Asikurtlar©

PKK’nın Beli Kırılmadı Yeni Saldırı Hazırlığında

PKK’nın Beli Kırılmadı Yeni Saldırı Hazırlığında
09 Mart 2016 - 7:00 'de eklendi ve 4245 kez görüntülendi.

PKK’nın en azgın olduğu 1991-93 yılları arasında bile bu kadar şehit verilmediğine dikkat çeken Pamukoğlu bu bilgiyi verdi ve şu tespiti yaptı: “Güneydoğu 7 aydır PKK’dan temizlenemedi! Tek nedeni, ‘çözüm süreci’

Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanlığı döneminde terörle mücadelenin önde gelen ismi emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nu evinde ziyaret ettim. Emekliye ayrıldıktan sonra Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı olarak siyasete atılan efsane komutan, HEPAR’ı gençlere bırakmış. Bugün HEPAR’ın yönetiminde çalışan tüm partililer 30 yaş altı kadın ve erkeklerden oluşuyormuş! İnanabiliyor musunuz? Açıkçası bunu duyduğum an aklımdan ilk geçen, ‘Demek ki iyi şeyler de oluyormuş” demek oldu. Tabii ki demedim. Çünkü Osman Paşa ile Türkiye’nin kanayan yarası terörü ve terörle mücadeleyi konuştum.

– “Türkiye Suriye’ye dönecektir” diye endişelenenler var. Döner mi?
Döndü bile!… Cilvegözü, Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara Garı, Sultanahmet, Ankara Devlet Mahallesi saldırıları ve Güneydoğu’daki ilçelerde 7 ayı aşkın süredir devam eden sokak savaşları, bunu doğruluyor. Verilen kayıplar, yaralılar, sönen ocaklar, operasyon bölgelerindeki halkın perişanlığı, metropollerde yaşayan insanların, “her an bir şey olacak” psikolojisiyle altüst olmuş sinirleri yetmez mi?

‘POLİTİK STRATEJİ SORUNLU’

– Niye ilçeler temizlenemedi?
Bunun oralarda cansiperane ve kahramanca çarpışan polis, jandarma ve ordu mensuplarıyla hiç mi hiç ilgisi yok. Sorun; politik ve askeri stratejiyle ilgili. Kötü bir politikayı, iyi yapılan bir savaş düzeltemez, ama daha da kötüye gitmesine mani olabilir. Kötü bir stratejiyi ise, en iyi yapılan taktikler bile kurtaramaz. Meydan muharebeleri bile bir günde bitti. Ama Güneydoğu 7 aydır PKK’dan temizlenemedi! Bunun tek nedeni, “çözüm süreci” denilen ve meydanı PKK’ya bırakan politikadır. Bakın; PKK’nın en azgın olduğu dönem 1991-1993 yılları arasındadır. Birçok karakola aynı gecede 200-300 kişilik gruplarla saldırdığı, baskın ve pusuların haddi hesabı yokken dahi, 6-7 ay kadar bir zaman aralığında bu kadar kayıp verilmemiştir. Çok merak eden, sadece medya arşivlerine bakarak bile, bunu hemen görüp öğrenebilir. Hükümet kendi ağzıyla söylüyor; “Bizi silah bırakacağız diye kandırdılar!”

– Esas sorumlu makam kim?

Maalesef o da karmaşık bir hale sokulmuş. Söz konusu bölge ve ilçelerde resmi sorumluluk taşıyanlar; valiler, kaymakamlar, il jandarma komutanları, ilçe jandarma komutanları, il ve ilçelerin emniyet müdürleri ve ordu birlikleri değil mi? Her tip silah var, karşılıklı insan öldürülüyor ve herkes sorumlu. Bu korkunç bir şey gerçekten! Komuta kimde? Harekatın nerede, ne zaman, nasıl, hangi kuvvetlerle, kimin sorumluluğunda yapılacağına kim karar veriyor? Kararlardan hangisi doğru ve bu sorumluluğu oradakilerden hangi şahıs üstlendi? Bu ülkede 4 yıldır ağzını açan, “savaş ve barış” sözcükleriyle, PKK ile mücadeleyi konuşuyor. Ancak, savaşın uluslararası hukuku vardır ve harekat alanında tek komuta esastır. Yarın hesabını da o şahıs kimse, o verecektir. Şimdi Güneydoğu’da olağanüstü hal, sıkıyönetim var mı? Yok.

– Ama PKK’nın çok fazla kayıp verdiği açıklanıyor. PKK’nın beli kırıldı denilebilir mi?
Bu “Beli kırıldı”, ya da “Son terörist kalıncaya kadar…” lafları 30 yıllık temcit pilavıdır. PKK’nın bir yerinin kırıldığı falan yok! Eğer öyle olsa; geçen 30 yılda her defasında yaptığı gibi yana yakıla ateşkes isterdi. Tersine; Kandil kadrosunun hafta geçmiyor ki Avrupalı gazetecilere verdiği demeçler var. Mart ayından itibaren tüm kent ve kırsal alanlarda yaygın mücadeleye girişeceklerinden söz ediyorlar!

‘Türkiye, müttefiklerinin kaypaklığını önlemeli…’

“Yeni strateji lazım. Yüksek bir politik strateji ve yüksek bir askeri strateji şart. Ya Rusya ile yanında İran da olacak şekilde bir ittifak yapacaksınız. Ya da başta ABD olmak üzere klasik müttefiklerinizin kaypaklığını önleyeceksiniz. “PKK’yı terör örgütleri listemize aldık” enayiliğini kimsenin yutmadığını artık bilmelerinin zamanı geldi de, çoktan geçti bile. Türkiye hiç olmadığı kadar bir mızrak ormanının içinden geçiyor. Partizanlığın, günlük siyasi itiş kakışların, sığ ve yüzeysel lafların zamanı değil. Net, kesin, açık, aleni ve cesurca ulusal birlik ve beraberliğe ihtiyaç var. Ülkenin içinde ve çevresinde ulusal güvenliği tehdit eden ve büyüyecek olan bir tehlike karşısında kamuoyunun da mutlaka partici zaaflarıyla değil, yurtseverlik duygularıyla hazırlanması gerekir. Bu faktör özellikle savaş hali ve ihtimali olduğu dönemlerde büyük önem ve önceliğe sahiptir. Aksi halde kazanılamaz. ”

 

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER