SON DAKİKA

O HATİP !

Bu haber 10 Ekim 2012 - 19:38 'de eklendi ve 13 kez görüntülendi.

Ahmet safak

 

Yıl 1987 idi.

Yer İstanbul’da Mecidiyeköy.

Kürsüde bir hatip konuşuyordu;irticalen ve vücut dilini sözleriyle uyumlaştırarak..

Davaya,çizgiye,tarihe,köklere ait gerçeklerimizi bambaşka bir üslupla dile getiriyordu.

Değişimin değil gelişimin işaretleri vardı kelimelerinde.

Dokuz Işıkçı söylem çağın idrakine sunuluyordu.

Tarihten-geleceğe doğru akan bir nehirde yolculuk gibiydi.

Bu tabiri ilk kez o hatipten duydum.

“Saldırganla Özdeşleşme !”

Hatip,Türk Milliyetçisi ülkücülerin milletin birliğini ve devletin bekasını temin yolunda şehitler verirken,fiili düzenin aktörleri tarafından kurulan bir propaganda mekanizması eliyle halkın saldırgan dururken saldırılan tarafa hücum ettirilmek istendiğini böylece ülkücülerin mücadelesinin millet nezdinde kabul görmesinin engellendiğini belirtiyordu.

O konuşmadan aklımda kalan en önemli bölüm buydu.

Evet,Türk Milliyetçileri kızıl emperyalizme ve kapitalist masonluğa karşı mücadele ederken halkın üzerinde, beklenen sempati dalgasını kuramıyordu.İçinden geçtiğimiz o kapkara günlerde içimizi aydınlatacak bu müjdeyi alamayışımızın sebebi yaratılan korku ortamıydı,bu ortamdan etkilenen halk korkunun kaynağına değil korkuya direnene öfke sunuyordu.

Bu bir refleks davranıştı.

Kızamazdık,kabullendik.

O hatibin sözleri tefekkür dünyamızda yepyeni bir kapıyı aralamıştı; belli ki onun sözleri aslında hikayemizin yeni şekillerde ama daha güçlü bir muhteva ile devam edeceğini işaret ediyordu.

Türk siyasi hayatında tanık olduğumuz her çalkantılı dönemde MHP’nin siyasi varlığına paralel yürüyen bir ” Saldırganla Özdeşleşme ” süreci vardır gibi gelir bana.

Nedense içinde bulunduğumuz şartlarda da bu oluşum hissedilebilir bir etkinlikte kendisini gösterir.

Akşam gazetesinin Genel Yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın MHP’yi eleştirdiği yazısı beni bir anda yıllar öncesine götürdü. Ve ” Saldırganla Özdeşleşme ” noktasındaki o psikolojik yönelimi hatırlattı.

Öncelikle belirtmeliyim ki,MHP’de eleştirilebilir,Devlet Bahçeli’de tenkit edilebilir.

Hiç kimse ya da kurum layüsel değildir.

Ama eleştirinin,en azından sağlıklı bir izlenim bırakması için bazı gerek şartları vardır.

Türk Edebiyatının unutulmaz simalarından Ahmet Hamdi Tanpınar,” eleştri her şeyden önce bir sistemdir ” der.

Yani eleştri belli bir mantık,belli bir çerçeve ve metodla yapılmalıdır,aksi halde geçerliliğini koruyamaz,duygusal ve hesabi bir izlenim bırakır.

Eleştri’nin can yeri mantığıdır.

Mantığın tartım noktası ise aslında eleştirinin kapasitesini ele veren yanlışlanamaz kaidesinde vücut bulur.

İsmail Küçükkaya’nın eleştirisinde iddiayı yazarın kendisi çürütüyor.

Hazret şöyle diyor:MHP’nin değişime ihtiyacı var.AKP kitle partisine dönüşüyor,MHP ideoloji partisi olarak kalıyor.

Fakat bu sözleri yerle yeksan eden ve mantığını kaybeden şu cümleyi sarfetme hatası da yapıyor :Başbakan son AKP kongresinde en ileri seviyede Türk İslam sentezi açılımı yaptı.MHP çok katı parti görünümünde,oysa 21.yüzyıl Türkiye’sinde bireyci milliyetçi yaklaşımlara ihtiyaç var.

AKP, hem kitle partisi hem de kongrede ileri seviyede Türk-İslamcı !

Bu nasıl oluyor?

AKP’nin kongresinde Barzani,Mursi,Beşal karakterlerini görmezden gelerek Türk-İslamcı söylem yakıştırmasında bulunmak retori anlamında baş çelişkidir ama yine de belirtelim ki Türk-İslam bir davanın künhüdür ve kitleselleşme ile Türk-islam sentezi gibi tarihsel bir ideolojik olgu yan yana gelebilmez.

Çünkü kitleselleşme de oynak bir merkez dışılık,herşey ve herkes olmak söz konusudur.

Türk-İslam sentezinin ise hayati sınırları vardır.

Bu sınırların içinde Barzani yoktur.

Milliyetçilikle bireyciliği yan yana getirmek de bir babıali filozofluğu olsa gerektir.

MHP’yi tanıyan,MHP fikir tarihini bilen biri bu çelişkiyi baştan farkeder ve bireyci milliyetçiliğin olmayacağını görür.Çünkü MHP bireyci değil şahsiyetçidir.Liberal değil,hürriyetçidir.

Geçenlerde yazmıştım,yine hatırlatayım: Devlet Bahçeli’den aslında milliyetçiliği bırakmasını istiyorlar.Bakın İsmail Küçükkaya’da ” MHP’nin batıda olduğu gibi vatanseverlik üstüne kurulu ” bir milliyetçiliğe evrilmesi gerektiğini vaz’ediyor.

Burası MHP’nin Türk siyasi hayatındaki ehemmiyetini gösterir bam telidir.Çünkü vatansever milliyetçilik toprağa dayalıdır,milleti esas almaz,tarihsel bağları zayıftır.Millet mileytçiliği ise kesinlikle bir özne ister;Türk milleti gibi.MHP’nin batıda olduğu gibi Patriotizm peşinde koşması Türkiye’de Türk milliyetçiliğini bitirecek,Türk milletinin adını,sanın yok edecek ve MHP’yi kalabalıklar üzerine siyaset yapan pragmatik bir partiye dönüştürecektir.

Bunun adı Anglosakson milliyetçiliğidir ve patriotizm yani vatanseverlik orada geçerli bir devlet siyasetidir.İddiası ise menkul değerler kategorisi esasında dile getirilir.Türkiye kuru,soğuk bir toprak parçasına indirgenir.Etnik bölücülüğe dayalı bir manivela ile kapısı zorlanan böyle bir Türkiye’nin federatif bölünmeye direnmesi mümkün değildir.

İşte MHP’nin yıllardır direndiği eşik burasıdır.

MHP,AKP’nin patriotik çıkışlarını çırak çıkaran politikaları ile yüzde 13’lük oy nisbetine sahip muktedir bir partidir.AKP’nin küresel desteğe rağmen kamuoyunda kesin ve kesif bir başarı elde edememesinin sebebi de MHP’nin varlığıyla hatırlattığı ” hakim millet Türk ” şiarıdır.

MHP;Türk Milliyetçiliğini beşeri bir dille ifade etmekte,gerilim politikalarından uzak durmaktadır.Devlet Bahçeli’nin ,grup toplantılarında anlattığı gerçekler siyaset retoriği açısından bir partinin hangi bakış açısıyla hareket ettiğini gösterir tarihi belgelerdir.

İsmail Küçükkaya,MHP’ye en fazla yer veren gazete olarak MHP’nin vizyonunu anlamadıklarını belirtmekle adeta kendisini tekzip etmektedir.Çünkü Devlet Bahçeli’nin grup konuşmaları Türk siyasetinin en açık ideolojik ve kavramsal eserlerini oluşturur.Türkiye’de MHP hariç diğer bütün partiler başta AKP olmak üzere lider hitabeti ile öne çıkmakta ama MHP’nin lideri parlamentoyu fikir atmosferine dönüştürücü belagatle konuşmaktadır.

Son zamanlarda gerçekleri kamuoyunda duymak zorlaşmıştır.

Kamuoyu bir korku tünelini andırmaktadır.

Böylesi dönemlerin en önemli psikolojilerinden biri ‘ saldırganla özdeşleşme’ dir.

Korkunun kaynağı olan kesim dururken o kaynağa direnen özgül ağırlığa sahip grup eleştiri oklarına maruz kalabilir.

Bugün mesele MHP değildir.

İktidar konusu ise bir partinin başarısı ile açıklanamayacak kadar giriftlikler içerir.

Mesele MHP ya da herhangi bir parti olsa, iktidar unsuru çözülebilir,çeşitli seçim taktikleri yapılarak iktidara ulaşılabilir.

Ama mesele MHP değil, Türk milletinin siyasi iddialarıdır.

Türk milletini kavramsal olarak bu iddianın merkezinde tutma cehtidir.MHP herşeye rağmen bu cehdin temsilcisidir.

Bugün Türkiye’de ki popüler siyaset sistemi Türklükle uğraşmakta,bütün muhalefetini Türklük fikrine yönlendirmektedir.Böyle bir durumda siyaset pragmatik zeminde yani çalış kazan zemininde yürümez,tefekkür zemininde yürür.

MHP’nin bizatihi yaptığı budur işte.

Türk kamuoyunda mağlup fikre dönüştürülmek istenen Türklüğü hakim kılmak yani Türk kamuoyuna Türk propagandası yapmak!!

Türk kamuoyuna, Türk propagandası yapmak çok zor bir iş.

Hele ki bu zamanda.

Nedense ben bu ” saldırganla özdeşleşme ” hususuna taktım.

Dün mağdur taraftaydım,bugün de ordayım.

Yani Türklük fikrinden yanayım.

O hatibin sözlerinin iklimi Türkiye’de hala mevsimini sürdürüyor.

Türk milliyetçiliği,masum ve mağrur kimliği ile yürümesine devam ediyor.

O hatip,bilginin gücüyle zembereği boşalmış küresel saldırılara direniyor.

Çünkü biliyor.

Biliyor ki mesele parti meselesi değil,Türklük meselesidir.

Türklüğü ayakta tutmak meselesidir.

Bu mesele hepimizin meselesidir.

O hatip..

Devlet Bahçeli..

Biliyor.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.