SON DAKİKA

TÜRK MİLLETİ

Gündem Yazıları

METAL YORGUNLUĞU?

Gündem Yazıları

O Gözler

Bu haber 02 Temmuz 2014 - 10:53 'de eklendi ve 6 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

Beklendiği gibi Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu duyuruldu. Devlet imkanları, havuzcular, işbirlikçiler, iktidar gücü seferber edilerek bir tören yaptılar. Güya bir gövde gösterisiyle ne kadar güçlü, ne kadar iddialı olduklarını ortaya koymaya uğraştılar. Çok usta oldukları mazlumu ve mağduru oynamayı ve içi boş övünmeleri de ihmal etmediler.

İstismarın zirvesi

Sonra kürsüye sayın başbakan geldi. Uzun bir konuşma yaptı. Dinlerken bir defa daha hayret ettik, bir defa daha “pes artık” dedik. Din istismarının nerelere ulaştığını ve Cumhurbaşkanı olabilmek için nelerin feda edildiğini ibretle izledik. Yapılan konuşma her zamanki gibi, çelişkilerle, tezatlarla, tutarsızlıklarla doluydu. Birçok defa, “merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler” sözü aklımıza geldi. Siyaset yapan, hizmet eden herkesin yaşadığı sıradan şeyleri dahi çok büyük bir nimetmiş, çok büyük bir fedakarlıkmış gibi anlatıp, duygu sömürüsünün zirvelerinde dolaştı.

Hikaye bu ya,

Her cümleye, her kelimeye, hatta her harfe verilecek cevap vardır. Ancak, ne yerimiz, ne vaktimiz buna müsait. Öne çıkan bazı cümleleri değerlendirmekle yetineceğim. Sayın başbakan sözlerinin başında bir hikaye anlattı. Seçim meydanlarında bir kız çocuğunun yanına yaklaşıp annesinin gönderdiği bilezikleri, kendi kolundaki oyuncak bileziği de dahil ederek avucunun içine koyduğunu söyleyip, “o gözleri hiç unutmadım” dedi. Sonra da teker teker yaptıklarını anlatarak, her defasında o gözleri hatırladığını söyledi. Hikaye güzel de, biz de bu ülkede yaşıyoruz. Bizim şahit olduğumuz, yaşadığımız gerçekler o bilezikleri gönderen hanım kardeşimizin beklentileriyle hiçbir noktada uyuşmuyor ve aklımıza başka sorular geliyor. Mesela sayın başbakan evde milyar dolarları istiflerken, o gözler hiç aklına geldi mi? Oğluna gemi filoları kurarken, paraları sıfırlama talimatı verirken, villa siteleri yükselirken, havuzlar dolarken, milletin anasına küfreden müteahhitler kollanırken o gözler nereye bakıyordu acaba?

Kurduğu düzeni anlattı

Sayın başbakan duygusala bağladığı yerlerde, “manşetlerle çarpışarak, darbelere göğüs gerek geldik. Hakkın ne dediğine baktık” gibi cümleler kurdu. Bu değerlendirmenin ne kadar doğru, ne kadar haklı olduğu tartışılır. Ancak, hiç tartışılmayacak kesin olan şey, AKP’nin 12 yıllık iktidarında kurduğu düzenin tam da başbakanın anlattığı gibi olmasıdır. Bütün medya kayıtsız şartsız ele geçirilmiş, kendilerinden olmayan herkese darbe yapılmış, hak ve hukuk rafa kaldırılmıştır. Bugün AKP karşısında aday olan veya siyaset yapan herkes, manşetlerle çarpışmak, darbelere göğüs germek, hakkın yolundan ayrılmamak zorundadır. AKP’li olmayan ve kendileri gibi düşünmeyenlere ellerinden gelse hayat hakkı dahi tanımayacaklar. Sayın başbakanın hoşuna gitmeyen şeyleri yazan gazetecilerin ülkeyi terk etmesini istediğine, bütün Türk milleti şahittir.

AKP’nin sevdikleri

Bir de, “Yaratılanı severim yaratandan ötürü” klişesi var. Buna, “bizi sevmeyenleri de sevdik” cümlesini ekledi sayın başbakan. Bu sözleri söylemek kolay da, gerçekte hiç öyle olmuyor. Muhalefet yapanların, AKP değirmenine su taşımayanların bırakın yaratandan ötürü sevilmesini, düşman yerine konulup, her türlü hakaretlere uğradığının sayısız örneklerini sayın başbakan adaylık konuşması içinde dahi verdi. Bugüne kadar ki sicili, sayın başbakan yaratılanı sadece AKP dümenine uyarsa sevdiğini, aksi halde her şeye müstahak gördüğünü ortaya koyuyor.

Hangi insan?

Şeyh Edebali’nin, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü başbakanın kullandığı bir diğer argüman oldu. Şeyh Edebali bu sözün nelere alet edildiğini bilse, her halde söylediğine bin defa pişman olurdu. Evet, insan olmazsa devlet olmaz. Ancak, burada kastedilen ülkesine, milletine, dinine bağlı, namuslu, dürüst insanlardır. Hakkın ve hukukun sağlanmasıdır. Oysa AKP icraatlarında yaşatılmasına çalışılan insan için konulan ölçü, menfaatlerine uygun olmasıdır. Hukuk da, insan da eğer AKP’ye hizmet ediyorsa önemli ve değerlidir. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için İmralı’daki bebek katili ve onun etrafındakilerin yaşatılmasının devleti yaşatmayacağı, kendi ifadeleriyle belgelenmiştir.

Gül vesayetle mi oturuyordu?

Sayın başbakana göre Cumhurbaşkanını halkın seçmesi vesayetler tarihinin kapanmasıymış ve 10 Ağustos’ta vesayetler dönemi de kapanacakmış. Halktan bir cumhurbaşkanı göreve gelecekmiş ve fark buymuş. Neresinden başlayıp neresini düzeltelim. 10 Ağustos’da kapanacağına göre, demek ki AKP 12 yıldır vesayet düzeni yürütüyormuş. Sayın Abdullah Gül, 7 yıldır o koltukta vesayetle oturuyormuş.Şimdiye kadar ki Cumhurbaşkanları, hadi asker olanları bıraktık, Bayar, Özal, Demirel, Sezer ve Gül gibi isimler halktan değilmiş ve gökten zembille inmişler. Vesayet döneminin kapanması için mutlaka Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi gerekiyor! Aksi halde ne demokrasi işler, ne vesayet biter.

Cumhurbaşkanı olmanın ölçüsü

Sayın başbakanın bir başka ölçüsü deha var: Cumhurbaşkanını siyaset dışından olmasını savunmak vesayeti savunmakmış. Bu nasıl bir mantık, nasıl bir izah şaşırıp kalıyorum. Dinleyenleri, duyanların aklıyla alay etmenin yeni bir versiyonu daha. Zannedersiniz ki siyaset yapanlar kutsanmış mübarek insanlardır. Siyaset dışında kalanlar ise lanetlidir. Hatta biraz daha zorlasanız siyaset dışında olanların aklının olmadığını dahi söyleyecek. Cumhurbaşkanında aranan özellik siyaset içinden veya dışından olmaması değildir sayın başbakan. Dürüst, namuslu, ahlaklı, herkesi kucaklayan, vatan-millet sevdası olan, ehil ve donanımlı olmasıdır.

Siciliniz ne olacağını gösteriyor

Sayın Erdoğan eğer seçilirse, devletle milleti kucaklaştıran, milletin ve demokrasinin tarafını tutan bir cumhurbaşkanı seçilmiş olacakmış. Biz sizin nasıl bir Cumhurbaşkanı olacağınızı 12 yıllık başbakanlığınızdan biliyoruz. Devletle milletin kucaklaşması İmralı canisiyle pazarlık masaları kurulması mıdır? Demokrasinin tarafını tutmak ihaneti körükleyip, ülkenin bölünmesine yol vermek midir?Bu demokrasi hak arayanlar, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunanlar için hiçbir zaman işlemez, ama ne kadar hain ve bölücü varsa bu kapsama girer. “Cumhurbaşkanının kararlı duruşu özgürlüklerin önünü açacak” derken, her halde bebek katiyle yapılan pazarlıklara bağlı olarak ininden çıkarılıp salıverilmesi kast ediliyor olmalı. Zira, 12 yıllık AKP iktidarında demokrasi sadece ihanet yolcuları için işletilmiştir. AKP’ye karşı gelmek affedilmez bir darbe suçudur, ama devleti yıkmak demokrasidir.

Başka hiçbir ölçülüye gerek kalmadan, sayın başbakanın adaylık töreninde yaptığı konuşma dahi, seçilmemesi gerektiğini anlamaya da, anlatmaya da fazlasıyla yeterlidir.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.