Asikurtlar©

ORTADOĞU’DAKİ KALICI ANLAŞMAZLIK PROJESİ

ORTADOĞU’DAKİ KALICI ANLAŞMAZLIK PROJESİ
04 Mart 2016 - 19:28 'de eklendi ve 4044 kez görüntülendi.

1915 ile 1920 yılları arasındaki 5 senelik dönem, Ortadoğu’nun bugünkü halini almasının temel planlama takvimidir.
Osmanlı’yı Ortadoğu’dan kopararak, Türklüğü iki kıskaçtan yani Ortadoğu’dan olduğu gibi Balkanlar’dan da kopararak önce Anadolu’ya, oradan da Asya’ya sürme projelerinin ivme kazandığı bu dönemi ve yaşananları doğru okuyamazsak, 100 yıl sonra yani bugünlerde yine Ortadoğu’da olan biteni ve yapılmak istenileni gerçek anlamıyla kavramış olmayız.
İngiltere’nin, bir Osmanlı tebaası olan Şerif Hüseyin’i kendi safına çekerek, Arapları Osmanlı aleyhinde kışkırtmasıyla başlayan Ortadoğu’nun sınırlarını değiştirme süreci, Sykes-Picot anlaşmasıyla önemli bir noktaya ulaşmış ve 1917 yılında ilan edilen Balfour Deklerasyonu ile asıl niyetini gözler önüne sermişti.
Ortadoğu’yu kendi aralarında paylaşan Fransız ve İngilizler, Filistin’de kurulması için Yahudi devletin alt yapısını hazırlamış, Arap coğrafyasını ise Osmanlı’dan parçalamanın akabinde “kendi kaderine tayin hakkı bırakmaksızın” sömürgesi haline getirmişti.
Öyle acımasız ve fütursuzdu ki bu yaklaşım, örneğin Şerif Hüseyin’in oğullarından olan Faysal’ı 7 Mart 1920 yılında Büyük Suriye Krallığı ilanı ile bu ülkenin başına geçirenler, çok değil birkaç ay sonra aynı Faysal’ı sürgüne yollamıştı.
Ancak sınırların çizilmesinde ve bölgeyi kendisine her açıdan bağlamada son derece gözü kara davrananlar, bu kez Faysal’ı 23 Ağustos 1921 tarihinde Irak’ın başına geçirdi.
Üstelik bu durum, Irak’ta yaşayanlar tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmış olmasına karşın, “Irak, Iraklılarındır” sloganlarıyla halkı ayağa kaldıranların İngilizler tarafından bastırılması sonrasında gerçekleşmiş, çoğunluğunu Irak’ta yaşayan Türkmenler, Kürtler ve Şiilerin oluşturduğu muhalif grupların seslerinin kısılması sağlanmıştı.
Tam da bu noktadan tarihi hızlı bir şekilde ileri sarıp, 100 yıl sonrasına yani bugünlere getirdiğinizde yaşananların aslında bilindik bir oyunun tekrarı ve hatta devamı niteliğinde olduğunu anlıyorsunuz.
* * *
Ortadoğu’nun yani İslam coğrafyasının şekillendirilmesindeki asıl gaye, bölgede “kalıcı anlaşmazlık” ortamının yaratılmasıydı.
Özellikle İngilizlerin, Osmanlı’nın parçalanması için herkese nerdeyse aynı sözü verirken, nihai aşamada kendi projesi neyse onu uygulamaya koyması ve güç dengelerini İngiltere’nin belirleyeceği bir ilişki ağı inşa etmeleri, Ortadoğu’nun istikrarsızlığının sanılanın aksine planlı bir çaba dahlinde yürütüldüğü gerçeğini karşımıza çıkarıyor.
Nitekim bugün yaşananlar da Ortadoğu’da 100 yıl önce hesap yapanların, sistemin aksayan yerlerini onarmak ve belki de bir 100 yıl daha aynı “istikrarsızlık düzeniyle” yaşamasına devam etmesi için o dönem göz ardı edilen veya edilmek zorunda kalınan sorunların ortadan kaldırılması isteminden kaynaklanıyor.
Örneğin Irak’ta Faysal’ı ülkenin başına getiren İngilizler, sonraki yıllarda enteresan bir şekilde bu ülkede Şiileri ve özellikle de Kürtleri tatmin edecek adımlar atılması gerektiği tezini işlemiştir.
Görülüyor ki 2003 yılında Irak’ı işgal ederek, bölgenin sınırlarını değiştirme misyonunu kendisine devralmış olan ABD, bu ülkede bahse konu olan durumu esas edinmiş ve Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt bölgesi olarak 3’e bölünmesi için şartların zemini oluşturmuştur.
Suriye’de yaşananlarda aynı paralellikte, tarihi derinliği ve bağı olan “planlı istikrarsızlığın” bir yansımasıdır.
Hiçbir Suriyeli bugün kendi ülkelerinin geleceğinde söz ve tasarruf hakkına sahip değildir.
Bir yanda ABD, diğer yanda ise Rusya güdümüne girmiş ve esas itibarıyla ikiye ayrılmış olarak görülen gruplar, bu iki büyük ülke Suriye’nin geleceği ile ilgili ne karar verirse onu yaşamak durumunda kalacaklardır.
Yakın zaman önce Suriye’de ilan edilen ateşkes anlaşmasının başlamsından saatler önce ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry’nin “B Planımız var” sözü açıkça Suriye’nin de tıpkı Irak gibi 3’e bölüneceğine işaret ederken, sonraki günlerde Rusya Dış İşleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov da “Suriye’nin gelecekte federasyon olabileceğini” açıkça ilan etmiştir.
* * *
Planın esasında hepimizin malumu olduğu üzere bugün Rusya’nın askeri olarak konuşlu olduğu ülkenin Akdeniz sahilleri boyunca uzanan alanında Esad rejimin hakim olduğu, Kuzeyde PKK-PYD kontrolündeki bulunan, kalan kesimlerde ise Sünni nüfusun elinde tutacağı alanlar oluşturulması hedeflenmektedir.
Uzun lafın kısası,100 yıl önce İngiltere ve Fransa arasında paylaşılan bölge, bugün ABD ve Rusya arasında paylaşılıyor.
Ancak açık ki geçmişe göre çok daha kanlı ve vahşi olan bu paylaşım süreci bölgenin asıl sahipleri arasında mümkün olduğu kadar tümüyle bağları koparma ve hem etnik, hem de mezhepsel düzeyde ayrışmayı tesis etme hedefini taşıyor.
Bugün bölgenin kaderini değiştirmek kimsenin değil, bu bölgenin asli sahiplerinin elindedir. Özellikle de hangi mezhepten olursa olsun Araplar bu gerçeği ne zaman ve nasıl görür bilinmez.
100 yıl önce Türk Milleti’ni arkadan hançerlemenin kendilerine refahı ve huzuru değil, tersine kan, acı ve gözyaşını getirdiğini anladıkları gün bu coğrafyanın kaderi değişmeye başlayacaktır.
Zannımca bu muhakemeyi yapıp, olanı biteni doğru bir değerlendirmeyle anladıklarında yüzlerini Türkiye’den başka bir yöne çevirmeyeceklerdir. İşte tam da burada Türkiye’yi kuran Ulu Önder Atatürk’ün Ortadoğu’ya dair politikalarında ne derecede haklı olduğunun bir kez daha tescil edilmiş olduğu ortaya çıkıyor.
Bu zaman mutlaka bir gün gelecektir. O güne kadar Türkiye’nin yapması gereken, başta komşuları olmak üzere tüm ülkelerin toprak bütünlüğünün korunmasını esas alan, iyi ilişkiler geliştirmeyi ilke edinen bir yol izlemek ve ne olursa olsun Türkmenleri yalnız bırakmamaktır.

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER