SON DAKİKA

Pis Bir Oyun Oynanıyor!

Bu haber 11 Mart 2014 - 9:28 'de eklendi ve 8 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

Son günlerde, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ismini ağzına alması, oturup ilmihal yazmasından çok daha zor olan bazı fikir soytarıları, acımasız bir suikastın siyasi sorumluluğunun Başbakan Erdoğan’a yıkılması endişesi üzerinden kaleme davranıyor. Komplo senaristlerini kıskandıracak kıvraklıkta “enformasyon cambazlığı” yapıyor.

Muhsin başkanın ölmeden kısa bir süre önce gazeteci Reha Muhtar’a söylediği “bizim tarlayı sürmüşler” sözü, bu kirli oyunun adeta kozmik şifresini oluşturuyor.

Bize göre ne cemaatin ne de Erdoğan’ın intelijensiyal çapı, böyle bir cinayeti planlamaya, icra etmeye ve bunun sırrını tutmaya yetmez. Bu tür işleri ancak kurmay kafasına sahip “yeminli askeri yapılar” icra edebilir. Onların da Muhsin Başkanı hedef seçmesi bize pek mantıklı görünmüyor.

Keş dağında Muhsin reis öldürmek kim, Bekir Bozdağ kim!.. Hangi AKP’liye güvenip de böyle derin bir sırrı, birbirini ne zaman satacağı belli olmayan resmi hırsızların omuzuna yükleyeceksiniz?

Abdurrahman Dilipak çıkmış, her şeyi bilen baron edasıyla “Helikopterden sağ indi; iki rekat namaz kıldı ve infaz edildi” diyor. “Bu işin içinde askerler var siviller var, Amerikalılar var, İngilizler var…”

Hayrettin Karaman, Erdoğan’ı cemaate karşı diri tutmak için kaleme aldığı yazısında, mecelleden hüküm çıkarmış, “kamuya ait zararı önlemek için şahsa ait zarar göze alınır” fetvasını veriyor. AKP’yle uğraşanlara bu kuralı hatırlatırken “örnek olarak da Muhsin Yazıcıoğlu’nu dua ile anıyorum” diyor.

AKP’li öncülerin iddiasına göre Cemaat, “Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde devletin âli menfaatleri için öldürüldüğünü” anlatmaya, bu iddiayı kasetlerle kanıtlamaya çalışıyor.

Muhsin Başkan, 25 Mart 2009’da şehit düştü.

24 Haziran 2004 tarihli MGK toplantısından bu yana “Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen” konusu, “Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu” tarafından takip ediliyordu. BUTKK, direkt Başbakan’a bağlıydı ve İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı ve ilgili diğer kurumları koordine etmekteydi.

Cemaatle Muhsin Yazıcıoğlu arasındaki sıcak havayı bilmeyen yoktu. Ayrıca, cemaatin orduya operasyon yapmak için polis teşkilatına abanıp; silahla tanışmasıyla bu yapının karakteri epeyce değişmişti. Buna bir tüt hormon takviyesi diyebiliriz. “Alperen-Şakird farkı”nı azaltan militarizm hormonu…

Cemaatin bu tarafının, yavaş yavaş bir “çay içerek risale dinleme topluluğu” olmaktan çıkarak “at vur öğün” sahalarından ve istihbarat eğitiminden geçtikten sonra bir “izleme-dinleme ve vurup uğundurma ekibi” haline geldiği anlaşılıyor.

Bu şekilde “derin saha”ya inen bazı polis müdürleri, “bir iki genç Alperen bulup da askerlere fatura etmek için iki misyoner indirtsek ne olur ki?” diye düşünmeye başlamış olabilirler.

Danıştay cinayeti ve Hrant Dink olayının Ergenekon’a bağlanarak; “askeri vesayet”e karşı yürütülen “ileri demokrasi” savcılarına nasıl katkı verdiğini unutmayalım.

Asit kuyuları muhabbetinde olduğu gibi TSK’ya yıkılacak faili meçhullerle birlikte bu tip taze cinayetler, Ergenekon Terör Örgütü’nün vahşi yüzünü ortaya çıkararak, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki engellerin daha çabuk aşılmasını sağlayacaktı!

Muhsin Başkan’ın tarlasının sürüldüğü yerler işte hikâyenin bu kısmı olmalıdır.

Erdoğan, 17 Aralıktan sonra meydanlarda ağlaya ağlaya “cemaatin bu kadar güçlendiğini fark etmediğini” söylüyor. Tabii ki yalandır.

Başbakan Erdoğan, AKP’den 25 yaş daha büyük olan Gülenci kadro hareketi olmadan askerle baş edemeyeceğinin farkındaydı. Böyle bir yapının paramiliter güçlerle yani Alperen Ocaklarıyla ve karizmatik genç bir liderle yani Muhsin Başkanla birleşmesi halinde AKP’ye karşı girişilecek bir iktidar operasyonunda çok daha etkili olacağı da belliydi.

Muhsin Başkanı kimin öldürdüğünü anlamak için onun yolsuzluk ve rüşvet konusundaki sert konuşmalarını hatırlamak gerekiyor. Parçaları birleştirince de ortaya kirli oyunların ipuçları çıkıyor…

Düşünün bir kere…

“Başbakan Erdoğan, cemaatin ahlak taarruzunu bastırmak için gece gündüz Fethullah Gülen’e söverken; yanında Alperenleri, Adıyaman’ı, vesairesi, birkaç televizyon kanalı ve bir milyon tirajlı gazetelerle karşısında bir de Muhsin Yazıcıoğlu olsaydı ne olacaktı?”

Eğer ortada bir cinayet varsa, dedektiflerin katili bulmadan önce bu soruyu cevaplaması gerekiyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.