SON DAKİKA

KAPANDAKİLER

KÖŞE YAZILARI

TÜRK MİLLETİ

Gündem Yazıları

Otoritenin kurumsallaşması

Bu haber 17 Nisan 2014 - 13:17 'de eklendi ve 10 kez görüntülendi.

Önce bir tespit yapalım. AKP ne kadar oy alırsa alsın, iktidarda ne kadar kalırsa kalsın, duruma görev vaziyet alan toplama bir menfaat ortaklığı olduğu gerçeği hiçbir şekilde değişmemektedir. Bu ortaklığın kilit taşı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Her ne sebeple olursa olsun Erdoğan’ın siyasetten çekilmesi durumunda ne AKP kalacaktır, ne de iktidar. Bunun böyle olduğunu başbakanın kendisi de biliyor, partinin bütün teşkilatları, milletvekilleri, bakanları da biliyor, seçmeni de biliyor. Onun içindir ki, Recep Tayyip Erdoğan her şeyin üzerinde tutuluyor.

 

 

 

Kişiye bağlı demokrasi

 

Bu durum beraberinde büyük ve derin sorunlar da getiriyor. Bir kişinin iradesine, dünya görüşüne, beklentilerine, hesaplarına bağlı bir partiden makul, sağlıklı, devamlı ve şartların ve ülkenin ihtiyacı olan çözümler üretmesini beklemek hiçbir şartta mümkün olmadığı gibi, böyle bir yönetim anlayışından hak, hukuk, adalet beklemek de beyhudedir. Her ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bir insanın her şeyi bilmesi, her durumda doğru karar vermesi zaten yaradılışa aykırıdır. Kaldı ki, Erdoğan’ın dünya görüşü de, eğitimi de, ülke ve millet meselelerine bakışı da, demokrasi ve hukuk anlayışı da sorunludur.

 

 

 

Kendi ifadeleri belgeliyor

 

Sorunlu olduğunu bizzat kendi ifadeleri belgelemektedir. Dünya görüşü Cumhuriyet değerleriyle terstir ve bunu “değiştik, dönüştük” diyerek makul bir seviyeye getirdiğini anlatmaya uğraşmıştır. Demokrasiyi bir araç olarak gördüğünü ilan etmiştir. Milli devleti, üniter yapıyı, laik düzeni kabul etmemektedir. Hukuku Anayasa ve yasalara göre değil, ulemanın ne dediğine bakarak anlamaya ve anlatmaya çalışmaktadır. İstanbul Belediye başkanlığı döneminde hazırlayıp bugün eline geçirdiği fırsatla uygulamaya çalıştığı ve adına “çözüm” dedikleri yöntem, bir federasyonu öngörmektedir. Bu anlayışı, bu hesabını kalıcı hale getirmek için de, her fırsatı kullanmış, her yolu denemişlerdir. AB üyeliği arayışları bu duruma maske yapılmıştır. BOP Eşbaşkanlığı bu zihniyeti yerleştirmek için göze alınmış ve Obama’nın sopasına rıza gösterilmiştir. 12 Eylül referandumunun arkasında bu düzeni yerleştirmek ve kalıcı olmasını sağlamak hesabı vardır. Türk Silahlı Kuvvetlerine bunun için kumpas kurulmuş, yatak odalarına bunun için kamera yerleştirerek muhalefetin önü kesilmek istenmiştir. İktidarda kalabilmek ve kendi düzenlerini kurabilmek için göze alınamayacak hiçbir şeyin olmadığını, defalarca ve hayret veren örnekleriyle gördük. Bunların yapılmasında yıllarca çok sıkı ilişki içinde olduklarını bir anda “çete, paralel yapı, haşhaşi” diyerek hedefe koyduklarını bütün dünya ibretle izlemektedir.

 

 

 

İtiraz etmeyi saldırı görüyor

 

Yaptığı her şeyin, söylediği her sözün karşılık bulması otoritesini ve egosunu daha da yükseltmiştir. Bunun sonucu olarak Anayasa dahil, devletin kurumlarını, geleneklerini, teamülleri kendi menfaatine göre yorumlamakta, kullanmakta ve değiştirmekte en küçük bir sakınca görmemektedir. Evlerde istiflenen milyar dolarlar, ortalığa saçılan akıl almaz rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili yaptığı değerlendirmeler ve savunmalar bunun ispatıdır. İddiaları bir rüşvet veya yolsuzluktan çok, ülkeyi idare eden ve milletten oy almış bir başbakanın hakkı olarak gördüğünü anlıyoruz. Onun içindir ki, bunların konuşulmasını, eleştirilmesini ve bu konuda yargının işlemesini kendisine bir saldırı olarak değerlendiriyor. Bu değerlendirmeyle birlikte ortaya daha da vahim ve ağır bir tablo çıkıyor. Saldırı olarak gördüğü ve tehlike saydığı şeyi iktidar gücünü kullanarak ortadan kaldırmaya, bunu yapanları cezalandırmaya, bunu konuşanları susturmaya çabalıyor. Eldeki kanun ve imkanlar buna yetmezse, yine iktidar çoğunluğunu kullanarak, ülke ihtiyaçlarının ne olduğuna; hakkın, hukukun, Anayasanın ne dediğine bakmadan yeni yasalar, yeni düzenlemeler çıkarıyor ve hayata geçiriyor. HSYK düzenlemesi bunun sonucudur. Twitter ve YouTube’un kapatılması bunun ürünüdür. MİT yasası bu ihtiyacın gereğidir. Bu kadarla da kalmayacağı ve tamamen otoriteye yönelik başka yeni düzenlemelerin de meclise geleceği anlaşılıyor.

 

 

 

Partili Cumhurbaşkanı

 

İşte önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Türkiye 12’nci defa Cumhurbaşkanı seçecek. Ancak, başbakanın bu seçimlere de ayrı bir anlam yüklediğini ve ayrı beklentileri olduğunu yine kendi sözleri belgeliyor. Aday olacağı kesindir. Partide yapılan toplantılar, istişare gösterileri tamamen hazmettirmeye yöneliktir. Öncesinde başkanlık, yarı başkanlık veya partili bir Cumhurbaşkanı istediğini duyurmuş, ancak sayısal yeterliliği olmadığı için bunu resmen hayata geçirememiştir. Şimdi de, terleyen ve koşturan bir Cumhurbaşkanı istediğini beyan etmiştir. Bu durum, seçilmesi durumunda da hayalindeki partili Cumhurbaşkanını fiili olarak hayata geçirmeye hazırlandığını ortaya koyuyor. Tek adama bağlı, partinin ve devletin kontrolünü elinde tutacağı bugünkü düzeni, hem de devlet başkanı sıfatıyla devam ettirmek niyetindedir. Gerginliğin, çatışmanın, bölünmenin, bu kadar yolsuzluk ve rüşvet iddiasının ortada durduğu ve bunun üzerine oturan bir Cumhurbaşkanının ayakta kalabilmesi bu otoriter düzenin devamı ile ancak mümkün olabilir ki, yapılan da tam olarak budur. Bugün adı tam olarak konulmasa da ülke hızla hukuktan ve demokrasiden uzaklaşmakta ve otoriter anlayış kurumsallaşmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle bunun perçinlenmesi hesabının yapıldığı açıktır. Varlığı ve devamı Recep Tayyip Erdoğan’ın hesaplarının tutmasına bağlı olarak, tekrar milletvekili ve bakan olmayı düşünenlerin, bu menfaat düzeninin devam etmesini isteyenlerin bu duruma itiraz etmeyecekleri gibi, başarıya ulaşması için seferber olacakları kesindir.

 

Bugünden adını koyalım. Türk milleti 10 Ağustos’ta kimin Cumhurbaşkanı olacağından çok, hukuk ve demokrasi mi, yoksa yalan, talan ve ihanet düzeninin deva etmesi mi kararını verecektir.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.