Asikurtlar©

Paradoksun İntikamı!

Paradoksun İntikamı!
21 Haziran 2016 - 12:58 'de eklendi ve 4124 kez görüntülendi.

 

 

 

Belki biraz daha bilimsel olmak, ta başından almak lazım…
Yani Türk Milliyetçiliğinin partileşme aşamasından…
MHP’de kendi halinde stres üreten bir “fay hattı” mevcut…

Pazar günkü sarsıntı da bu fay hattında 50 yıl biriken stresin açığa çıkmasından başka bir şey değil aslında…
Stresi açığa çıkaran dış faktörler, günlerdir yazılıp çiziliyor, onlara girmeyeceğim.
Bu fay hattının adı: “Ülkücülerin MHP’de siyaset yapması”dır.
Ülkücü karakterin siyasetle olan ilişkisi, müzmin bir sızlanma sebebidir; ama bilimsel düzeyde incelenmiş bir konu değildir.

Peki biz bu konunun neresini inceleyeceğiz? Sadece “Ülkücünün siyasetsiz yapamayacağı” bölümünü…
Siyasette görev değişikliği, devir teslim, ihraç, ıskat gibi statü değiştiren durumlar vardır.
Ülkücülükte ise yoktur!..
Açmaz da buradadır.
MHP’nin de dâhil olduğu siyasi partilerde ise üç yılda bir Kurultaylar, 4 yılda bir Milletvekilliği ve Yerel yöneticilik seçimleri, Ülkücüleri hareketlendiren, yerinden oynatan, bazen kazandıran, bazen de kaybettiren olaylardır.

Bu olaylar esnasında, “teşkilatçıdır” ya Ülkücü; yanına arkadaşlarını da toplar, ekip kurar, destek arar. Öteki bir toplantıda görünür, berikinin adı, bir başkan adayıyla çıkar.
Ülkücü, artık bir başka siyasi ekipteki Ülkücü için rakip olmuştur.
Siyasi partilerde böyle bir kulis ve hatta kumpas geleneği vardır.
Oysa hamaset olsun diye söylemiyorum. “Ülkücü Ülkücünün öz kardeşi”yse Ülkücülükte böyle bir rekabet, kulis kumpas yoktur, olmamalıdır.

Ülkücü, bazen ekibiyle birlikte kaybetmekle kalmamış, içinden çıkamadığı bu durumu, sert sözlerle eleştirdiği içindir ki; ceza alıp saha dışına da atılmıştır. Ama Ülkücülük dışı kalamamıştır.
Ülkücüye “MHP’de siyaset” yasaklanabilir; ama “Ülkücülükte sebat”ı yasaklamanın imkânı yoktur.
İşte bu “paradoks” yıllar ilerledikçe, Kuzey Anadolu Fay Hattındaki bazı noktalar gibi deprem üretebilen bir stres meydana getirmiştir.

Jeolojide bu stresin karşılığı kinetik enerji, siyasetteki karşılığı ise muhalefettir.
MHP’den başka partiye gittiği zaman “hain” olan, MHP’yle de aktif ilişkisi kesilen Ülkücünün, dervişane bir terbiyesi yoksa yıllar boyunca “stres üretmekten” başka yapabileceği bir şey yoktur.
Ülkücüyü MHP’ye aşk derecesinde bağlayan tarihi travmalar yaşanmıştır.
1970’lerde verdiğimiz şehitler, nasıl MHP’yi “şehitler emaneti” haline getirdiyse şehitlerin arkadaşı olan Ülkücüyü de “şehitler emini” haline getirerek MHP’ye bağlamıştır.

1980’de 12 Eylül MHP’yi ezerken Ülkücü genç “siyasi mecnun” olmuştur.
1987’de Başbuğ MHP’yi MÇP adıyla canlandırırken Ülkücü, adeta “Leylasına” kavuşmuştur.
1992’de BBP ayrılmış, MHP’de kalanların aşk ve çile sorumluluğu daha da keskinleşmiştir.
1997’de Başbuğun ölümü, küllenen sevdaları yeniden canlandırmış, Ülkücü, MHP’ye bir kez daha sahip çıkmıştır.
1999’da Allah, iktidarı bir kenarından bahşetmiş; Ülkücü yeni liderini sevmiştir.
2002’de dünya Ülkücünün üzerine yıkılmış; 14 yıldır da kalkmamıştır.

Huyunu, suyunu, muhabbetini sevin ya da sevmeyin, siz bu Ülkücüyü MHP’den ayrı tutamazsınız.
Particilikte disiplin cezası vardır; ama Ülkücülüğün sicili, disiplini, cezası, ihracı yoktur!
Ülkücü siyasette, Başkanı beğenmeme, Vekile ulaşamama, Teşkilat Başkanıyla bozuşma, Genel Başkanın gözünden düşme gibi herhangi bir yetişmiş şahsiyeti, değerler mezarlığına gönderen ilişkiler vardır.
İdeolojik gönül insanlarının gönlü daha çabuk kırılmakta Zaman zaman bu Siyasi kopmalar, disiplin cezalarıyla resmiyet de kazanmaktadır.

Buradaki “Ülkücülüğe” kitabi bir mükemmellik yüklemiyorum. Sadece “Ülkücünün yolundan dönmeyeceğine ve MHP’den ayrı yaşayamayacağına” bir kez daha dikkatinizi çekiyorum.
Bu durumda Ülkücünün kendi isteği hilafına aktif siyasetten ayrı kalması bir “stres ve gerilim” sebebidir.
Devlet Bey, bu durumun farkına vararak 31 Ekim 2010’da “Millet ve Devletin Bekası İçin Güç Birliği Toplantısı” gibi genel çağrılar yapmış; Ülkücülere açık kapı siyaseti uygulamıştır.
Ancak, bu yazının konusu olan “Ülkücülüğün sürekliliği”ne karşılık “Siyasette görevlerin geçiciliği” paradoksu, o zamana kadar camiada bir “küskünler kültürü” tesis etmiştir.
Gidenler gelmez olmuş, yemininden dönmez olmuş, bazıları da kendinde kusur bulamadığından olsa gerek, lideri ve yönetimini beğenmez olmuştur.

Nefsine yenilip, atalet, tembellik ve sorumsuzluk içine düşenler de olmuştur.
O salonda bunların hepsi vardır.
Tabii bir de depremden sonra değerleneceğini düşündükleri tepelerden yer kapmak isteyen uyanıklar…
Pazar günü yaşananlar, 40 yıllık stresin, uygun şartlar oluştuğunda açığa çıkmasıdır.

Yaşanan olay “paradoksun intikamı”dır!
Şartların oluşmasında ve fayın kırılmasında doğal stresin mi yoksa Amerikan yüksek frekanslı hareket tekniğinin mi etkili olduğu ise yakında ortaya çıkacaktır.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER