SON DAKİKA
<

Söz Konusu Olan Vatanın

Gündem Yazıları

BİZİM BRÜTÜS

KÖŞE YAZILARI

PKK AÇILIMI VE MHP’YE ALGI OPERASYONU

Bu haber 18 Temmuz 2017 - 14:21 'de eklendi ve 3.228 kez görüntülendi.

2008-2009 yıllarının fırtınalı siyasi atmosferinde Devlet Bahçeli’nin sergilediği tutarlı duruş karşısında paralel yapının MHP’ye ilgisi arttı. FETÖ elebaşı en mutemet adamlarından birini, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle görüşmesi için görevlendirdi.

Sözde açılım projesinin sayfalarında da cemaatin parmak izi vardı. MHP Lideri Devlet Bahçeli, PKK açılımına şiddetle karşı çıktığı için iktidardan gelen sert eleştirilere metanet ve kararlılıkla direndi. Buna karşılık başını paralelcilerin çektiği yandaş medya ise MHP’nin duruşu aleyhinde algı operasyonlarına hız verdi.

Atananlardan oluşan Yüksek Mahkeme, milletin seçtikleri tarafından alınan kararı yok saymıştı.
Bu, demokrasiye darbe niteliğinde bir iptal kararıydı.
Devlet Bahçeli, ilk tepkisini yazılı bir açıklamayla verdi.
Anayasa mahkemesi kararının hukuki değil, siyasi olduğunun altını çizdi.
Açıklamasında, şöyle dedi:

“TBMM’nin bu sınırlı amaçla Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerinde yaptığı değişiklikler, bu soruna toplumsal hoşgörü anlayışıyla makul bir çözüm bulunması amacına yönelik samimi bir çaba olmuştur.
Bunun devletin temel ilkelerine yönelik bir hareket olarak değerlendirilmesi siyasi açıdan kabul edilemez.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, çözümsüzlüğe itilerek kanayan bu toplumsal yarayı derinleştirmiştir.
Bu kararla millî vicdan yara almıştır.
Sorun bu şekilde hukuki bir sonuca ulaştırılmış olsa da, bunun millî vicdanda nasıl çözüleceği konusu açıkta kalmıştır.
Bu kararın çok yönlü sonuçları olması kaçınılmazdır.
Bu karar korkarız ki Türk toplumunun inanç temelinde bölünmesi ve cepheleşmesi sürecini hızlandıracaktır.
Milletle devleti, devletle milleti karşı karşıya gibi gösterecek bu karar, bu yöndeki istismar çabaları için değerli bir zemin teşkil edebilecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi millî vicdanı yaralayan bu siyasi kararı Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir üzüntü ve endişe ile karşılamıştır.”
Anayasa Mahkemesi, AKP hakkındaki kapatma davasını da 30 Temmuz’da karara bağladı.
Yüksek Mahkeme heyetindeki 6 üye partinin “kapatılması”, 5 üye ise “kapatılmaması” yönünde oy kullandı.
Anayasa’da kapatma için aranan nitelikli çoğunluk olan 7 üyenin oyuna ulaşılamadı.
Fakat Yüksek Mahkeme, AKP’nin 2008’de aldığı Hazine yardımından 1/2 oranında yoksun bırakılmasına karar verdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu konuda da cesur, kararlı ve yapıcı tavrını sürdürdü.
26 Ağustos 2008 günü bir basın toplantısı düzenleyerek partisinin görüşlerini kamuoyuyla paylaştı.
Milliyetçi Hareket Partisinin, terör ve şiddeti siyasi amaç ve araç olarak gören partiler dışında siyasi partilerin kapatılmasına karşı olduğunu söyledi.
Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinin ve Siyasi partiler Kanunu’nun ilgili hükümlerinin gözden geçirilmesini teklif etti.
MHP Lideri, şu görüşleri dile getirdi:
“Milliyetçi Hareket Partisi, terör ve şiddeti siyasi amaç ve araç olarak gören partiler dışında siyasi partilerin kapatılmasına karşıdır.
Bu konudaki ilke tutumumuz AKP’nin kapatılmasın için dava açılmasından hemen sonra bütün açıklığıyla ortaya konulmuştur.
Bu noktada, Türkiye’nin siyasi parti kapatma konusundaki talihsiz tecrübeleri ve bunun siyasi hayatımız üzerinde fiiliyatta doğurduğu sonuçlar üzerinde de çok iyi düşünülmelidir.
Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinin ve Siyasi partiler Kanunu’nun ilgili hükümlerinin gözden geçirilerek, siyasi partilerin kapatılarak hükmi şahsiyetlerinin cezalandırılması yerine, bundan sorumlu olduğu tespit edilenlere cezai ve siyasi yaptırım uygulanmasını öngören önerimiz bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Bu yaklaşımın uygun görülmesi hâlinde, bu gibi durumlarda partinin hükmi şahsiyet olarak kapatılması yerine, bu fiillerin sorumluları hakkında cezai soruşturma ve yaptırım uygulanmasını, milletvekili dokunulmazlığının da buna göre yeniden düzenlenmesini öngören yeni bir Anayasal çerçeve oluşturulabilecektir.
Terörü destekleyen ve bunu bölücü amaçları için bir araç olarak gören siyasi partiler bu düzenlemenin kapsamı dışında tutulacaktır.”
2008’in fırtınalı siyasi atmosferinde Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin sergilediği tutum ve duruş karşısında paralel yapı ve onu destekleyen medyanın MHP’ye ilgisi arttı.
Bununla birlikte MHP’nin görüş ve projelerine hep şüpheyle yaklaşıldı.

HANGİ TAŞ KALDIRILSA ALTINDAN FETÖ’NÜN AKREPLERİ ÇIKIYORDU

Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne, 28 Ağustos 2008’deki yazısında MHP’nin sistemdeki obstrüksiyona getirdiği çözüm önerilerini şöyle yorumluyordu:

“Birincisi Anayasa Mahkemesinin yetkilerini parlamenter demokrasiye uygun hâle getirmek; ikincisi de siyasî partilerin kapatılmasını zorlaştırmak. Bu önerilerde bir tuzak var mı? Ben ince ayarlı bir “diplomasi” ve iyi örülmüş bir strateji olduğunu düşünüyorum. MHP siyaset yapıyor. Temel istikamet olarak “yapıcı muhalefet” stratejisi izliyor. Böylece hem CHP’yi yalnızlaştırıyor hem de AK Parti seçmenini mesaj menzili içine almış oluyor. “Yapıcı muhalefet”in sihirli formülü ise, Devlet Bahçeli’nin açıkladığı “yol haritası”nın tamamına sinmiş olan “istikrarı sürdürme” çabası.”

O günlerde, Ergenekon ve Balyoz gibi dava süreçleriyle ilgili arama kararlarını gözaltı ve tutuklamalar takip etti.
Hangi taş kaldırılsa altından FETÖ’nün akrepleri çıkıyordu.

Zirve Yayınevi Davası, Ergenekon davası ile birleştirilerek biri Alman ikisi Türk vatandaşı üç Hristiyan’ın öldürülmesi, Ergenekon mağdurlarının üzerine yıkıldı.

FETÖ’cü Zaman gazetesinde Malatya’daki Zirve Yayınevi cinayetiyle ilgili sistematik algı yönetimi yürütüldü.
13 Mart 2009 tarihli Zaman gazetesinin manşeti şöyleydi:

“Ergenekon Zirve’ye uzandı.”

Yasa dışı telefon dinlemeleri ve yargı organlarının tartışmalı tasarrufları da bunların üzerine tüy dikiyordu.
Bütün bunlar, adli süreçlerde kanun ve meşruiyet dışına çıkıldığı kanaatinin toplumda giderek yer etmesine yol açtı.
Gülen cemaatinin sakat İslam anlayışını ve siyasete müdahalelerini eleştiren bazı ilahiyatçılar da örgütün kumpaslarına kurban gitti.

2008-2009 yıllarının fırtınalı siyasi atmosferinde Devlet Bahçeli’nin sergilediği tutarlı duruş karşısında paralel yapının MHP’ye ilgisi arttı.

MHP Lideri Bahçeli ise FETÖ elebaşı Gülen’e yakın kuruluşlar ve basın yayın organlarına her zaman mesafeli durdu.
Kendi programlarının takibi sırasında da akreditasyon uygulattı.

Bu yasaklar yayın kuruluşları tarafından Pennsylvania’ya şikâyet edilince FETÖ elebaşı devreye girdi.

En mutemet adamlarından birini, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle görüşmesi için görevlendirdi.

Aracı olarak da Prof. Dr. Şakir Akça seçildi.

TEKALAN, PARALEL YAPININ BEYİN TAKIMINDANDI

2009 yılının Haziran ayında Gazi Üniversitesi eski Rektörü Şakir Akça, ziyaret için Devlet Bahçeli’den randevu istedi.
Randevu alındıktan sonra Akça, görüşmeye Fatih Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan’ı da getirdi.
Sonradan, Gülen’in karakutusu olduğu söylenen Tekalan, paralel yapının beyin takımındandı
.
Görüşmede Şakir Akça tarafından takdim edilen Tekalan ile Devlet Bahçeli arasında şöyle bir diyalog geçti:

– Efendim biz sizleri seviyoruz, saygı duyuyoruz. Ancak birçok faaliyetimize katılmıyorsunuz. Geçmişte partinizin Kurucu Genel Başkanı Sayın Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen ile zaman zaman görüştü ama sizinle görüşme bir türlü olmadı.
– Bazı faaliyetleriniz milletçe olumlu karşılanmıştır. Ancak bazı faaliyetleriniz olumlu karşılananları da silip atmıştır. Türkiye’nin bütün kültürel değerlerini, millî ve manevi değerlerini tahrip eden yayınlarınıza şahit olmaktayız. Ayrıca cemaate bağlı yayın kuruluşları MHP aleyhine aslı olmayan haberler yapıyor.

-Efendim, ama Türk birliği açısından yaptığımız faaliyetler çok önemli. Türklerin bulunduğu hemen her coğrafyada okullar açtık. Bu faaliyetlerimizi de Türkiye’de düzenlediğimiz Türkçe Olimpiyatları ile taçlandırdık.

– Türkiye’de Türkçe Olimpiyatları düzenliyorsunuz. Ama Erbil’de Kürtçe Olimpiyatları da yapıyorsunuz! Bu böyle devam eder, toplumumuzun bütün değerlerini tahrip ederseniz, bir gün Ülkücü Hareket ile karşı karşıya kalmanız mukadderdir.

– Yakında Pensilvanya’ya bir ziyaretim olacaktır. Bu görüşmeyi Hocaefendi’ye aktarabilir miyim?

– İstediğiniz yere aktarabilirsiniz.

Tekalan’ın yaptığı ziyaret; buzları eritmek şöyle dursun, paralel yapıyla MHP camiası arasına buz dağları sürükledi.
Şerif Ali Tekalan’ın Devlet Bahçeli’yle görüşmesinden sonra MHP tabanında bir fitne dalgası yayıldı.

Kulaktan kulağa, “Devlet Bahçeli dinsizdir, namaz kılmasını bilmez.” tarzında dedikodular fısıldanmaya, hatta MHP Genel Başkanının artık değişmesi gerektiği dillendirilmeye başlandı.

Paralel yapının gazete ve televizyonları MHP Lideri aleyhinde haberler yayınlıyor, yorumlara yer veriyordu.

Diğer taraftan iktidar cephesinde de hareketlilik başladı.

GÜL’ÜN BEYANI, PKK AÇILIMI İÇİN İŞARET FİŞEĞİ OLDU.

AKP’de 2009’un ikinci yarısından itibaren bir değişim, dönüşüm ve açılım furyası baş gösterdi.

Sözde açılımı projesinin sayfalarında da cemaatin parmak izi vardı.

Bu konuda önce Cumhurbaşkanı Gül topa girdi ve iktidara pas attı.

9 Mayıs 2009 tarihinde Prag’dan Ankara’ya dönüş yolunda “İster terör, ister güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin, bu, Türkiye’nin en önemli meselesidir ve mutlaka halledilmelidir.” dedi.

Gül’ün beyanı, PKK açılımı için işaret fişeği oldu.

Arkasından yandaş basın ve paralel yapı medyası açılım konusunu parlatmak için yazılar yazmaya, programlar düzenlemeye başladı.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 23 Temmuz 2009 tarihinde ” açılım için çalışma başlattıklarını” açıkladı.

Bu proje yüzünden millet çok ağır bedeller ödeyecekti.

AKP’nin değişimcilik ve açılımcılık iştiyakı, karşısında kale gibi MHP savunmasını buldu.

Sayın Devlet Bahçeli, 11 Ağustos 2009 günü düzenlediği basın toplantısında kararlı bir tutumla şöyle konuştu:

“AKP zihniyetinin gündeminde hiçbir zaman bulunmayan “terörle mücadele”, yerini önce “terörle mütareke”ye, sonra “terörle müzakere”ye, şimdi ise “teröre teslimiyet”e bırakmıştır.

Hiç kimse Türk Milliyetçilerinin vatan sevgisinden kaynaklanan sorumlu ve sağduyulu tutumuna bakarak, başka anlamlar çıkarmamalı, bir hesap hatasına düşmemelidir. Türkiye’nin kaderi ve Türk milletinin geleceği, bugün yönetimi ele geçirmiş bir avuç ilkesiz ve inançsız kadronun siyasi hesaplarına kurban edilmeyecektir. Türk Milleti’nin haysiyetiyle oynayan, Türkiye’yi küçük düşüren siyaset tüccarlarının, menfaat çetelerinin ve bölücü ihanet odaklarının yakasına yapışmak ise bizim için vazgeçilmez namus borcu olacaktır. Vatanımız ve milletimiz için ödemeye hazır olmadığımız hiçbir bedel yoktur. Bilinmelidir ki, Türk milleti henüz son sözünü söylememiştir.”

22 Ağustos 2009 günkü açıklamasında şöyle dedi:

“Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye Cumhuriyeti devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne sözde değil özde sahip çıkmaya ve Türkiye’nin millî birliğini ve kardeşliğini bedeli ne olursa olsun sonuna kadar korumaya azimli ve kararlıdır.”
Devlet Bahçeli, 29 Eylül 2009’daki grup toplantısında da şunları söyledi:

“Milliyetçi Hareket, kimsenin etnik kökeniyle, dili, dini ve mezhebiyle ilgilenmeyen, bunları sorgulamayan, Türk milleti kimliğinde birleşerek millet olgusuna birlikte vücut veren bütün vatandaşlarımızı bir bütün olarak kucaklayan bir anlayışın temsilcisidir.
“Adımız bir, anımız bir, acımız bir” söylemimizin temsil ettiği anlam da budur.Milleti oluşturan temel unsur kan bağı değildir. Kültür ve duygularda ortaklıktır.

Türk milliyetçiliği anlayışımız da buna dayanmaktadır.Cumhuriyetin kuruluşunda farklı etnik kökenleri olan Türk vatandaşları gönüllü ve bilinçli olarak Türk milleti kimliğinde birleşmişler ve bu olguya ortaklaşa vücut vermişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes, millet bilinciyle devleti kuran Türk milletinin eşit ve onurlu bireylerdir.Devletin millî varlığının temeli, bu millî şuur ve millî birlik ruhudur.Asırlar süren birlikteliğin harcını kardığı kaynaşmış millet yapısı şimdi yıkılmak istenmektedir.”

MHP ALEYHİNDEKİ YAZI VE YORUMLARIN BAŞINI ZAMAN GAZETESİ ÇEKİYORDU

MHP Lideri Devlet Bahçeli, PKK açılımına şiddetle karşı çıktığı için iktidardan gelen sert eleştirilere metanet ve kararlılıkla direndi.

Buna karşılık başını paralelcilerin çektiği yandaş medya ise MHP’nin duruşu aleyhinde algı operasyonlarına hız verdi.
MHP aleyhindeki yazı ve yorumların başını Zaman gazetesi çekiyordu.

MHP’nin tutarlı duruşunu baltalamak için ne gerekiyorsa yapılıyordu.

MHP’nin ihanet projeleri karşısındaki tutarlı duruşu, ihanet çukuruna yuvarlanmış, Ülkücülükle ve MHP camiasıyla ilgisi kalmamış kimselere sorgulatılıyordu.

Yazısı turası silinmiş bazı kişiler “eski MHP’li, eski Ülkücü, Alparslan Türkeş’in eski çalışma arkadaşları” gibi uydurma yaldızlı sıfatlarla kamuoyuna sunuluyordu.

Bunlardan mevcut siyasi ortam ve açılım gibi konularda görüş alınıyor, MHP haksız çıkarılmaya çalışılıyordu.

MHP ile hiçbir alakası kalmayan, geçmişte Alparslan Türkeş’in fikirlerini beğenmeyip ayrılanların, demokratik açılım konusunda MHP’den farlı düşündükleri ispatlanmaya çabalanıyordu.

Paralel yapının MHP’ye yönelik algı çalışmalarında hiçbir ahlaki kaygı güdülmüyordu.

4 Eylül 2009’da Zaman gazetesinde “Başbuğ, Türkiye’nin Ermenistan’ı kucaklamasını istiyordu.” başlıklı saptırma bir haber yayımlandı.
Eski bir MHP milletvekilinin açıklamalarına dayanılarak yapılan haber, AKP’nin Ermenistan’a verdiği tavizleri Alparslan Türkeş üzerinden meşrulaştırma çabasının ürünüydü.

Sonradan bu haber yalanlansa da inandırıcı olmadı.Aynı milletvekili daha sonra paralel yapı tarafından kullanıldığı izlenimini veren bir tutum içine girecekti.

1 Kasım seçimlerinden sonra Bahçeli hakkında ‘muğlak’ ve ‘arkasında kimsenin bilmediği bir irade olma ihtimali yüksek’ gibi ölçüsüz ifadeler kullanacaktı.

Bahçelisiz MHP senaryolarını hayata geçirmek için düğmeye basan FETÖ unsurlarına bol bol malzeme verecekti.

Bu milletvekili, 2012 yılının Ekim ayında Abant Platformu’na katılacak ve orada aynen şunları söyleyecekti:

“Düşünce hürriyetine inanan bir insan olarak, Anayasal Vatandaşlık ve Türkiyelilik kavramlarından rahatsız değilim.”

Abant Platformunda, FETÖ’nün medya, siyaset ve fikir dünyasını dizayn etme planlarını hayata geçirdiği ihanet toplantıları düzenleniyordu.

1 Ekim 2009’daki köşe yazısında gazeteci Mahmut Övür, o günlerin zehir gibi atmosferini şu sözlerle anlatıyordu:
İstanbul’dan Ankara’ya bakınca siyasetteki puslu hava dikkat çekiyor. Hiçbir şey net değil. Daha ilginci siyasetin dili zehir gibi…

Bunun nedeni de iktidarın Kürt ve Ermeni meselesi gibi Türkiye’nin temel sorunlarını çözmeye kalkması. Bu nedenle başlatılan demokratik açılım hamlesi, muhalefetin sert ateşiyle karşılaştı ve işler bu noktaya geldi. Yani Ankara’da siyaset kilitlendi. Şimdi ne yeni bir adım atılıyor, ne de gündem değişiyor.”

O dönemde paralel yapı bir yandan MHP’ye saldırıyor, diğer yandan da parti yönetimiyle diyalog yollarını arıyordu.

Cemaatle MHP camiası arasında doku ve ruh uyuşmazlığı vardı.

2010 başında ise Türkiye’nin gündemine Balyoz Darbe Planı Davası girdi.

Dava süreci, 20 Ocak 2010’da FETÖ’cülere ait Taraf gazetesinin yayımladığı dosya ile başladı.

İddianameyse 9 Temmuz 2010’da kabul edildi.

Balyoz Darbe Planı Davasını, 28 Nisan 2010’da emniyet birimlerine gelen bir sahte mail ihbarıyla startı verilen Askerî Casusluk Davası takip etti.

Amaç, ordudaki paralel yapı muhaliflerini sindirmekti.

SEMİH YALÇIN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.