Asikurtlar©

PKK’NIN GÜÇLENMESİNE KİM GÖZ YUMDU?

PKK’NIN GÜÇLENMESİNE KİM GÖZ YUMDU?
21 Eylül 2015 - 19:51 'de eklendi ve 4267 kez görüntülendi.

20 Temmuz’dan bu yana verdiğimiz şehit sayısı 140’ı buldu.
3 yıldır PKK ile girişilen müzakere sürecinin meyvelerini işte böyle alıyoruz!
AKP’nin ekip, PKK’nın biçtiği ve adına çözüm dedikleri, oysa ihanetin daniskası olan süreç belasına üzülerek ifade etmek gerekir ki daha çok kurban vereceğe benziyoruz.
Çünkü terörün bitmesini bir yana bırakın PKK’nın bu dönem içerisinde hiç olmadığı kadar çok silahlandığı bugün gelen itiraflarla kan dondurmaya yetiyor.
Milletten devleti yönetmek için iktidar yetkisi alan AKP, terörü bitirmek vaadini sözde çözüm süreci ile topluma sundu, PKK’nın silah bırakacağını söyledi, Türkiye’nin ufkunun açıldığını iddia etti…
Oysa 60 tonun üzerinde patlayıcı, 80.000 silah il ve ilçelere sokulurken görerek ve bilerek sesini çıkarmadı.
Sınırlarımızın dışında, Suriye’de PKK’nın devlet kurma girişimleri ise işin cabası oldu ama bunun karşısında da kıllarını dahi kıpırdatmadılar; hatta kimi zaman Dış İşleri’nde PKK-PYD’lileri ağırlayacak kadar ileri gidebildiler…
Dün açılımın ve çözümün ne olduğunu bir türlü millete anlatamayanlar, bugünlerde itiraf furyasına takıldılar.
Bülent Arınç, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu derken neredeyse AKP’lilerin hepsinin ağızlarından bu türden itiraflar dökülür oldu.
Hepsinin ortak görüşü aynı: PKK’nın silah depoladığını, il ve ilçe merkezlerine militan yığdığını biliyorduk ama birşey yapmadık!
Yani milleti aldattık!
Aslında AKP’lilerin ve süreç ihanetine bulaşanların itiraf ettiklerinde bir türlü söyleyemedikleri şunlardır:
Biz millete terörü bitireceğimizi söyledik ama daha da azdırdık!
Biz millete PKK silah bırakacak dedik ama PKK’nın silahlanmasına göz yumduk!
Biz PKK sınır dışına çıkacak artık ülkede olmayacak dedik ama dağlardan şehirlere inan teröristlere ilişmedik!
Biz büyüyeceğimizi söyledik ama bölünmeye giden yola kıvrılan viraja bile bile girip, memleketi hepten ateşe attık!
Biz her açıdan suçluyuz!
* * *
Şurası açık ki süreç ihanetine bulaşan Cumhurbaşkanı’ndan tutun, Başbakanına, bakanlara, müsteşarlara, valilere kadar uzanan alanda her kim varsa, ki bunların kimler olduğu herkesçe biliniyor, hepsi de ihanetin sorumlularıdır.
PKK’yı ve terörü bitirmeyi bir yana bırakın, AKP tarafından 2010’da yapılan yasal değişiklikle TSK’nın operasyon yapma yetkisi elinden alındı.
Oslo’da kurulan AKP-PKK ortaklık masasından sızan bilgilerde zaten bu durumu tarifliyordu.
Dönemin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla PKK’lılarla buluşan şimdiki MİT Müsteşarı Hakan Fidan, karşısındaki teröristlere açık açık “bölgede görev alan valilerin PKK’nın hassasiyetlerini paylaşacağını” son derece rahat ve samimi bir şekilde ima etmişti.
Mesele bu kadar açıkken ve daha önce “çözüm sürecinin altına gövdemizi koyduk” diyen Erdoğan, Dağlıca’dan 16 şehit haberini aldığımız gün katıldığı bir televizyon programında bu kez çok ilginç bir çıkış yaparak sözde çözüm sürecinde PKK’nın güçlenmesinin ve silah depolamasının sorumlusu olarak “güvenlik güçlerini” adres göstermiş ve “bu süreç içerisinde güvenlik güçlerimiz herhangi bir çatışmaya, şuna buna girmeyelim dediler” ifadelerini kullanmıştı.
AKP iktidarından gelen itiraflar bir yana bırakılırsa ve doğrudan bu açıklama dikkate alınırsa, ülkenin “Başkomutanlık” makamında bulunan ismin, PKK’nın eylem ve hazırlıklarına göz yumma suçuyla ilgili açık açık Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef gösterdiği gerçeği ortaya çıkmıştır.
Ancak geride bıraktığımız gün TSK’dan edinilen bir bilginin basınla paylaşılmasıyla zaten hakikati her hal ile ortada bulunan durumun neticesi bir kez daha tescillenmiş oldu.
Bu bilgiye göre TSK sadece geçen yıl 3 il için PKK’ya yönelik olarak gerçekleştirmek istediği 290 operasyon talebinde bulunmuş, bu taleplerden yalnızca 8 tanesine valilerden olur verilmiş, bunlarında diğerlerine göre önem derecesi bakımından daha düşük değerlendirilen olayları kapsadığı anlaşılıyor.
* * *
Burada işin can alıcı noktası, TSK’nın valilerden istediği operasyon izinlerinin yazılı olarak talep edilmiş olması ve yine yazılı olarak cevabının alınarak kayda girmiş bulunmasıdır!
O vakit belge ve delillerle konuşursak, sözde çözüm sürecinde PKK’nın güçlenmesine göz yumulması ihanetinde kimin elinde ne var sorusunun cevabı karşımıza şu şekilde çıkıyor:
-AKP sözde çözüm süreci boyunca PKK’nın eylemlerine ses çıkarılmadığını itiraf etmiştir. Ayrıca örgütün silahlandığının bilinmesine rağmen sürece zarar gelmemesi bahanesiyle yasal olarak görevlendirdiği valilere gayrıyasal bir uygulamayla “PKK’ya yönelik operasyon yapılmaması” emri verdirdiği anlaşılmaktadır.
-Oslo görüşmelerine bakılırsa, Doğu ve Güneydoğu’da görev alan valiler “PKK’nın hassasiyetleri göz önünde bulundurularak” özenle seçilmişlerdir.
-Valiler, AKP iktidarından aldığı yasal olmayan emirleri uygulamış ve TSK’nın PKK’ya yönelik operasyon yapma taleplerinin çok büyük bir kısmına onay vermemiştir.
-TSK, PKK’nın eylem ve hareketliliğini yakından takip etmiş, sorumluluğunun gereğini yerine getirmek istemiş ve bunun için yasalardan kopmamış, sıralı amir ve hükümleri uygulayarak şimdi gelinen noktada vazifesinin hesabını belgelerle beraber elinde hazır tutmaktadır.
Meselenin özü ve özeti bundan ibarettir.
Fakat hadisenin en komik kısmı ise PKK’yı azdırıp, silahlanmasına ve zemin kazanmasına sebep olanların, bunu önleyecekleri yerde “yürüyüş” yapmış olmalarıdır.
Kaldı ki dün Oslo’da, İmralı’da, Kandil’de terörle yürüyenlerin, bugün teröre karşı yürümeleri ne derece samimi olabilir, değil mi?
Millet terörü bitirin diye oy verirken, AKP bu yetkiyi yürümek için kullanıyorsa, 1 Kasım’da “yolun açık olsun, hadi git şimdi nereye yürüyeceksen yürü” demek gerekmez mi?
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER