Asikurtlar©

ORTADOĞULULAŞMA VE MİLLETTEN KALABALIĞA DÖNÜŞÜM

ORTADOĞULULAŞMA VE MİLLETTEN KALABALIĞA DÖNÜŞÜM
01 Temmuz 2016 - 22:44 'de eklendi ve 4180 kez görüntülendi.

 

 

 

28 Haziran 2016 günü akşamı İstanbul Atatürk Havalimanında gerçekleştirilen terörist saldırı ile sarsıldık. Şu ana kadar 44 kişi hayatını kaybetti, 200’ün üzerinde de yaralı insan şifa bekliyor.

 

Saldırı haberi TV’lerde son dakika haberi olarak geçtikten bir müddet sonra Bekir Bozdağ ilk bilgilere göre 10 şehidimiz olduğunu söylemişti. Büyük üzüntü ile bu haberleri izlerken, komşularımın balkonlarda neşeli sohbetlere daldığını, yakınımda bulunan parktaki insanların ise hiçbir şey olmamış gibi salına salına yürüyüşlerini yaptıklarına şahit oluyordum.

 

Ertesi sabah işe doğru yola koyulduğumda saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısının 41’e yükselmiş olduğunu öğrendim. İşyerine vardığımda birkaç arkadaşımın bir odada toplanmış olduklarını, sohbet ettiklerini gördüm. Ben de toplandıkları odaya girdim ve epey bir süre onları dinledim. 41 kişinin hayatını kaybettiği saldırı konusu ben konuşana kadar hiç açılmamıştı. Oysa saldırının üstünden henüz 12 saat bile geçmemişti.

 

Elbette bu artık benim için şaşırtıcı bir hal değildi. 17 Şubat 2016 günü akşamüstü Ankara’nın göbeğindeki patlamada 29 vatan evladı şehit düşmüştü. 13 Mart 2016 günü Güvenpark’taki bombalı saldırıda ise 38 insanımız hayatını kaybetmişti.

 

Ankara’da yaşanan bu faciaların ertesi günü dışarı çıktığımda da hayat olağan akışında devam ediyordu. Semtteki dükkânlarda televizyonlar açıktı, müzik eğlence programları izlenmeye devam ediliyordu. Sanki üstünden 24 saat bile geçmeyen büyük terör eylemleri yaşadığım başkentte değil de başka bir gezegende meydana gelmişti.

 

O günlerde aklıma önce, terörün amacının zaten insanların korkutulması, günlük alışkanlıklarının terk etmelerinin sağlanması suretiyle siyasi hedefe ulaşmak olduğu gelmişti ve ülke insanlarının teröre boyun eğmediği, terörün de amacına ulaşamayacağı düşüncesiyle az da olsa buruk bir mutluluk yaşamıştım.

 

Sonra, Irak’ın ABD tarafından son defa işgal edildiği günlerde izlediğim bir programda bir uzmanın, Irak’ta bazen yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği ve bizim dehşetle izlediğimiz çarşı, pazar yerindeki patlamalarda cesetlerin, kopmuş bacak, kol gibi uzuvların toplanma işlemi tamamlandıktan sonra günlük hayatın ve insanların ihtiyaçlarını gidermek için pazar alışverişinin devam ettiğinden bahsetmesi, bunun bir Ortadoğu gerçeği olduğunu vurgulaması düştü aklıma. Bunu aklım almamıştı ki aradan geçen yaklaşık 15 yıldır unutamamıştım.

 

Ve sonra düşündüm ki, ülkemizde son yıllarda meydana gelen çok sayıda kitlesel terör eylemine bir direniş değildi belki de günlük hayatın olağan şekilde devam etmesi, Ortadoğu ülkesi haline geldiğimizin kabullenişiydi, bir kadermiş gibi umarsızca…

 

Çünkü Ortadoğu ülkelerinde ölümler hep kaderdi, bizde de kader deniyordu. Güvenlik zafiyeti, ihmal gibi kavramlar söz konusu bile olamazdı.

 

Ortadoğu’daki devletler genellikle cetvelle çizilmiş sınırlara sahip suni devletlerdi. Bu devletlerin genellikle halk yığınları vardı, kalabalıkları vardı ama milletleri yoktu.

 

Bizim “Eski Türkiye”mizde ise Türk Milleti yaşardı. Ancak, cumhuriyet döneminde başarıya ulaşmış milletleşme sürecinin temelleri son yıllarda dinamitlenmiş, millet olma vasfını yitirmeye başlayan kalabalıklara dönüşmeye başlamıştık. Milleti oluşturan insanların sevinçleri de üzüntüleri de ortak olurdu. Ülkemizde süregelen sistem ise artık sadece kendi ekonomik refahını düşünen bencil insanlardan oluşan kalabalıklar yaratıyordu. İstanbul Atatürk Havalimanı saldırısında 5 meslektaşlarını kaybeden taksicilerin, en yakın mesafeler için taksiye aldıkları her kişiden 100 dolar ücret istemesi örneğindeki fırsatçılık peşinde koşan küçük insanlar gibi…

 

Hiçbir konuda ortak tavır sergileyemeyen insan (müsveddesi) kalabalığına dönüşmüştük. Milli meselelerde dahi, bir olayın hangi gruba, hangi siyasi görüşe ya da siyasi lidere yarayacağına bakarak tepki verir olmuştuk.

 

Ortadoğu devletlerinde yönetenler ile yönetilenler arasında duygusal uçurumlar olurdu. Bizde de,   44 can kaybı yaşanan bir terör saldırısının üstünden 48 saat bile geçmemişken, ülke kan ağlıyorken ve birçok yaralı hastanelerde yaşam mücadelesi veriyorken, şehitlerin bahane edilip milli bayram kutlamalarının iptal edildiği ülkenin başbakanı “bugün burada bayram havası var” diyerek konfetilerle köprü açılışı yapabiliyordu. Açılışta hazır bulunan bakanlar, belediye başkanları ise kahkahalar eşliğinde çektikleri “selfie”leri sosyal medyada paylaşmaktan ar etmiyorlardı. Ne ilginçtir ki aynı saatlerde “Gâvur Avrupa”da, Fransa’daki Avrupa Futbol Şampiyonasındaki Portekiz-Polonya maçı öncesi İstanbul Atatürk Havalimanındaki terör saldırısında hayatını kaybeden canlarımız için tüm sporcular ve tribünler saygı duruşunda bulunuyordu.

 

Elbette ölenle ölünmüyordu, elbette hayat devam ediyordu, bizler için, tek tek bireyler için, ocağına ateş düşmeyenler için… Millet vasfını yitirerek kuru kalabalığa dönüşen insanlar ise ölüm uykusuna yatmış gibiydi…

 

Yiğit GÖKALP

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER