Asikurtlar©

ÖNCELİK SORUNLAR MI? SİSTEM Mİ?

ÖNCELİK SORUNLAR MI? SİSTEM Mİ?
01 Şubat 2016 - 22:10 'de eklendi ve 4051 kez görüntülendi.

Değişim gelişimin başlangıç noktasıdır” sözünü masum bulurum…
“Gelişimin değişimi de beraberinde getirdiğini” düşünürüm…
**
Bu söylemlerin “öznesi ve masum niyeti” ile oynanmaz ise elbette bir sorun yok!..
***
Türkiye gelişen bir ülke toplumsal meseleler ve ihtiyaçlar kabarıyor.
Sadece biz değil dünyanın birçok meselesi de bizle birlikte çoğalıyor.
Sadece coğrafi değişim değil, ortaya çıkan “demografik yapı” sorunları da var…
Demokrasinin kalitesi ve ekonomik sorunlar ve birçok sosyal meseleler de ilave edilebilir…
***
Belki de kaynakların tükenişi ile birlikte bundan pay kapma savaşı dünyaya yeni bir boyut kazandırdı.
Zaten “Yeni Dünya Düzeni” denen “komplike proje” bu değişimin eseridir…
***
Buraya kadar anlaşılmaz bir şey yok!
Haliyle bu rüzgâra karşı durmak zor hale geliyor.
Türkiye, dünya ile siyasal ve ekonomik entegrasyon konusunda sorunlar yaşıyor.
Bölgesel ve iç meseleler daha kapsamlı çözümler gerektiriyor.
Terör ve güvenlik meselemiz öncelikli sorun haline geldi.
Demokrasini niteliği ve adalet ilkesi acil çözüm bekleyen meseleler arasındadır.
Hızla büyüyen nüfus artışı ve beraberindeki çözüm bekleyen meseleler çoğalmaktadır.
***
Velhasıl mesele çığ gibi…
Çözümü elbette içimizde, bizde…
Demokrasi ve bütünlük içinde aşılamayacak bir mesele elbette olmaz…
***
Ancak; bir sorunumuz var!
Toplumsal bilinç meselelerinin önceliklerini fark edemeyen bir haldedir…
Algı dediğimiz mekanizmanın toplumsal duyarlılığa verdiği hasarın yan etkileri her alanda gözükmektedir…
Ekonomik, sosyal ve siyasal alanda ciddi “git-geller” yaşanmaktadır…
Toplumun bazı kesimlerinin dün ak dediğine, bugün kara, hatta zifiri kara diyebilmesi bu kanaati oluşturuyor.
***
Mesela;
Bir tarafta cumhuriyetin kazanımlarını konuşuyoruz.
Diğer tarafta bu kazanımlara vesile olmuş parlamenter sistemi yere vuran bir anlayış yaygınlaşıyor.
Garip olan parlamenter sistemin görev verdiği makamlar bile bu “sistemin çöktüğünü” söyleyebiliyor.
Haliyle sorunlar dağ gibi beklerken gündem üç noktaya kenetleniyor…
Anayasayı değiştirelim…
Parlamenter sistemden çıkalım…
Başkanlık kuralım…
Parlamenter sistemin eseri olan demokratik erklerinin “erkler birliği” gibi bir söylem ile tek yetki altında birleştirme gayreti ise “akıl tutulmasının” boyutunu gösteriyor…
***
Toplumda şöyle bir anlayış var…
Sanki tüm meselelerin çözümü anayasada saklı…
Sizce birincil önceliğimiz anayasanın değişimi mi?
Tüm sorunlarımızın kaynağı Anayasa mı?
Terör meselesi, ekonomik ve sosyal meseller anayasanın yanlışlığından mı?
Anayasa değişir de “Başkanlık sistemi” yasanın içine konursa sanki meseleler bir gecede bitecek…
Maalesef şimdiki toplumsal algımız bu…
İşi bozulan, koyunu kaçan, morali bozulan suçu anayasaya buluyor birader…
***
Meselelerin hep söylemler üzerinden çözüleceğine inandırılıyoruz.
Algı yanılgısına düşüyoruz…
Tıpkı 1 Kasım seçimlerinde kullanılan “istikrar sürsün” söylemi gibi…
1 Kasımda tek parti iktidar olursa ekonomi düzelir imajı yaygınlaştırıldı…
Ne oldu?
1 Kasımdan sonra ekonomik dengeler daha kırılgan hale gelmedi mi?
Dolar, altın, borsa ve piyasalar alt üst olmadı mı?
Bunun sebebi elbette söylemler değil piyasaların kendi içindeki dengesidir.
Zaten siyasetçiler bu detayı siyasi hile olarak kullanıyor..
***
Böyle bir bakış açısı olabilir mi?
Bu düşünce karmaşası algı denen mekanizmanın toplumsal bakış üzerinde yarattığı hasarın boyutunu gösteriyor.
Siyasetçilerin bu kıskaçtan kurtulup meselelerin üzerine gitmek yerine hedefi değiştirmesi garip bir bakış açıdır.
Belki de siyasetçilerin özlemlerini gerçekleştirmek için arzularının daha öne çıkmasıdır….
***
Türkiye’nin sistemini tartışmaktan fırsat bulup sorunlarını tartışamayan bir ülke haline getirilmesi ne acıdır!

Mustafa ERTEKİN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER