Asikurtlar©

Nil Nehrine Olta Atıp Sakarya’dan Sazan Çekmek!..

Nil Nehrine Olta Atıp Sakarya’dan Sazan Çekmek!..
19 Mayıs 2015 - 19:54 'de eklendi ve 4047 kez görüntülendi.

Son günlerde Mursi’nin % 52’siyle gündeme gelen Mısır, sıradan bir Afrika ülkesi değildir.
Üzerinden Helen ve Roma geçmiş Kıpti kültürünü kapatan Arap kiliminde, bir hayli Türk deseni ve derin Osmanlı çizgileri vardır.
Avrupa’daki Mısır arkeolojisi merakı, Mısır’ı batıyla erken tanıştırmıştır. Nitekim “Cumhuriyetçi General” Napolyon, İskender’e ve Sezar’a özenerek; ilk seferini 1798’de Mısır’a yapmıştır.
Kahire’ye giren Napolyon’un, burada yerli halka, daha 10. yaşındaki Fransız İhtilali’nin “Milli Hâkimiyet” prensibini yaymaya çalıştığı anlatılır.
Osmanlı, tabii ki durumdan rahatsız olan İngiltere ve Rusya’nın da desteğiyle Fransızları Mısır’dan kovalamıştır. Ancak Fransa’nın, İngiliz sömürge yolu üzerindeki Mısır’a olan ilgisi azalmamıştır.
1830’da İstanbul’a meydan okuyarak oğlu İbrahim’i Kütahya’ya kadar gönderen Mehmet Ali Paşa, Askeri ve İdari Tanzimat’ını Fransız uzmanlar sayesinde Osmanlı’dan 30 yıl kadar önce başlatmıştı.
Bu yüzden de Atatürk’ü ve Laik Cumhuriyet kapağını kaldırdığınız zaman Mısır’daki siyasi hareketlerin, Türkiye’dekilere benzediğini fark edersiniz. Çünkü benzer bir kültürel dokunun üzerine, 150 yıl önce benzer siyasi fikirler ve ıslahatlar işlenmiştir.
Laik Cumhuriyeti çoktan aklından çıkarmış olan AKP’nin, “Tahrir, Rabia, Mursi, Sisi…” isimlerini yoğun olarak Türk siyasetine taşımasının derinliklerinde bu doku ve desen benzerliği vardır.
Mısır’da olan biten tabii ki bizi de ilgilendiriyor, ancak AKP’nin bu kadar heyecanlanmasının sebebi, 1967’den beri Mısır’da baskı altında tutulan Müslüman Kardeşler hareketinin iki farklı olaydan ivme kazanarak, aynen Türkiye’deki AKP gibi, iktidar şansını yakalamış olmasıdır.
Bu iki olaydan birincisi, İran Devrimi, ikincisi ise “Arap Baharı” veya diğer adıyla “BOP”tur.
1948, 1967 ve 1973’te İsrail karşısında alınan gurur kırıcı yenilgilerle Filistin-Gazze zulümleri de Arap ülkelerindeki İslamcı siyaseti motive eden diğer faktörlerdir.
Arap baharı başladığında Mısırdaki 30 yıllık Hüsnü Mübarek yönetimine demokrasi demenin imkânı yoktu. Dolayısıyla Arap Baharı’nın Mısır’da bir “Yasemin Devrimi” ne dönüşmesinin sebepleri hazırdı. Şimdi merak edilen, bu hengâmeden bir “İslami yönetim” çıkıp çıkmayacağıydı.
“Müslüman Kardeşler” Hareketi, Mısır, Suriye, Ürdün, Sudan gibi ülkelerde demokratik yoldan iktidara gelerek, devleti şeriat devletine dönüştürmek için sabırla eleman yetiştiren, genellikle de mesaisini yer altında veya hapishanede tamamlayan bir teşkilattı.
2011’de Hüsnü Mubarek’in istifasıyla sonuçlanan Yasemin Devriminden sonra teşkilatın siyasi kanadı olan “Hürriyet ve Adalet Partisi” yapılan ilk genel seçimlerde 10 Milyon civarında oy alarak 235 sandalye kazandı. İkinci sırada ise 7,5 milyon oy alan, Selefi ağırlıklı İslamcı blok vardı.
Seçimlere katılım oranı % 54 olduğu için, HAP’ın aldığı bu % 37,5 biraz tartışmalıydı. Çünkü bu oran toplam seçmen sayısının % 20’sine tekabül ediyordu. İlk tepkiler de zaten buradan doğdu.
Cumhurbaşkanı seçimleri için de aynı durum geçerliydi. % 46,4 katılımlı 1. Turda Mursi % 24,78 oy almıştı ki; 52 Milyon seçmene göre bu oranın reel karşılığı “% 11,5” ti.
İkinci turda ise tam “üç tane 52” vardı. Katılım oranı % 52’ydi. Mursi, bunun % 52’sini almıştı. Yani aslında 52 Milyon seçmenden sadece 26, 82’si Mursi’ye oy vermişti.
İşte Recep Tayyip Erdoğan’ın günlerdir: “O da 52 aldı; ben de 52 aldım. O idama mahkum edildi. Laik medya bana 52’yle mesaj veriyor” dediği “Yüzde 52 meselesi” bundan ibarettir.
Öyle ortada bizdeki gibi hiç olmazsa 2014’teki % 38 reel oya tekabül eden bir % 52 filan değil, 52’nin yarısı yani 26 vardır.
Görüldüğü gibi; Mısır halkının yarısı seçimlerden, siyasetten, Yasemin’den ve Rabia’dan uzaktır.
Çünkü “Mısır, Nil’in armağanı” olduğu halde Mısır’da demokrasi, Nil’in uzunluğuna göre değil “Napolyon’un Kahire günlerine” ve “Kavalalı Mehmet Ali Paşa ıslahatına göre” kök salmıştır.
İktidarın, başkentteki Tahrir meydanıyla Adeviye meydanı arasında gidip gelmesi bundandır.
Kendi halkının yarısı sandık başına bile gitmezken Erdoğan’ın buradan coşmasında, AKP’nin içindeki “İhvan-ı Müslimin” sevdası dışında bir sebep daha vardır:
Türkiye’de darbe mağduriyeti kalmayınca, Erdoğan, Türkiye’nin diplomatik ağırlığını heba etmek pahasına Akdeniz ötesinde oy avına çıkmakta ve Sisi’nin yarattığı “kardeş mağduriyet”ten kendi kovasını doldurmaya çalışmaktadır.
Görüldüğü gibi bu 52 mevzuu, oranların ve adamların tevafukundan ziyade “balığın oltaya olan merakı”ndan hareketle, Erdoğan’ın “Nil nehrine olta atıp, Sakarya’dan sazan çekme” çabasıdır.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER