle sesleniyor:
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu kutsal vatanı emanet ettiği Türk Gençliği olarak, her daim Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında ve emrinde olmak zorundayız. Bu vatan topraklarını korumak için gerekirse canımızı – kanımızı feda etmemiz gerekir. Bizler bu vatanı atalarından miras almış değil gelecek nesillere emanet bırakmak için emanet almışız. Bu emaneti de korumak en büyük vazifemizdir. Sultan Alparslan Han’ın 1071’de Malazgirt’te Bizans’ı bozguna uğrattığı gibi vatan toprağına göz dikenlere karşı Büyük Türk Milleti olarak genci – yaşlısı, kadını – erkeği, askeri – sivili bir olup yine düşmanı bozguna uğratacak güce sahiptir. Bu konuda hiçbir endişem de yok! Yeter ki Yüce Allah ordumuza ve milletimize zeval vermesin!
Tarihte olduğu gibi yeri geldiğinde yine zaferler yazacak ordusu ve gençliği olan Büyük Türk Milleti’nin bir ferdi olarak 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nin yıldönümü ve “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” diyerek başlatıp İstiklal ile sonuçlandırarak kendimize Zafer Bayramı olarak kabul ettiğimiz 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun! Bu uğurda mücadele eden Şehitlerimizi, Gazilerimizi ve Atalarımızı minnetle anıyor, huzurlarında saygıyla eğiliyorum. Yüce Allah hepsinden razı olsun! Hepsinin mekânı cennet olsun!
Biliyorum ki bugün onlar bu kutlu davada verdikleri mücadeleden dolayı her biri Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (sav) ile komşular ve Yüce Rabbimizin güller bahçesindeler. Yüce Rabbim! Bizlerin onların karşısına yüzümüz ak, başımız dik çıkmayı nasip eylesin! Türk – İslam Âlemi’nin Kadir Gecesi mübarek olsun! İnşallah bin aydan daha hayırlı bu mübarek gecenin yüzü – suyu hürmetine Karabağ, Doğu Türkistan, Kerkük, Musul gibi işgal altındaki Türk yurtlarımızın özgürlüklerine kavuşup Türk soydaşlarımızın ve Müslüman kardeşlerimizin hür ve özgür yaşamasına vesile olması temennisiyle… Hayırlı Kandiller! 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile