Asikurtlar©

Pusuda bekleyenlere umut vermeyin

Pusuda bekleyenlere umut vermeyin
02 Ekim 2016 - 15:00 'de eklendi ve 4560 kez görüntülendi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. E. Semih Yalçın, Lozan Barış Antlaşması‘yla ilgili tartışmalar üzerine ORTADOĞU gazetesine önemli açıklamalar yaptı.

 

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündem değiştirmeyi hedefleyen Lozan’la ilgili sözlerinin ardından konuyla ilgili tartışmalar yeniden alevlenmiştir. Böylece bazımeczuplarındelilleri karartarak, tarih” gerçekleri saptırarak kaleme aldığı metodolojiden ve bilimsel dayanaklardan yoksun; ön yargılar, saptırmalar ve saplantılarla dolu; buram buram Atatürk düşmanlığı kokan ” Lozan Zafer mi, Hezimet mi? ” sorusunu mehaz ittihaz eden çevrelere de gün doğmuştur” diyen Yalçın, “Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan’ın en uygunsuz zamanda yeniden tartışmaya açılması büyük bir hatadır.Soykırım yalanları hakkında ” Tarih” olayların değerlendirmesi ve gerçeklerin ortaya çıkarılması tarihçilere bırakılmalıdır. ” tezini savunan Türkiye, Lozan konusunda da tutarlı olmalıdır. Ayrıca devletin zirvesinden Lozan’ı tartışmaya açmak, 100. yılına yaklaşan Cumhuriyet’imizin temellerine dinamit döşemekten, kendi göğsüne kurşun sıkmaktan farksızdır. Hele Lozan’ın yutturmaca olduğunu ileri sürmek, Sevr’i hortlatabilmek için serbest kalacakları günü bekleyen sırtlanların kafeslerinden çıkmasına zemin hazırlamak, Cumhuriyet’i zımnen reddetmektir.

 

Lozan, Sevr metni ile Misak-ı Mill”’nin siyasi anlamda çarpıştığı ve tarihin hemen her döneminde karşılaştığımız medeniyetler çatışmasının ” 20. yüzyıl versiyonunun ” yaşandığı mek‰ndır. İlm” açıdan sabit olan bu temel gerçeklik tarihe not düşülmüş olmasına rağmen Lozan Konferansı’nın kıymetini ” Zafer mi, hezimet mi? ” sorusu etrafında farklı niyet besleyen görüşlerin sığ çatışmalarıyla değerlendirmeye çalışmak yanlış ve maksatlı bir yaklaşımdır. Misak-ı Mill”’den Lozan Konferansı’na bakıldığında bazı kayıpların olduğu, özellikle Musul ve Batı Trakya meselesinde Misak-ı Mill”’nin tam anlamıyla gerçekleşmediği doğrudur. Ancak Sevr’den Lozan Konferansı’na bakıldığında yok edilmeye çalışılan bir milletin olağanüstü zaferi olduğunu söylemek mümkündür” açıklaması yaptı.

 

 

NELER YAŞANDI?

Yalçın, “Lozan Konferansı’nda sınırlarla ilgili bir takım hususlarda arzu edilen başarının elde edilememesinin sebeplerden biri de görüşmeler sırasında Türk heyetinin Ankara ile olan iletişim kopukluğudur. Türk heyetinin gelişmeler karşısında ortaya koyması gereken ani diplomatik manevralarda yavaş kalması, Ankara’ya gönderdiği telgrafların çok uzak bir mesafe kat ettikten sonra İstanbul’a oradan da başkente iletilmesi sebebiyledir. İngilizlerin sahibi olduğu Eastra (Doğu) hattını kullanan Türk heyetinin telgrafları normal süreden 10 saat daha geç Ankara’ya ulaşabilmiş, hatta bazı telgraflar kaybolmuştur.

 

Ayrıca Lozan’daki Türk Heyeti ile Ankara arasındaki telgrafların İngiliz istihbaratı tarafından ele geçirilerek şifrelerinin çözüldüğü bilinmektedir. İngiliz şifre çözücülerin Lozan-Ankara arasında elde ettikleri bilgileri İngiltere’ye rapor etmeleri, hayati önemdeki oturumlar öncesinde İngiliz heyetine daima stratejik üstünlük sağlamıştır.

 

Uluslararası diplomasi alanında fazla tecrübesi olmayan Türk heyeti, farklı yollar takip ederek görüşmelerden en az zararla ayrılmayı planlamıştır. Türk heyeti, Lozan’daki tartışmalı konuları konferans gündeminden çıkarmaya çalışarak ikili görüşmeler yoluyla halletmeye çalışmıştır. Türkiye’nin izlediği bu stratejide güttüğü amaç, konferansa taraf olan devletlerin bir bütün olarak hareket etmesinden doğan zorluğu aşmak ve mümkün olursa Batı blokunun ayrışmasını sağlamaktır” dedi.

 

 

 “SEVR MANTIĞININ HåKİM OLDUĞU TİPİK BATI ANLAYIŞINI,LOZAN GÖRÜŞMELERİNDE DE GÖREBİLMEK MÜMKÜNDÜR” 

Yalçın, şunları söyledi: “Türk heyeti, Lozan görüşmeleri sırasında Osmanlı Devleti ile ilgili bütün meselelerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Müttefikler (bilhassa İngiltere), kendilerini ” I. Dünya Savaşı’nın galibi ” olarak görmüşler, konferansta söz sahibi olmak istemişlerdir. Türkiye ise bu oldu bittiyi kabul etmemiş, İstiklal Savaşı’nın galibi sıfatıyla eşit haklara sahip bir devlet olarak masaya oturmuştur. Buna rağmen Müttefikler, yeterince görüşülmemiş birçok meseleyi ihtiva eden barış metnini, Türkiye’ye kabul ettirmek istemişlerdir. Üstelik Türk temsilcilerine ” Ya kabul edersiniz, ya da konferansı terk ederiz. Konferans dağılırsa bunun bütün sorumluluğu sizin olur. ” diyebilmişlerdir. Müttefiklerin bütün baskılarına rağmen Türkiye, diğer mağlup devletlerden Lozan’da farklı olarak konferansa galip devletlerle eşit statüde oturmayı başarmıştır. Yine diğer barış antlaşmalarından farklı olarak Türkiye’ye yüklenmiş savaş tazminatı yoktur. Aynı şekilde Türkiye de savaş tazminatı almamıştır.

 

Türkiye, Lozan’da son derece hassas ve tepkili olduğu Sevr şartlarının uygulanma ihtimaline karşı mücadele vermiştir. Mill” Mücadele’de Sevr şartlarına karşı ortaya konan asker” tepki, Lozan’da siyasi tepki şekline dönüşmüş ve tam bağımsızlığın (istikl‰l-i tam) temel hareket noktasını oluşturmuştur. Türkiye, bu tepkisini ortaya koyarken üç temel azınlık grubu (Rum, Ermeni, Yahudi) dışında Anadolu halkını ayırmaksızın yeni devletin kurucu ve asli unsuru olarak kabul etmiştir.

 

Sevr mantığının h‰kim olduğu tipik Batı anlayışını,Lozan görüşmelerinde de görebilmek mümkündür. Sevr metninin azınlıklara yaklaşım biçimi, ” ırk” azınlık ” kavramının ön pl‰na çıkarılarak Türkçeden başka bir dille konuşan Osmanlı tebasını tamamıyla ayrıştırma ve yeni milletler yaratmaya yöneliktir. Bu noktada Türk heyetinin Lozan Konferansı’nda elde ettiği fakat pek fazla ifade edilmeyen başarılarından birisi de Batılı devletlerin soy, ırk ve dil temeline dayanan azınlık tanımını kabul etmeyerek din temeline dayanan azınlık tanımını bütün katılımcı devletlere benimsetmiş olmasıdır.

 

 

” LOZAN BARIŞ ANLAŞMASI HåLå GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRMEMİŞ BİR SİYASİ BELGE NİTELİĞİNDEDİR 

Azınlıklar konusunda Sevr’de soy azınlığı kavramının kabul görmüş olmasına rağmen Lozan’da bu kapsam Türk heyetinin isteği doğrultusunda daraltılmış, din temelli azınlık kavramı kabul görmüştür. Bu noktada “azınlık” kavramını “farklılık” kelimesiyle izah eden Müttefiklerin yürüttüğü “azınlıklar politikası”, ikiyüzlülük temeli üzerine bina edilmiştir.

 

Sevr ile Lozan arasındaki en önemli fark, her iki anlaşmanın sahip olduğu zihniyettir. Sevr’in dayatmacı zihniyeti, imzalanmasından sonra çok geçmeden geçerliliğini yitirmiş olmasıyla açığa çıkmıştır. Lozan Anlaşması’nda durum çok farklı olup, genel bir kabulün ve milletlerarası mutabakatın gerçekleşmiş olduğu görülmektedir. Bu sebeple Lozan barış anlaşması h‰l‰ geçerliliğini yitirmemiş bir siyasi belge niteliğindedir.

Lozan Barış Antlaşması’yla Mustafa Kemal Paşa’nın dış politika ilkelerinin, bütünüyle olmasa bile büyük ölçüde gerçekleştirilmiş olduğu söylenebilir. Boğazlar ve Trakya sınırında askerden arındırılmış bölgeler kurulması ve İstanbul’daki asker sayısının sınırlandırılması kaydı dışında, Türkiye toprakları, ülke ve askerlik sorunları yönünden bağımsızlığını elde etmiştir. Atatürk, Nutuk’ta bu meseleyi kısaca şöyle özetlemektedir:

“Lozan sulh masasında bahse mevzu olan meseleler üç dört senelik yeni bir devreye münhasır kalmıyordu. Konferansta asırlık hesaplar görülüyordu. Bu kadar eski, bu kadar karışık, bu kadar mülevves hesapların içinden çıkmak elbette o kadar basit ve kolay değildi.”

Lozan görüşmeleri esnasında tarafların çözümlenmesi hususunda ısrarlı olduğu iki başlıktan birisi Türk Boğazları, diğeri ise Musul meselesi olduğundan, bu iki mesele Antlaşmanın imzalanmasından sonra da Türk dış politikasının gündeminden düşmemiş, tam tersine önem kazanmıştır. Atatürk’ün Montrö Boğazlar Sözleşmesi gündemini 1936 yılına taşıması, bu meselenin halli için şartların iç ve dış siyasi zeminde en uygun olduğu zamanı bilmesiyle alakalıdır.

 

Musul Meselesi’yseİngiltere’yle yeni bir savaşa girmeyi gerektirdiğinden, henüz filiz veren devlet fidanı daha büyümeden solmasın diye istemeye istemeye bundan vazgeçilmiş, maceraya girilmemiştir. Bugün nasıl Türkiye ABD’ye rağmen Suriye’de uluslararası çıkarlarına uygun adımlar atamıyorsa, geçmişte de İngiltere engellenip Musul alınamamıştır.Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyettarihi; Atatürk’ün pragmatik ve realist dış politika takip ettiğini, maceradan uzak durduğunu gösteren belgelerle doludur.

 

Lozan aynı zamanda bağımsızlığını kazanmış Türkiye’nin geçmişi ile hesaplaşması, tarihi ile yüzleşmesi anlamı da gelmiştir. Lozan’a katılan devletler Türkiye’yi Osmanlının mirasçısı görerek eski ile olan bütün meselelerini Türkiye ile çözmeye çalışmışlardır.

 

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlının bakiyesi üzerine bina edildiğine göre onun mirasçısı ve devamı olması tarih” bir hakikatin ifadesidir. Bu gerçek Cumhuriyet’i kuranlar tarafından da idrak edilmiş ve talep edilen hesap ziyadesiyle görüşülmüştür.

 

Lozan Antlaşması, istiklalini kaybeden, ancak h‰kimiyet hakkını tekrar canı pahasına kazanan Türk devletine hukuken “meşruluk” tanımıştır. Çağdaş bir Türk devletinin doğuşunun ifadesi olan Lozan, Cumhuriyet’in kendisini dünyaya kabul ettirdiği siyas” bir belge niteliğine sahiptir. Lozan, Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanıp da günümüze kadar h‰l‰ geçerli olan nadir barış antlaşmalarından biridir. Nihayet Lozan’da iktisad” ve mal” konularda elde edilen başarı, Misak-ı Mill”’nin son maddesinde öngördüğü iktisadi bağımsızlığın önündeki bütün engellemelerin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmektedir.

 

 

“TÜRK MİLLETİ İSTİKLAL MÜCADELESİNE YOKLUKLAR İÇİNDE BAŞLAMIŞTIR” 

Atatürk’ün de belirttiği gibi Müttefik Devletler Sevr’den sonra ilk defa paylaşma projelerini geri çekerek iktisadi ve siyasi anlamda bağımsız bir Türk Devleti’ni tanımak zorunda kalmıştır. Bütün bu özelliklerinden dolayı Lozan Barış Anlaşması; canlı, yaşayan ve korunması mutlak olan siyas” bir belge niteliğindedir.

 

Ege Denizi’ndeki adaların Lozan’da elimizden çıktığı iddiası tamamen yanlıştır. Kıbrıs Adası 1878’de İngilizlerin kontrolüne geçmiş, Girit Adası 1908’de Yunanistan’a katılmıştır. 12 Ada ise 1911’deki Osmanlı-İtalyan Savaşı sırasında İtalyanların işgaline uğramış, bir yıl sonra Balkan Savaşı patlak verince Ege Adaları tamamen kontrolümüzden çıkmıştır.

 

Türk milleti istiklal mücadelesine yokluklar içinde başlamıştır. Ankara hükžmeti, 1 milyon 600 bini bulan ama Birinci Dünya Savaşı’nda ‰deta eriyen Osmanlı ordusundan geriye kalanlarla 120 bin kişiyi zar zor bulan bir ordu kurup kara savaşı yapabilmiştir. Ankara’nın elinde;bırakınız mütevazı bir donanmayı, bir harp gemisi dahi yoktur.

 

Adalara yeniden sahip olabilmenin yolu, donanma kurmaktan geçmektedir. Tek‰lif-i Harbiye Emirleri’ni çıkararakfakir ve perişan durumdaki Anadolu insanının fedak‰rlıklarını son raddesine kadar zorlayan Birinci TBMM, tek savaş gemisi alacak imk‰na malik değildir. Türk genelkurmayınınpostal bile yetiştiremediği kahraman asker, zaman zaman günlerce aç karnına muharebe etmiştir.

 

Türk askerini İstanbul’a götürecek bir asker” gemi olmadığından,savaş kazanıldıktan sonra Refet Paşa, TBMM’yi temsilen bir miktar muhafız kuvveti alıp 19 Ekim 1922 Perşembe günü Mudanya’dan İstanbul’a Gülnihal Vapuru ile geçmiştir.

 

sl276 Gülnihal Vapuru ile denizlere hakim olunamayacağı veKurtuluş Savaşı sırasında İtilaf Devletlerinin savaş gemileri Ege’de vızır vızır gezerken birkaç kayıkla maceraya girilip adaların alınamayacağı gibi, tarihi tarihçilere bırakmadan Türkiye’nin geleceğine sahip olunamayacağı da unutulmamalıdır. Hiç zamanı ve yeri değilken yeterince bilgi sahibi olmadan Lozan’ı yeniden tartışmaya açmanın hiçbir siyasi getirisi olmayacak, bilakisbu yüzden pusuda bekleyen düşmanlar yeniden Sevr pastası pişirip pay kapmak için umutlanacaklardır.

 

 

“HALEP SURİYE’DEYSE ARŞIN ANKARA’DADIR

Yeniden ortaya atılan Lozan tartışması karşısında, milliyetçi çevrelerde ” Acaba terörle mücadelede yılgınlığa düşülerek ve Türkiye’nin sınırlarının korunması için Suriye’de atılan cesur ama haklı adımlardan vaz geçilerek Sevr hayali kuranları teskin etmek için verilecek tavizlere şimdiden gerekçe mi hazırlanmaktadır? ” sorusu endişeyle sorulmaktadır. Bilinmelidir ki kurtuluş mücadelesi ruhu asla Lozan öncesine dönülmesine izin vermeyecek, her türlü emperyalist plan milletimizin iman dolu göğsünde parçalanacaktır. Türk milleti bekasını, destansı fedak‰rlık ve kahramanlıklarla kurduğu Cumhuriyet’i korumak için kanının son damlasına kadar mücadeleye yılmadan devam edecektir.

 

Netice olarak diyeceğimiz şudur:Lozan’ı aşmak, ancak bağımsız Türkiye idealine giden yola o günkünden daha fazla taş döşemekle mümkündür. Halep Suriye’deyse arşın Ankara’dadır.”

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER