Asikurtlar©

OĞUZ KAĞAN’DAN GÜNÜMÜZE BARAK TÜRKMENLERİ

OĞUZ KAĞAN’DAN GÜNÜMÜZE BARAK TÜRKMENLERİ
13 Ağustos 2016 - 15:29 'de eklendi ve 4211 kez görüntülendi.

 

 

Barak isimi, mitolojik devirlere ait Türk efsanelerine kadar dayanan tarihi geçmişe sahip bir isimdir. Etimolojik olarak varmak fiilinden dolayı çabuk yürüyen, koşan anlamına gelen bu kelime farklı sözlüklerde mitik ifadelerle de tanımlanmaktadır.
Anayurtları Asya’nın kuzeybatısı olan Baraklar, Horasan’dan Anadolu’ya üçüncü büyük göç dalgasında yer alan Beydili’yle beraber Musul, Telafer ve Bayat Türkmenleriyle aynı dönemde göç etmişlerdir. Barakların göçü, XVI. yüzyılda vergilerin ağırlığı, tabiat şartları ve diğer sıkıntılar yüzünden İran’ın Farap, Karacuk yaylasından başlamış ve iskân başı olan Firuz Bey önderliğinde Anadolu’ya yönelmiştir. Göçün, Anadolu güzergâhı ise Erzurum, Erzincan, Yozgat ve Sivas yolu olmuştur.

1691 yılında Osmanlı Devleti tarafından stratejik, ekonomik ve siyasi nedenlerle Rakka’ya iskân için emir alan Baraklar, 1692 yılında bölgedeki diğer aşiretlerle birlikte Rakka Mukavelesi’ni imzalayarak bu bölgeye gelmişlerdir. Ayrıca Baraklara yaylak olarak Sivas’taki Habeş Yaylası (Uzun Yayla), gösterilmiştir. Bu iskân sırasında Arap ve Kürt aşiretleriyle verdikleri mücadeleler neticesinde ise bugünkü yerlerine yerleşmişlerdir.

Baraklar, bugün Anadolu’da Barak Ovası ve Barakeli olarak ta bilinen bölgede bulunmaktadırlar. Bu bölge Güneydoğu Anadolu bölgesinde Kilis’in güneydoğusundan, Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinin güneyinden ve Nizip ilçesinin kuzeydoğusunda bulunan Belkıs köyünden başlayarak doğuda Fırat nehri kıyısına ve güneyde Suriye sınırına kadar uzanan oldukça geniş bir alanı içine almaktadır.
1.BARAK ADI ve BARAKLARIN KÖKENİ
1.1.Barak’ın Sözlük Anlamları

Barak kelimesi Lehçe-i Osmânî’de ‘yünlü, kıllı, tüylü çuha’[1], Büyük Türk Lügati’nde ‘bir nev tüylü av köpeği, berg kebe (çobanların ve köylülerin giydikleri ve yere serdikleri yünden kaba aba)’[2], Türk Dialecte’de ‘uzun kuyruklu ve yallı soylu bir at cinsi, sık yünlü koyun, kıvırcık tüylü köpek cinsi’[3] ve Kâmûs-ı Türkî’de ise ‘uzun kıllı, uzun tüylü’[4] gibi birbirine yakın anlamlarda geçmektedir.
1.1.1.Barak Adına Etimolojik Yaklaşım

Genelde boy ve oymak adlarının döneminde kutsal sayılan bir hayvana atfedildiği ve bu hayvanın sıfat olarak boy veya oymak adının önünde yer aldığı bilinmektedir. Ancak Barak adı etimolojik olarak incelendiğinde kelimenin asıl anlamı ortaya çıkmaktadır. Buna göre; Eski Türkçede kelime başında bulunan b- sesi, Batı Türkçesinde kelime başında v- ye dönüşmüştür. Dolayısıyla Batı Türkçesinde kelime başındaki v- sesleri, Eski Türkçede b- biçiminde ifade edilmiştir. Hatta Kıpçak Türkçesinde kelime başı b- sesinin dönüşüme uğramadığı aynen korunduğu da görülmektedir[5]. Bu nedenle Barak kelimesine “var-/bar-” fiilinden dolayı[6] “çok çabuk yürüyen ve koşan” anlamı yüklenmektedir[7]. Nitekim kuzey Sibirya’da yaşayan, Yakut Türklerinin masallarında geçen, çok süratli yürüyen mitolojik bir kişinin adı “Baragçı”dır. Yakutlarda kadın ve erkek Şamanların ataları olan ve onları türeten, Kara Barak hatun gibi ikinci derecede tanrılardan bahsedilmektedir[8]. Bunun yanı sıra Barak uzun kuyruklu, soylu bir at cinsi olarak da sözlüklerde tanımlanmaktadır. Bütün bunların ışığında “Barak” kelimesinden hızlı koşan, yürüyen anlamı çıkarmak mümkündür. Kaldı ki, İslamiyet’ten sonra Barak sözcüğünün, Osmanlı belgelerinde yine hız ve çabukluğu ifade eden “Burak” kelimesiyle de nitelendirildiği görülmektedir.
1.1.2.Barak Adını Açıklamaya Yardımcı Olan Mitik ve Efsanevi Anlatılar

Efsanelerde Saka savaşçılarının savaş sırasında ejder gibi göründüğünden bahsedilmektedir. Bu görünümü başlarına bağladıkları dağ sığır kuyruğu sağlamaktadır. Atlar durduğu vakit üzerlerinden çeşitli paçavralar sarkar. Hareket ettikleri zaman ise değişik renkteki bu paçavralar rüzgarın da etkisiyle bir ıslık sesi çıkarır ve ejdere benzeyen bir görünüme bürünür. Kaşgarlı Mahmut buna benzer bir durumu Karahanlıların Budist Uygurlarla savaştıklarında görüldüğünü belirtir. Atlara takılan paçavralar ise Beçkem (Perçem) olarak ifade edilir[9].

Aynı şekilde Avrupalı seyyah ve gezginler tarafından Atilla’nın başı da köpeğe benzetilmiştir. Hunların Savaşta güçlerinin yetmediği düşmanlarını yüzlerinin korkunçluğu sayesinde korkutarak kaçırdıklarından bahsedilmektedir. Bununla birlikte savaşçıların gözlerinin görünmeyecek kadar küçük olduğu belirtilmektedir. Boyları küçük olan bu savaşçıların geniş omuzlara sahip oldukları, çevik ve ustaca hareket ettikleri, çok iyi ata bindikleri, boyunlarının ise ok ve yay kullanmaya müsait olduğu yine kaynaklarda yer almaktadır. Çocukların doğarken bile hiddetle dünyaya geldiği ve yeni doğan çocukların yüzlerinin demirle çizilerek acıya alıştırıldıkları vurgulanmaktadır[10].

Bütün bu özellikler, Barakları tasvir ederken de kullanılabilir. Çünkü Oğuz destanında bahsedildiği gibi Barakların çok eskiden uyguladıkları savaş teknikleri Sakalarınkine benzemektedir.

· Baraklar, savaştan önce vücutlarını çamura belerler. Bu işlem çamur kurudukça birkaç kez tekrarlanır. Böylece vücutlarını bir zırh gibi kaplayan çamur tabakasına ok ve mızrağın işlemesi güçleşir[11].

· Yine başlarını, kollarını ve vücutlarını kıllı derilerle kaplarlar. Böylece gerçekten acayip bir görüntüye sahip olup düşmanı caydırdıkları gibi ok ve mızrakların etkisini de azaltmış olurlar.

· Dini ayinlerini (şaman) başlarındaki kıllı maskelerle yapar ve anlaşılmayan sesler çıkarırlar.

Bütün bunlardan da anlaşılacağı üzere savaş ve ayin sırasında kullandıkları teknik ve edevatlar, Barak erkeklerinin neden çirkin ve kıllı olduklarını neden kıl ve it sıfatlarının Barak adı önünde yer aldığını izah etmeye yardımcı olacaktır. Aynı şekilde Barak kadınları savaşta yer almadıkları için elbette güzel olarak tasvir edilmektedirler. Dolayısıyla erkeklerinin hepsi çirkin, kadınlarının ise hepsi güzel olarak ifade edildiği bir kavim tanımı yanlış yorumların çıkmasına sebep olmaktadır.

Barak kelimesi, Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügât-it-Türk adlı eserinde “çok tüylü köpek” olarak tabir olunmakta ve şu şekilde tarif edilmektedir; “Türklerin inandıklarına göre, kerkes kuşu kocayınca iki yumurta yumurtlarmış yumurtaların birisinden barak çıkarmış. Bu, köpeklerin en çok koşanı, en iyi avlayanı olurmuş öbür yumurtadan da bir yavru çıkarmış bu, son yavrusu olurmuş” [12]. Türkçede Barak kelimesinin anlamı bu mitolojik anlatıdaki anlamda sıklıkla kullanılmıştır.

Mitolojik olaylar, devrinin var oluşlarını izah ederken yaşananları doğaüstü üslupla resmeder. Dolayısıyla bu tür olaylar, zamanın şartlarına indirgenip değerlendirilmelidir. Oğuz destanında yer alan Baraklar Kıl Barak şeklinde ifade edilmiştir. Aynı şekilde İt Barak’ta yine efsanelerde yer almaktadır. Bu iki sıfat da savaşta kullandıkları tekniklerinden dolayı Barakların ismi önünde yer almıştır. Barakları bu tanımlarla ön plana çıkarıp onların kahramanlıklarını hasıraltı etmek ise elbette akla izana uymaz. Etimolojik anlamında da belirtildiği üzere Barak çevik, hızlı, atik demektir.

Barak kelimesi it ve kıl sıfatlarının telaffuzundan kaçınmak için oymak ahalisi tarafından bayraktar kelimesinin kısaltılmışı olarak ta tabir olunmaktadır. Buna göre Baraklar iskânın bayraktarı idiler. Dolayısıyla Barak kelimesi bayraktar kelimesine atfen ifade bulmuştur[13]. Ayrıca oymak ahalisi tarafından it veya kıl sıfatlarının kullanılmak istenmemesi, Barak kelimesine bayraktarın yanı sıra berrak ve bark gibi uydurma anlamların da yüklenmesine neden olmuştur. Genel olarak bu sıfatların benimsenememesinin nedeni ise günümüzde kullanılan anlamlarıyla algılanmış olmalarındandır.
1.2.Barakların Türk Boy ve Oymak Sistemindeki Yeri

Rasonyi’nin Tarihte Türklük adlı eserinde bir Kıpçak oymağı olarak tanıtılan Baraklar[14], Osmanlı iskân politikası uygulamasında Oğuzların Beydili boyuna tabi olarak gösterilmektedir.[15] Lakin Baraklar, kendilerini köken olarak Beydili Türkmenlerinden farklı görürler. Buna paralel olarak Barak oymağının kendi isteği ile Beydili Türkmenlerine katıldığından bahseden kaynaklar da mevcuttur[16]. Bazı yerlerde ise Baraklar, Dulkadir eline bağlı boylardan biri olan Cerit üzerinde gösterilmektedirler[17]. Oğuz ile Barak’ın kardeş olduğunu ifade eden kaynakların yanında Kıpçak ve Barak’ın kardeş olduğunu belirten kaynaklar da mevcuttur[18]. Dolayısıyla Baraklar, Oğuzlar ve Kıpçaklar gibi ayrı bir Türk boyu olarak ta yorumlanabilir. Barakların bir kısmı zamanın akışı içerisinde Kıpçaklar içerisinde eriyerek Kafkaslardan Macaristan’a kadar yayılmışlardır. Bir kısmı Horasan’da kalmış, bir kısmı da Anadolu’ya gelerek çeşitli badirelerden sonra bugün yaşadıkları bölgeye yerleşmişlerdir.
1.2.1.Güneydoğu Anadolu’da Baraklar

Kökeni, başka bir ifadeyle Anayurtları Asya’nın kuzeybatısı olan Baraklar, bugün aynı adla anılan Barak Ovası’nda bulunmaktadırlar. Bu bölge Güneydoğu Anadolu bölgesinde Kilis’in güneydoğusundan, Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinin güneyinden ve Nizip ilçesinin kuzeydoğusunda bulunan Belkıs köyünden başlayarak doğuda Fırat nehri kıyısına ve güneyde Suriye sınırına kadar uzanan oldukça geniş bir alanı içine almaktadır.

Baraklar, bugün yaşadıkları bölgede büyük ölçüde Beydili ile karışık bir vaziyettedirler. Ayrıca çok az da olsa bu karışımın içerisinde Elbeyli, Karakeçili, Bayındır oymakları ile bazı Yörük obaları da yer almaktadır. Dolayısıyla Barak’a Beydili, Elbeyli, Karakeçili, Bayındır ve Yörük demek de yanlış olmaz. Kaldı ki, Barak kültürünün oluşumunda başka oymak ve obaların da etkisi görülür. Mevali (Gevence), Pican-Bircan (Alagöz), Damarka (Fayat Ağa), Elbeacur (Çıldıraba), Alaadinli (Karacaören) ve daha birçok oymak Barak kültürüyle benzerlik göstermekte, Baraklar gibi yaşamaktadırlar. Bunun yanı sıra XIX. yüzyıl sonlarında Ayntab kazasının sekiz nahiyesinden biri olan Reşi’ye[19] bağlı ve genellikle Kürtçenin konuşulduğu köylerde de Türkmenlerin etkileşimi görülmektedir. Örneğin Gaziantep’in Nizip ilçesine bağlı Kilisecik (Tanır) köyü, Bekmişli Türkmenlerinin yaşadığı bir köydür. Yine Cağıt (Tatlıcak)’ta Türkmenler Kürtçe konuşmaktadırlar. Burada yaşayan Türkmenler Reşi geleneklerinin oluşumunda da önemli rol oynamışlardır. Bu sosyolojik durumu, Anadolu’nun daha başka yerlerinde de görmek mümkündür.

1.3.Barak ve Beydili’nin Horasan’dan Anadolu’ya Gelişleri

Oğuzlar Anadolu topraklarına farklı zamanlarda cereyan eden üç büyük göç dalgasıyla gelmişlerdir. Ziya Gökalp bu göçü[20], şöyle anlatmaktadır; Bu göçlerden birincisi Selçuklularla beraber gelen Oğuzların veya Kınık Oğuzlarının göçüdür. Bu oğuzlar bilindiği gibi Artuklular, Atabekler, Mengücoğulları gibi siyasi teşekküller vücuda getirmişlerdir.

İkinci göç dalgası Celaleddin Harzemşah ile beraber gelen Salur Oğuzlarıdır. Salur hanedanı Kaşgar’da Hakaniye Devleti’ni kurmuştu. Salur yabgusu (ilbeyi) ile bu devletin subaşısı olan Selçuk’un bozuşması, Oğuzların bir kısmının Salur Oğuzlarından ayrılmasına neden olmuştu. Karahitaylar’ın Kaşgar’ı istila etmeleri üzerine de Salur Oğuzları Harezm ülkesine göç etmişlerdi. Cengiz istilası başlayınca Celaleddin Harzemşah ile beraber batıya geldiler. Celalettin’in ölmesiyle her tarafa dağıldılar. Kınıklılar, Kalaçlar, Karakeçi, Bucak, Bayır, İlbeyli, Sarılar, Tekeler, Çavdarlar, Karamanlar, Karapapaklar ve Kayılar bu göçe mensupturlar.

Üçüncü göç doğu İran’ın Farap kışlağında ve Karacuk yaylasında yaşayan Oğuzların göçü olmuştur. Bunlar da İlhanlılar devrinde batıya göç etmişlerdir. Bu Oğuzların başında Bayındır boyuna mensup bir han bulunmaktaydı. Akkoyonlu ve Karakoyunlu Devletleri bu üçüncü göç dalgasında gelen hanlar tarafından kuruldu.

Korkut Ata Oğuzname’sinde Oğuzların iki kolunu oluşturan, Üçoklarla Bozoklarının geçimsizliğini göstermektedir. Bu bakımdan Bozoklar Bayındır hanedanından uzak yaşamayı tercih etmişlerdir. Bugün Anadolu topraklarında Türkmen olarak bilinenler genel olarak Bayındır Oğuzlarının Bozoklarıdır. Çünkü bu Türkmenler devlet kurmamış ve il hayatı yaşamışlardır. Hükümet kurup şehirde oturanlar Türk adını aldıkları halde bunlar eski Türkmen unvanlarını korudular. Anadolu’daki Salur Oğuzlarının göçebeleri ise Yörük namıyla bunlardan ayrılırlar. Bu üçüncü göçe ait Bozoklar, Yozgat sancağına Bozok unvanını veren Oğuzlardır. Bunlardan Avşar boyu, Aziziye ve Konya taraflarında otururlar.

Beydili boyu Bozok Türkmenlerinin en çok olan kısmıdır. Türkmen Colabı’nda, Cerablus’da bulundukları gibi Şanlıurfa’daki Badıllı’larda bunların bir şubesidir. Karacadağ’da (Diyarbakır) yaşayan Terkan’larda Türkçeyi unutmalarına rapmen Beydili boyuna mensup olduklarını unutmamışlardır. Suruç’taki Barazan ve Mardin’deki Kalaçlar aşiretlerinde de Badıllı namını taşıyan oymaklar vardır.

Beydili’nin Cerablus’taki oymaklarından biri Karkın’dır Köylerden birinin ismi Kayan (Kıyan) Kayı ve ikisinin ismi Bazer’dir. Bu isimler Oğuzların Bozok boylarından üçünün adını taşımaktadır. Türkmen Colabı’nda Beydili’lerin mukaddes tanıdıkları bir aile vardır. Bu ailenin reisine Budak beyi ve Turhan beyi unvanı verilir.

Baraklar, Musul ve Telafer Türkmenleri ile Bayat Türkmenleri, İran’ın Kaşkayları ile Kaçarları, Akdeniz sahilinin Varsakları da bu üçüncü göç dalgasına aittirler. Bu üç il zamanında tek oğuz ilinden ayrıldıkları için aralarında fark yoktur.
1.3.1.Horasan’dan Rakka’ya
Çıktık Horasan’dan sökün eyledik

Düşürdüler bizi tozlu yollara

Omuzlarda parlıyor uzun şilfeler

Aşırdılar bizi karlı dağlara
Bölük Bölük Yüklendi Göçler

Atlandı İhtiyar, Yayandı Gençler

Başımıza Geldi Gördüğüm Düşler

Düşürdüler Bizi Gurbet Ellere
Gehi konduk, gehi göçtük yollardan

Bilip bilmediğim garip ellerden

Kerbela çölünden ıssız dağlardan

Bizden sonra bir nam kalsın illere
Oradan geçirdi sürdü Colab’a

Seksen dört bin evdir gelmez hesaba

Deve koyun çok insan kalaba

Susuz hayvan inileşir göllere
Dedemoğlu der ki aşkın bağından

Aşırdılar bizi Yozgat dağından

Anadolu Sivas şehri sağından

Bu zamanda destan olsun dillere[21]
16. yüzyılda Horasanda İran’ın Farap, Karacuk yaylasından vergilerin ağır oluşu ve diğer baskılar neticesinde Firuz Bey önderliğinde başlayan göç Erzurum, Erzincan, Yozgat ve Sivas yoluyla Anadolu’ya ulaşmıştır. Göç esnasında Bekmişli, Karaşeyhli, Gündeşli, Gazili, Ulaşlı, Kadirli, Haydarlı, Şarkevi, Pirbudak oymakları, bu oymaklar boybeyi olan Budak oymağından Pir Budakoğlu Hacı Ali tarafından, Baraklar ise Ceceli Ali Paşa tarafından yönetilmiştir[22].

Yeni-il (Sivas) haslarında, Arap Osman’a tabi olan Baraklar ve çoğu Beydili boyuna bağlı olan Halep Türkmenleri, 1691 yılında Rakka’ya iskân edilmek üzere emir almışlardır. Böylece Baraklar ve Beydili oymakları Rakka’ya gelmişlerdir[23]. Rakka’ya iskânın nedenlerini ise şöyle özetlemek mümkündür;

İskân’a tabi olan oymaklara yaylak yaşamı temin etmek, böylece gerekli asker ihtiyacını sağlamak
Yerli halka eziyet eden konar-göçer taifeyi bu şekilde cezalandırmak ve ahaliye zarar vermelerinin önüne geçmek
Yaylak ve kışlak yaşamını benimsemiş olan oymakların ziraatle uğraşmalarını sağlamak, viran yerleri yeniden bayındır hale getirmek
Eşkıyalığa meyletmiş olan Anezeler gibi Arap aşiretlerine karşı bir tampon oluşturmak
Yolları güvence altına almak. Özellikle de Birecik iskelesinden sevk edilen ve çoğu zaman Arap aşiretleri tarafından yağma edilen önemli eşyaların güvenle yerlerine ulaşmasını sağlamak
Rakka’ya iskân sırasında (Acem’e giden) Firuz Bey bulunmamıştır. İskân başı Firuz Bey’in oğlu Şahin Bey’dir. Kadıoğlu Hüseyin Paşa tarafından iskân başı olarak atanan Şahin Bey’in yanı sıra Baraklar, boy beyleri İnal Kethüda ve Mehmet oğlu Musa tarafından yönetilmişlerdir. Bekmişli cemaatinden Ganem ve Ali oğlu Halil, Araplı oymağından Musa oğlu Ganim ve İsmail oğlu Muharrem, Kadirli oymağından Abdulkadir oğlu Sevindik, Kazlı oymağından Şedid oğlu Cebbar, Karaşeyhli oymağından Şedid oğlu Asaf ve Ebuseyf oğlu Mirza Ali ile Arap aşiretleri arasında 19 Aralık 1692 yılında Rakka Mukavelesi imzalanmıştır[24].

Rakka Mukavelesi, bölgedeki Arap aşiretlerinin Türkmen yerleşimine karşı göstermeleri muhtemel tepkiden başka Rakka civarında oluşan tahribatı önlemek, iç güvenliği temin etmek, sosyal barışı sağlamak ve ekonomiyi güçlendirmek amacıyla Türkmenlerle Kürtler beraber, Arap aşiretleriyle imzalanmıştır. Oymakların yerleşim biçimi iskân türkülerinde şöyle ifade edilmektedir;
Toplandık aşiret geldik Colab’a

Baş bend de Firuz Bey’in değil mi?

Emretti Beyler konduk yan yana

Hacı Ali’nin yurdu Seylan değil mi?
Ondan aşağı Budak düzüldü

Bend sahibi isim ismine yazıldı

Orda Berk Ağa’nın keyfi bozuldu

Torunların yurdu Şirvan değil mi?
Yurt verildi Ulaşlı’nın Beyine

O da kondu Berk Ağa’nın sağına

Fırkat geldi Akçakale dağına

Bayındır’ın yurdu Goncan değil mi?
Dedemoğlu haymaların kurulsun

Çekilsin Bayraklar Mehter vurulsun

Döğülsün kahven harbin çalınsın

Abdalların yurdu ören değil mi?
Firuz Bey’in Colap’ta üç oğlunun ismi geçmektedir. Bunlar Şahin Bey, Kenan Bey ve Kurt Bey’dir. Firuz Bey Bozkoyunlu oymağının Kılıçbeyli obasına mensuptur. Rakka anlaşmasında imzası bulunan Seyif Han da yine Bozkoyunlu oymağının Alibeyli obasına mensuptur.

İskân başı olarak atanan Şahin Bey, kardeşi Kenan Bey’le beraber bazı oymakların deve ve koyun sürülerine el koymuştur. Bu durum Beydli Türkmenleri ve Baraklar arasında hoşnutsuzluğa neden olmuş ve Şahin Bey, Kadıoğlu Yusuf Paşa’ya şikâyet edilmiştir. Şahin Bey’den sonra Kenan Bey bir müddet iskânın başına getirilse de Yusuf Paşa oymaklar tarafından sevilen ve sayılan Şahin Bey’in oğlu Firuz Bey’i (Firuz Bey’in torunu Firuz Bey) 1702 yılında iskân başı olarak atamıştır[25]. Firuz Bey, Birecik’ten Bağdat’a kadar Türkmen ve Mevâli aşiretleriyle birlikte eski yolun güvenliğini sağlamış, ayrıca İran seferleri için asker toplama ve yollama işini de görmüştür.

Rakka’ya iskâna zorlanan oymaklar, tabiatıyla yerleşik yaşam tarzını benimsemekte güçlük çekmişler ve sık sık firar ederek yerlerini terk etmişlerdir. Baraklarla birlikte diğer Türkmen aşiretlerinin Anadadolu’ya dağıldıkları Osmanlı arşiv kayıtlarında şöyle ifade edilmektedir; Rakka Beylerbeyisi Hüseyin Paşa’ya hüküm ki, Rakka eyâletinde Belic nehri kenarında Ayneruz ve Akçakale civarında iskân edilen ve aşağıda adları yazılı oymaklar eşkıya ile savaşmaları gerekirken yerlerinden firar etmişlerdir. Bu oymaklar şunlardır; Bozulus Türkmenlerinden İzeddin ve Köçekli ve Avşar ve İnallı ve Anter ve Acarlu ve Cemolu ve Ömerli mahiyeti. Bundan başka Çağırganlı cemaatleri Hamza Hacılı oğlu, Bidil Bey oğlu Mehmed ve mahiyeti. Beydili Türkmenlerine tabi Ulaşlı cemaati boybeyi Ali Bey, yine Beydili Türkmenlerine bağlı Buraklu (Baraklu) cemaati boybeyi Muharrem oğlu Musa ve Hacıbal oğlu dört yüz nefer ile zikredilen Bozulus cemaatlerine katılarak, sekiz yüz nefer olmak üzere, Beydili cemaatlerinden Bekmişli cemaati boybeyi Hacı oğlu Ganem beş yüz nefer mahiyeti ile Karaşeyhli cemaati boybeyi Topal oğlu Asaf altı yüz nefer ile Bozkoyunlu cemaati Firuz Bey oğlu Şahin Bey altı yüz mahiyeti ile yine Bozkoyunlulardan Seyif Han iki yüz neferi ile Dimleklü cemaati ve boybeyi Pirbudak oğlu Mehmed ve Satılmış beş yüz nefer olmak üzere ki tamamı üç bin iki yüz nefer olur. Yukarıda adı geçen oymak ve boybeylerinin toplanarak iskân bölgesine gönderilmeleri emrolunur[26].

Sürelerin yaylalara çobanlar vasıtasıyla götürülüp getirilmesi emredildiği halde çoğu oymak ahalisi hayvanlarını kendileri götürmüş ve yaylaklarından geriye dönmemişlerdir. Rakka’ya iskân edilen Baraklara da Sivas’ın Habeş yaylası yaylak olarak tahsis edilmiş ve buraya gelen Baraklar, yerli halkın ekili dikili alanlarına zarar vermekle beraber, Rakka’ya dönmekten imtina etmişlerdir. Burak (Barak) cemaatinin Sivas ili ahalisine tecavüz ettiklerine dair Rakka mütesellimi Recep ve İskân başı Firuz Bey’e hüküm ki, Rakka iskânı topluluğundan Burak (Barak) cemaati Fırat nehri kenarında Rakka eyâletine bağlı Sınur denilen yerde ikâmet ettikleri halde zikredilen yerde ziraat ile uğraşacak yerleri olmadığından, geçimlerini deve koyun ve buna benzer hayvanlardan yapmaktadırlar. Ancak Rakka valilerinin izni ile devamlı yaylakları olan Habeş denilen yerde üç ay kaldıktan sonra davarlarıyla birlikte kışın iskân yerlerine dönmeleri gerekirken, Sivas ili ahalisinden bazı kimseler adı geçen cemaatin (diğer cemaatlerle birlikte) yaylaklarından ayrılmadığı zulüm ve eziyette bulunduklarını bildirmektedir. Ardından ise yeniden Rakka’ya dönmeleri (döndürülmeleri) emrolunmaktadır[27].

Baraklar Habeş yaylasına gidiş gelişlerinde Elbeyliler ile beraber hareket etmişlerdir. Yaylanın tasviri Elbeylioğlu’nun şiirinde oldukça güzel anlatılmıştır.
Sultan Habeş bir karlıca dağ olur

Suyun içen hastaları sağ olur

Ben giderim kötü Barak Bey olur

Babam yurdu telli yaylam kalındı
Top top olmuş gelen Barak kızları

Kudretten sürmelenmiş gözleri

Göz görürde can katlanmaz sizleri

Babam yurdu nazlı yaylam kalındı
Yağmur yağar ışıladır kaylağı

Eli göçmüş bozulaşır taylağı

Taze gelin koç yiğidin yaylağı

Babam yurdu nazlı yaylam kalındı
Sultan Habeş bir karlıca peridir

Bitmiş geyik göbeği de sümbül sarıdır

Arap atlar koç yiğidin yarıdır

Babam yurdu telli yaylam kalındı[28]
Baraklar ve Beydili oymakları iki yüz yıla yakın kaldıktan sonra Colab’dan ayrılmak zorunda kalmışlardır. Abbas paşa tarafından dağıtılan Türkmenler, bugün bulundukları yere yerleşmiş ve hayvancılığın yanı sıra ziraatla da uğraşmaya başlamışlardır. Barak, Osmanlı idâri taksimatında XXI. yüzyıl başlarına kadar Urfa sancağının Birecik kazasına bağlı bir nahiye statüsünde bulunmuştur[29].

Evvel gelişimiz iskân olanda

Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa

Aşiret siz de bakın böyle zamana

Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa
Haydarlı Çelebi çıksın bir yana

Araplı, Kadirli döndü aslana

Dört çevremiz döndü kara dumana

Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa
Güneşle Ulaşlı tırada insin

Bayındırlı Kazlı arkada dursun

Torunla Şarkevi hazırlık görsün

Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa
Mehmet Bey’im der ki belim büküldü

Gözüm yaşı sinelere döküldü

Dağıldı aşiretim bendim söküldü

Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa

Kaynak:  Mehmet Çakır

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER