22 Mayıs 2012 Salı
Live tracking and statistics
Paylas
MEYDANI BOŞ BULDULAR
Perşembe, 05 Ocak 2012 14:21

Uludere olayı sonrasında yaşananlar, AKP iktidarının 9 yıllık yanlışlarının ve teslimiyetinin can yakan sonuçlarıdır. Her taviz daha ağır bir tavizi, her yanlış daha büyük bir yanlışı doğurmuştur. Bu noktaya gelineceği aylar, hatta yıllar öncesinden belliydi. Son birkaç gündür şahit olduklarımız Uludere olayını öğrendiğimiz ilk dakikadan itibaren duyduğumuz endişelerin ne kadar doğru ve haklı olduğunu göstermiştir. Çok vahim şeyler yaşıyoruz. Şehit analarının, atama bekleyen öğretmenlerin, kapının önüne konulan Tekel işçilerinin bırakın meclise girmeyi, bir kilometre yakına yaklaşmalarına bile izin verilmezken, bölücü hainlerin başlarındaki paçavralarla TBMM içinde cirit atmaları, zılgıt çekmeleri ve başbakanın makam odasının kapısına dayanıp eylem yapmaları çok acı bir durumdur. Daha da acı olanı burada kalmayacak olmasıdır.

Rol paylaşımı

Hiç bir şey tesadüf değil. Son derece planlı ve kararlı gidiyorlar. Fazla geriye gitmeye gerek yok. Son seçimler sırasında ve sonrasında yaşadıklarımız nasıl bir rol paylaşımı olduğunu anlamaya da, anlatmaya da fazlasıyla yeterlidir. Seçim sürecinde durmuş olan terörün seçimden hemen sonra niçin can yakmaya başladığı, hangi kumpasların kurulduğu, hangi planların yapıldığı şimdi çok daha iyi anlaşılıyor. Terörü durdurdu AKP'ye yol verdiler. Sonrasında terörü yükseltti AKP'den beklentilerini ve aksi halde neler olacağını gösterdiler. Oslo görüşmeleri, İmralı pazarlıkları mesajın alındığını ve gereğinin yapılacağını ortaya koydu. Ancak bunun için Türk milletinin hazır hale getirilmesi, yani hazmettirme sürecinin işlemesi gerekiyordu.

Cevap bulamayan sorular

Dersim özrü ile sadece hazmettirmede değil, yıkım projesinin bundan sonraki aşamaları için de yeni bir yol açıldı. Arkasından Bülent Arınç'ın "herşeyi vereceğiz" açıklaması geldi. Beşir Atalay'ın "ikinci açılım paketi" ile süreç hız kazandı. Leyla Zana, "özerklik yetmez, bölünmeyi de konuşmalıyız" diyerek kendi rolünü oynadı. Tam bu sırada Uludere olayı patladı. Olayı duyduğumuzda ilk aklımıza gelen, bunun PKK'nın içerideki ve dışarıdaki uzantılarıyla planladığı bir oyun olabileceğiydi. Şu ana kadarki gelişmeler bu endişemizi haklı çıkarmıştır. Bildiğimiz tek şey, asla bir kastın olmadığıdır. Bunun dışında istihbaratı kimin verdiği, kaçakçı grubunun bölücü örgütün kamplarının bulunduğu bir bölgede nasıl bu kadar rahat dolaştığı, içlerinde işbirlikçilerin olup olmadığı, PKK'nın kaçakçı grubunu yönlendirerek böyle bir sonucu planlamış olma ihtimali gibi sorular henüz cevap bulamamıştır. PKK uzantılarının istismar çabalarıyla, tartışmaların ve dikkatlerin başka yerlere çekilmesiyle bu soruların üzerinin örtülmek istenmesi, endişelerimizi daha da arttırmıştır.

Zıvanadan çıktılar

Bitmiş terörden, sıfırlanmış bölücülükten buralara geldiğimizi unutmayalım. Kuzey Irak'da olanları bu işin dışında tutmayalım. Talabani ve Barzani'nin rollerini gözardı etmeyelim. Önce terörü canlandırdılar, sonra bölücüleri azdırdılar. Arkasından da "çözüm" diye ortaya çıktılar. Habur rezaletlerini iki dilin fiili olarak hayata geçirilmesi izledi. Oslo müzakereleri ve İmralı görüşmeleriyle iyice zıvanadan çıkan bölücüler, açıkça meydan okumaya ve isyan provaları yapmaya başladılar. Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç ve Beşir Atalay'ın ikinci açılım sözlerinden cesaret bulan bölücü hainler, işi bölünme istemeye kadar götürdüler.

Dersim özrünü emsal gösteriyorlar

Uludere olayı sonrasında hükümetin tavrı ve tutumu, bölücü hainler için yeni bir dönüm noktası olmuştur. Fırsatı kaçırmamış ve ihanetlerine yeni halkalar eklemişlerdir. Bu durum Uludere'de PKK'nın parmağı olduğu şüphelerini daha da arttırıyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa devletin kaymakamına linç girişiminde bulunulmuştur. Devletin bakanları bölgeye gelmemeleri için tehdit edilmiştir. Kullandıkları en önemli argüman Başbakanın Dersim özrüdür. Bu özrü emsal göstererek, Uludere olayını tırmandırmaya uğraşıyorlar. İhanetlerine haklılık kazandırmak istiyorlar. Biz o özrün dilendiği gün, "bundan sonra bütün hainler, bütün ihanet odakları bunu emsal gösterecek ve kendilerinden de özür dilenmesini isteyeceklerdir" demiştik. Aradan henüz haftalar geçmeden geldiğimiz nokta ne yazık ki budur.

Alan hapiste, Zana mecliste

Bütün bunların bir tesadüf olduğunu kim söyleyebilir? Dağdaki eşkıya ile şehirdeki uzantıları birbirini tamamlayarak gidiyor. Hatta şehirdekiler dağdakilerden çok daha tehlikeli hale gelmişlerdir. TBMM Kürsüsünden tehditler savuruyorlar. Bu da yetmedi, başbakanın kapısına dayanıp, TBMM'yi işgal edecek kadar ileri gittiler. Bu vahamet orta yerde dururken, birilerinin çıkıp, "PKK bittiği, dağdakiler artık kendilerini sorguluyorlar. Yakında silah bırakacaklar" demesi eğer bu milletin aklıyla alay etmek değilse nedir? PKK artık niye dağda vakit kaybetsin. Dağa çıkarken hedefledikleri herşeye ulaştılar. İnişlerinde törenlerle karşılandı ve protokol tribünlerinde ağırlandılar. Buda yetmedi dağda silahla yapamadıklarını, şimdi mecliste başbakanın kapısına dayanarak yapıyorlar. Engin Alan hapiste, Leyla Zana mecliste. Daha ne olsun? Bu gidişle ihanet güruhunun mecliste İmralı katilinin posterlerini asması, PKK paçavraları sallaması da artık bizim için sürpriz olmayacaktır.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BAŞBUĞ DİYORKİ

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.
Alpaslan Türkeş -

En Cok OKUNANLAR

Şu anda 56 konuk çevrimiçi