22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
Leyla Zana niye dağa çıksın?
Çarşamba, 11 Ocak 2012 18:01


TBMM'de grubu bulunan siyasi partiler için Salı günleri önemlidir. Grup toplantıları yapılır. Parti liderleri haftalık değerlendirmelerde bulunurlar. Dün de öyle oldu. Önce MHP grubu, arkasından AKP grubu toplandı. Bu iki toplantıyı da takip etmeye çalıştım. Bu toplantıların ikisini birden takip etmeyenler Meclis Televizyonunun canlı yayıp yapmasının niçin engellendiğini, milletten neyin saklandığını ve nasıl bir düzenin kurulduğunu anlayamazlar.

Meclis Tv karartmasının sebebi

Medya tamamen kontrollerinde olduğu için kendi sözlerini millete ulaştırmakta bir sıkıntıları yok. Nitekim, grup toplantıları da dahil başbakanın bütün konuşmaları çeşitli televizyon kanallarından canlı yayınlanıyor. Buna karşılık özellikle MHP'ye yönelik kasıtlı bir karartma kararlılıkla sürdürülüyor. İşte bu karartmanın niçin yapıldığının cevabını dünkü grup konuşmaları vermiştir. Zira, MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin konuşmasındaki tespitler çok çarpıcıdır ve daha sonra konuşan sayın başbakandan makul ve mantıklı bir cevap gelmemiştir. Sayın Bahçeli'yi dinleyenlerin, "çok şükür ülke gerçeklerinden haberi olan ve bu hazin gidişe itiraz eden, çözüm üreten bir parti, bir lider var" dediklerinden, başbakanı dinleyen bir çok kimsenin de, "uzayda bir ülkeden mi bahsediliyor? Bizim yaşadıklarımızla, bizim şahit olduklarımızla başbakanın anlattıkları tam tersi şeyleri gösteriyor" şeklinde düşündüklerinden eminim.

BDP bu cesareti AKP'den buldu

Bazı örneklerle ne demek istediğimiz biraz daha somutlaştıralım. Sayın başbakan konuşmasında Leyla Zana'nın ihanet beyanlarından sonuncusu olan, "silah Kürtler'in sigortasıdır" zırvasına göndermede bulunarak, "o zaman buraya niye geldin, sende dağa çık" dedi. Dinlerken, "iyi ki o grup toplantısında değilim" diye içimden geçirdim. Orada olsaydım, dayanamayıp "sayın başbakan dağa çıkmasına gerek kalmadı. Sayenizde dağda söyleyemediklerini artık mecliste söylüyorlar. Dağda yapamadıklarını şehirlerde yapıyorlar. Ne isterlerse vereceğinizi taahhüt eden sizin bakanlarınız değil mi?" diye haykırabilirdim. Daha da ilginç olanı sayın başbakanın özellikle Uludere olayını istismar çabalarını hatırlatarak BDP'yi CHP'ye benzetmesidir. Bu değerlendirmenin doğruluk payı vardır. Ancak, bu durum BDP'nin bu kadar ileri gitmesinin, PKK'nın Türkiye'nin bir bölgesinde kalkışma provaları yapmasının AKP sayesinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. BDP'nin CHP'ye benzemesi Habur rezaletlerini, Oslo müzakerelerinin vahametini ortadan kaldırmıyor. İmralı canisi ve dağdaki katillerin BDP üzerindeki etkisi ve yönlendirmesi, başbakanın "onların izni olmadan tuvalete gidemezsiniz" yakıştırması da doğrudur. Ancak bütün bunlara İmralı ile sürdürülen müzakerelerin, oranın bir parti genel merkezine dönüştürülmesin sebep olduğu da unutulmamalıdır.

İleri demokrasi!

Sayın başbakanın bir başka cümlesi de, "darbeci, vesayetçi zihniyetle hesaplaşmadan ileri demokrasiye ulaşmak mümkün değildir" şeklindeydi. Bu sözleri dinlerken ilk aklımıza gelen, "o darbeci zihniyet olmasaydı, acaba siz bugün başbakan olur muydunuz?" sorusu oldu. Vesayet ve ileri demokrasinin ne olduğunu ise son gelişmelere dayalı olarak MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli, şu çok çarpıcı tespitlerle ortaya koydu.

"AKP zihniyeti kendisi için tehlike gördüğü kim varsa statükocu olarak yaftalamış, vesayetçi diyerek damgalamış ve değişim karşıtı göstererek ön almaya ve inisiyatif elde etmeye çalışmıştır. Asıl anlamından saptırılmış demokrasi ve özgürlük mefhumları, millet ve devlet varlığına kast etmek için sıra ve zaman gözleyen mihraklara aradıkları uygun ortamı sağlamış ve dünün mağdurları bugünün zalimleri haline dönüşmüştür. AKP ileri demokrasi kılıfıyla eziyeti, baskıyı, zulmü, hukuksuzluğu ve iftirayı meşrulaştırmış, böylelikle Türkiye güvensizliğin ve korkunun alabildiğine çoğaldığı bir ülke haline gelmiştir.

AKP ne zaman bir darbe iddiası veya girişimiyle muhatap kalsa bundan istifade etmiş ve yarar sağlamıştır. Kaldı ki en başta, 28 Şubat karanlığının en bariz ürününün kim olduğu bellidir ve o da Adalet ve Kalkınma Partisi'den başkası değildir. 27 Nisan girişiminin nelere yol açtığını ve AKP'yi nasıl güçlendirdiğini bilmeyen kalmamıştır.

AKP özel yetkili mahkemeleri sindirme ve tedip etme aracı olarak kullanmış ve hedef olarak tayin ettiklerini Silivri'ye göndermiştir. Türkiye'nin bölünmesi için fütursuzca mücadele veren, kin ve nefret tohumlarını saçan çevrelere hareketsiz kalan bazı yargı mensuplarının, sıra başka konulara geldiğinde ortalığı ayağa kaldırması tam anlamıyla çifte standarttır.

12 Eylül Referandumunda verilen her evet oyunun bugünkü sıkıntılarda payı vardır. Yargının siyasallaşması, hukukun AKP'nin dümen suyuna girmesi konusunda bu referandum büyük bir rol oynamıştır. Buradan muhataplarına sormak istiyor ve biraz utanmaları varsa cevap vermelerini bekliyorum: Şayet Genel Kurmay Başkanı terör örgütü kurup yönettiyse bu örgüt ve militan kadrosu nerededir? Yoksa gizli gündemlerde, kanlı terör örgütü PKK'yla kahraman Mehmetçiğin yer değiştirilmesi mi vardır? Bu terör örgütünün yatağı, yuvası ve konuşlandığı yer neresidir? Mehmetçik terörist olmuştur da bizim ve aziz milletimizin mi haberi yoktur? Eğer Genel Kurmay eski Başkanı İlker Başbuğ terörist ise İmralı'da yatan cani kimdir ve hangi suçtan dolayı oradadır? Kandil fitnesinin faillerine bundan sonra nasıl hitap edilmeli ve ne denmelidir? Geçtiğimiz 30 Ağustos kutlamalarında, Başkomutan sıfatıyla tebrikat kabul eden Cumhurbaşkanı Sayın Gül, acaba önünden geçen ve ellerini sıktığı teröristleri fark edememiş midir? Bu durum karşısında bebek katilinin Silivri'ye nakli ya da İlker Başbuğ'un İmralı'ya götürülmesi düşünülmekte midir?

Türk ordusunun suçlandığı, tedirgin edildiği, kötülendiği, töhmet altına alındığı bir ortamda; Meclis Genel Kurulunda, "haddinizi bileceksiniz, bize ters bakmayacaksınız" zırvalarını duymak son derece normaldir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BAŞBUĞ DİYORKİ

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bil¬mektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev ayna¬sında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacak¬sınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşa¬ğıdan bakacaksınız.
Alpaslan Türkeş -

En Cok OKUNANLAR

Şu anda 60 konuk çevrimiçi