22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
Ne eksikse onu istersiniz
Çarşamba, 22 Şubat 2012 01:38

Ülke sorunlar yumağı. Erkler, kurumlar birbirine girmiş. Yolsuzluk, hırsızlık her yanı sarmış. Her taraf talan ediliyor. İhanet ve bölücülük kurumsallaşmış. KCK operasyonu çerçevesinde ortalığa saçılanlar insanın kanını donduruyor. Başbakan hasta ve 10 gündür suskun. Kendisine bir defa daha acil şifalar diliyoruz. Bu kadar şeyden sonra, bir parti toplantısında da olsa yapacağı ilk açıklamada gerilimi azaltacak, ülkeyi rahatlatacak, tansiyonu düşürecek, ümit ve güven verecek bir şeyler söylemesini bekliyorsunuz. En azından hastalık psikolojisi ile daha sevecen, daha yapıcı, daha kucaklayan, daha anlayışlı ve daha toparlayıcı olmasını ümit ediyorsunuz.

Ele geçirmenin rahatlığı

Daha ilk cümlesinde yanıldığınızı, hiç bir şeyin değişmediğini ve değişmeyeceğini anlıyorsunuz. Ele geçirmiş, kontrole almış, düzeni kurmuş olmanın rahatlığı konuşmaya aynen yansıyor. Bir parti toplantısı olduğu için içe dönük mesajlar verilmiş olması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak genel politika ile söylenenleri şaşkınlıkla izliyoruz. "Demokraside yasamanın, yürütmenin, yargının yetki ve sınırları bellidir. Sınırları aşan her türlü girişim, yetki gaspıdır, millet iradesinin gaspıdır. Biz bu ülkede gayrimeşruluğa izin vermeyiz. Asla seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz" diyor.

Ne eksikse onu istersiniz

Bu söylenenler güzel ve doğru şeyler. Ancak bizim şahit olduklarımızla, sayın başbakanın söyledikleri birbirinin tam tersi. Zaten kendileri de bir şeylerin yanlış gittiğini görüp bildikleri için bunları söylemek ihtiyacı hissediyorlar. Eksik olanı lafla tamamlıyorlar. Tıpkı partilerinin adına ak demeleri gibi. Hani o değişmez kural vardır ya. Ne eksikse onu istersiniz. Demokraside yargının, yürütmenin, yasamanın yetki sınırları bellidir de, bizde nasıldır? Mesela şu yaptığınız son düzenleme de yargı ile yürütme arasında bir sınır kaldığını söyleyebilir misiniz? Yasama deseniz, zaten herşey iki dudağınızın arasında. Cumhurbaşkanının görev süresini de siz belirliyorsunuz, hangi kanunun ne şekilde çıkacağına da. Şimdi bunlara kimin suçlu olup olmadığına karar vermek de eklendi? Oslo görüşmeleri, İmralı pazarlıkları hangi yetkiyle izah edilebilir? Millet iradesi bu işin neresinde? Bunlara meşru diyebilir misiniz? Nerede kaldı hukuk, nerede kaldı demokrasi, nerede kaldı kuvvetler ayrılığı, nerede kaldı sınır?

Yeni mi aklınıza geldi?

Gelelim gazetelere manşet olan, atanmış-seçilmiş meselesine. "Seçilmişleri atanmışlara kul ettirmeyiz" sözüne. Demokrasinin olmazsa olmaz kurallarından biri, hatta birincisi budur. Kısa süre önce iktidara gelmiş bir lider çıkıp bunu söylese anlarız. "Bazı yanlışlar görmüşler, tespitler yapmışlar ve düzeltileceği mesajı veriliyor" diye algılarsınız. Ancak neredeyse 10 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. Bu sözü duyunca ister istemez, "şimdiye kadar tam tersi mi oluyordu? 10 yıldır neredeydiniz? Seçilmiş olmak, sadece iktidardakilerle mi sınırlıdır?" diye sormadan edemiyorsunuz. Nitekim, yaşadıklarımız da bu soruları sormayı kaçınılmaz hale getiriyor.

Ölçü AKP menfaatleri

İktidarın kontrolünde yapılan atamaları, atananların hangi yetkileri kullanıldığını ve daha sonra da nasıl korumaya alındığını; buna karşılık Türk Silahlı Kuvvetleri gibi belli bir disiplin ve hiyerarşi içinde, liyakat ve ehliyet esasına göre atananların başlarına nelerin geldiğini ibretle izliyoruz. Millet iradesini temsil eden seçilmiş muhalefet milletvekillerinin susturulması için nasıl iç tüzük değişiklerine gidildiğini şaşırarak seyrediyoruz. Bunları çoğaltmak ve daha çarpıcı örnekler vermek mümkündür. Ölçü hep aynı: Seçilmişlerle atanmışların bir farkı olacaktır. Ancak bunun sınırlarını demokrasi ve hukuk kuralları değil, AKP'nin menfaatleri ve hedefleri belirler.

Amansız kuşatma

Aksini söylemiş olmak, pembe tablolar çizmek, içi boş övünmelerle yandaş ve beslemeleri coşturmak mümkündür, ama bu ülkenin içinde bulunduğu vahameti değiştirmeye de, örtmeye de yetmiyor. Türkiye'nin daha önce de sorunları vardı. Demokrasimiz sancılı, ekonomimiz bıçak sırtındaydı. Ancak, hiç kimsenin yarınından endişesi yoktu. Ülke-millet düşmanları hiçbir zaman bu kadar ümitlenmemiş, bu kadar ileri gidememişlerdi. Bugün yoğun ve amansız bir kuşatmaya alınmış durumdayız. Kurumlar birbirine girmiş, güvensizlik ve ümitsizlik her yanı sarmıştır. Ülkenin varlığı ve birliği ağır bir tehdit altındadır ve bu tamamen AKP'nin eseridir. Sayın başbakanın her konuşmasında bir ümit ışığı arıyor, bu vahim gidişin durdurulacağının mesajını bekliyoruz. Ne yazık ki, her defasında yanılıyor ve hayal kırıklığına uğruyoruz…

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile