| Bu mu demokrasi? |
| Perşembe, 02 Şubat 2012 20:21 |
|
Türk medyası AKP'nin borazanı haline geldiği için, başta sayın Başbakan olmak üzere, iktidar adına yapılan bütün konuşmalar canlı olarak ekranlara taşınıyor. Burada yanlış olan başbakanın konuşmalarının yayınlanması değildir. Bu bir haber alma hakkıdır. Bizde bu haktan faydalanıyor ve ülkenin başbakanın ne dediğini biraz da hayret ederek öğreniyoruz. Hayret etmemizin sebebi sayın başbakanın söyledikleri ile bizim yaşadıklarımızın tam tersi şeyler olmasıdır. Her defasında, "biz mi başka ülkede yaşıyoruz, sayın başbakan mı başka ülkeden bahsediyor?" diye önce kendimize, sonra da etrafımızdakilere sormak zorunda kalıyoruz. Bu çelişkiyi, konuşmaları televizyonlar yayınladığı için fark ediyor ve sonrada şimdi yapacağımız gibi kendi bakış açımızla değerlendiriyoruz. Vesayet Yanlış olan muhalefetin ve özellikle de MHP hiçbir ölçüye, hiçbir vicdana, hiçbir ahlaka sığmayacak şekilde karartılmasıdır. Demokrasinin vazgeçilmez şartı, herkesin aynı haktan, aynı fırsattan faydalanmasıdır. AKP'ye borazan olur, muhalefeti ve özellikle MHP'yi yok sayarsanız, ortaya tek taraflı, tek sesli, tek yönlü bir yapı çıkar. Durumdan vazife çıkaran yanaşma ve beslemeler işi biraz daha ileri götürür. Sonra bakarsanız bütün gazeteler, bütün televizyonlar parsellenmiş. Aynı adamlar aynı şeyi söyleye söyleye bu millete ihaneti bile hazmettirmişler. Buna demokrasi diyemezsiniz. Bu açık ve aleni şekilde bir vesayettir. 12 Eylül'ün payı Bu tespiti yaptıktan sonra sayın başbakanın İl Başkanları toplantısında söylediklerine dönelim. 12 Eylül 2010'da milletin yargıya el koyduğunu ve herşeyin değiştiğini söylüyor. Bunu da Atatürk'e ve 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir' sözüne bağlıyor. Yargıya el konulduğu doğrudur. Ancak el koyan ne yazık ki millet değildir. Eğer yüzde 58'i esas alıyorsanız, yüzde 42'yi nereye koyacaksınız? Kaldı ki, bırakın yüzde 58'i, daha önce yüzde 92 evet denilmesi bile yapılanın doğru olduğunu göstermeye de, kabul etmeye de yetmedi. Bu referandumun Türkiye'yi ve yargıyı ne hale getirdiğini MHP lideri sayın Devlet Bahçeli'nin 10 Ocak tarihli grup konuşmasındaki şu sözleriyle ortaya koymuştur. "Türkiye'nin bölünmesi için fütursuzca mücadele veren, kin ve nefret tohumlarını saçan çevrelere hareketsiz kalan bazı yargı mensuplarının, sıra başka konulara geldiğinde ortalığı ayağa kaldırması tam anlamıyla çifte standarttır. Bizim hukuka saygımız vardır; ama lütfen dikkat ediniz bu hürmetimiz, yalnızca tarafsız ve herkese eşit uzaklıkta bulunan bir hukuk mantığınadır. AKP'nin borazanını çalan, siyasetin dar mahzenlerinde terazisinin kefelerini yitiren hukuk anlayışıyla, Türkiye'nin gerçek anlamda sorunlarının üstesinden gelebilmesi mümkün değildir. 12 Eylül Referandumunda verilen her evet oyunun bugünkü sıkıntılarda payı vardır. Yargının siyasallaşması, hukukun AKP'nin dümen suyuna girmesi konusunda bu referandum büyük bir rol oynamıştır." Kısır ve vizyonsuz politikalar Sayın başbakanın bu referanduma dayalı olarak kurulan düzeni savunurken söyledikleri, Türkiye'nin nereye götürüldüğünü çok açık biçimde ortaya koyuyor. "Siz hala 1940 öncesindesiniz. İstiklal Mahkemesi'nin vicdansız hakimlerini kahraman ilan edenler bugün çıkıp da bağımlı yargıdan bahsedemezler. Yassıada'nın yargılamalarıyla yüzleşemeyenler kalkıp da yargıyı eleştiremezler. Menemen'in peşine düşmeyenler Ergenekon'u Danıştay olayını anlayamazlar." Diyor. Bu sözlerin cevabı MHP Grubunun 24 Ocak tarihli toplantısında peşin olarak şu şekilde verilmişti: "Elbette geçmişte yaşanmış yanlışlar, izahı mümkün olmayan hatalar, baskılar ve şiddetle iç içe geçmiş dönemler olduğu aşikârdır. Ancak sırf bunlara bakarak Türkiye'yi dönemlere ayırmanın, bölünme ve yeni bir rejim tasarımı için gerekçe imal etmenin masum görülebilecek hiçbir tarafı yoktur. Sürekli geçmişle uğraşan, kısır ve vizyonsuz politikaları nedeniyle geleceği okuyamayan AKP anlayışı, öncelikle Türkiye'yi zihinlerde ayırmaya, taksim etmeye ve önüne uçurum kazmaya yönelmiştir." Yeni Türkiye ! Sayın Başbakan konuşmasında 150 yıllık köhne zihniyetle mücadele ettiklerini söyledi. Bu mücadeleyi anlıyoruz da, yerine ne koyuyorsunuz? Yaşadıklarımız nasıl bir Türkiye' hedeflediğinizi bize fazlasıyla gösteriyor. Sayın Bahçeli'nin yine 24 Ocak tarihli grup konuşmasında sorduğu ve yer darlığı dolayısı ile bir kısmına yer verebildiğimiz şu sorular, AKP Türkiyesi'nin bizi nereye götürdüğünü anlamaya fazlasıyla yetmez mi? "Ankaralılığın kabahat, Erivancı, Erbilci ve Brükselci olmanın maharet olması yeni Türkiye mi demektir? Habur'da hukuka sıkılan kurşun, Mehmetçiği katleden canilerin zorla salıverilmesi Yeni Türkiye'nin müjdesi midir? Kürdistan'ın kurulması, İmralı mahkûmunun salıverilmesi, demokratik özerkliğin gerçekleşmesi Yeni Türkiye'nin habercisi midir? Başbakan'ın otuz altı parçaya ayırdığı millet varlığı Yeni Türkiye'nin ana fikri midir? Dersim isyanına şamar indiren millet kudretine katliamcı, önüne gelene özür dileyen mahcup bir devleti oluşturmak yeni Türkiye midir? Yüksekova'da teröristler tarafından alçakça sırtlarından vurulan Uzman Çavuş Yahya Karakaya ile Uzman Çavuş Murat Özkozanoğlu'nu hiç umursamamak, ama kınanması gereken bir başka cinayet için ise ortalığı ayağa kaldırmak Yeni Türkiye'nin şifreleri midir? Türk Silahlı Kuvvetleri'nin zirvesine ulaşmış Genel Kurmay Başkanını terörist suçlamasıyla ve terör örgütü kurmak iddiasıyla cezaevine koymak mıdır Yeni Türkiye'nin özelliği? Milliyetçiliğin ırkçılık, vatanseverliğin faşistlik, ama Türk milletinin değerlerine hakaret etmenin özgürlük olduğu bir yer midir Yeni Türkiye?" Diyarbakır'daki kazılarda ortaya çıkan kemiklerden MHP'nin rahatsız olduğunu söyleyen sayın başbakana, MHP lideri sayın Bahçeli'nin 31 Ocak tarihli grup konuşmasını okumasını hararetle tavsiye ederiz. Kimin neden rahatsız olduğu orada ayrıntılı biçimde mevcuttur.
|
