Asikurtlar©

Nihat Genç yazdı: Hala ‘ama gemalizm ama adadürkçülük’ diye laf yarıştırıyorlar

Nihat Genç yazdı: Hala ‘ama gemalizm ama adadürkçülük’ diye laf yarıştırıyorlar
30 Temmuz 2016 - 10:00 'de eklendi ve 5231 kez görüntülendi.

Tasfiye edilen soylu subaylar ekranlara nihayet çıkar çıkmaz karşılarına ‘adadürk, gemalizm’ telaffuzuyla konuşup hala bu kelimelere kırmızı görmüş boğa gibi saldıran zavallı İslamcıları üzülerek gördük.

Hukuk liyakat yurttaşlık gibi bir devletin yaşamı için olmazsa olmaz kavramları anlayamadıkları anlamayacakları çok açık. Bu yüzden ‘ama gemalizm ama adatürkçülük’ deyip hukuk ve liyakat ve yurttaşlığı hala karartmaya çalışıyorlar.

Yahu bırakın ideolojik ezberlerinizi, bırakın ama gemalizm ama adatürkçülük takıntılarınızı, hukuk, yurttaşlık, liyakat deyin, cumhuriyet hukuk karşısında herkesin eşitliğidir. Korkmayın hukuk bütün ideolojik takıntıları ve hastalıkları iyileştirir. İki de bir soylu subayların sözünü kesip ama gemalizm ama adatürkçülük diyerek neyi gölgelemeye yine bulandırmaya çalışıyorsunuz.

İşte bu zevatın dilleri, alışmış kudurmuştan beterdir atasözünü çağrıştırıyor, köpek salyalarını bir kavanoza doldurup bu kavanozu kendilerine beyin yapmışlar, üç kitap okuyup beş ülke yıkmışlar, hala hukuk yurttaşlık değerlerini bu ülkede ve insanlık aleminde ne anlama geldiğinden habersizler ve hala ‘ama gemalizm ama adadürkçülük’ laf yarışı içindeler.

Yahu kardeşim seni öldüren İslamcı kardeşin cumhurbaşkanını öldürmek isteyen müslüman, devleti, cemaat tarikat mezheple doldurursan, olacağı budur, sen hala ama gemalizm ama adatürkçülük dedikçe bundan sonra da olacağı budur, hukuk demek liyakat demek yurttaşlık demek neden bu kadar zor?

Başımıza gelen darbelerin hepsi Amerika’dan gelmiş, Amerika’ya bağırsaklarından bağlı sağcı yapıları bir cümle eleştirdiğiniz yok, hala ama gemalizm ama adadürkçülük, bırak bu ideolojik zırvaları, hukuk de, hukuk, hukuk. Telafuzu çok mu zor…
Cumhuriyet deyince bu ülkede muhalif herkesin aklına ‘hukuk’ geliyor, cumhuriyet deyince neden hala ‘kudurmuş’ gibi ama gemalizm ama adadürkçülük diye saldırıya geçip yedi yıl iftiralarla hapis yatmış ve bir gün onurlarından taviz vermemiş soylu subayların lafını kesiyorsun.

Üç kitap okuyup beş ülke yıkmış bu zavallılara ‘hukuk’ ve ‘yurttaşlık’ nedir anlatmakta çok ama çok zorlanacağız!

Yine de bu kudurmuş salyalı zevatın arasında nihayet aklı selim kardeşçe konuşanların sayısı gittikçe çoğalıyor, umudu kesmemek lazım.

Bakın, senin hikayen BEYİN, kitabı (Davıd Eagleman) sanki bu zevat için yazılmış.

Başlayalım, bir insan sakalımı kesmeli miyim uzatmalı mıyım diye şeyhine niye gider?

Hayatının ince ayrıntısına kadar en sıradan eylemlerini dahi niye şeyhine danışır?

Çünkü kendi başına sürdüremediği hayatının ‘kontrolünü’ şeyhine teslim etmek için.

ŞEYHİNE UYAN İNSAN RAHATTIR

Şahit olduk ki ordu emniyet bürokrasi ve medya içinde yüzbinlerce insan kendi hayatlarını kendi başlarına yaşayamamış ve kendilerini kontrol etmek için bir şeyhe bağlanmışlar.

Bu insanların ‘hukuk’ ve ‘yurttaşlık’ kelimelerini telaffuz edebilmesi mümkün mü?

Mesela komutla telkinle direktifle yönetilen insanların beyinleri kararlarını kendi başına veren normal insanlardan daha az enerji harcar.

Kendi kararını kendi veren insanlar ise yüksek enerji harcar, yani, kararlarını başkalarına danışıp şeyhine uyan insan rahattır, enerjisi çok düşüktür ve telaşı ve temposu yüksek modern şehir hayatına ayak uydurması çok zordur.

Üstelik, kendi kararını kendi veren insan beyni yeni beceriler oluşturur.

Yani kendi yetenekleriniz kendi kararlarınızla beyniniz, zaman içinde kapasitesini arttırır.

AYDIN KENDİ OLMAKTIR

Başlayalım, yıllarca yanımda karikatür çizen mesai arkadaşlarımı izledim, birkaç dakika içinde maharetle hızla çiziyorlardı, oysa, aynı karikatürü benim çizmem bir haftamı alır. Üstün bir beceriyi artık otomatiğe seriye bağlamışlar.

Aynı şekilde diyelim Nihat Genç, darbe sonrası bu sütunda bir kitap boyutunda yazılar yazdı, her satırı dikkat taşıyan yazılar. Sıradan bir insan bu kadar yazıyı ancak bir iki yıl çalıştıktan sonra yazabilir, ancak karikatürist arkadaşımın olduğu gibi benim de bu yazıları otomatiğe bağlanmış gibi yazabilmem çocuk oyuncağıydı.

Seri cambazvari ip atlayanlar, zeka küpünü hızla çözenler gibi, bir meslek erbabı, o meslek üzerinde bir yığın beceri geliştirir.

Seri şekilde ortaya koyduğum yazılar ve içindeki fikirleri bir sporcu hızıyla kağıda döktüm, karikatürist arkadaşım gibi.

Bir insanın üstün bir beyin becerisini otomatik bir reflekse haline getirebilmesi için önceden çok ama çok idmanı olmalı, yılların verdiği tecrübe ve talim gerekiyor.

Mesela her şeyini şeyhine soran bir cemaatcinin mesleğinde üstün bir meziyet göstermesi ve bir mesleğin iç disiplinine konsantre olması imkansızdır.

Ekranlarına çıkan ya da yazan cemaatci aydınları izledik, hep aynı cümleler, hep tekrar cümleler, yirmi yıl ezberlenmiş tekrar edilen cümleler.

Beynin ürettiği değil ‘beyne cip gibi takılmış’ cümleler!

Kendi becerilerinizi tekrarlaya tekrarlaya otomatik reflekse sokmak başka şeydir…

Telkin ve hipnozla dışardan sloganik cümleleri otomatik reflekse sokmak ayrı şeydir…

İkisi iki farklı insan türüdür!

Mesela telkin ve hipnozla dışardan sloganik cümleleri otomatik reflekslerine sokanlar ani durumlarda diyelim savaş gibi deprem gibi felaketler karşısında bu yeni duruma uygun karşılıklar veremezler.

Ezberleri bozulmuştur ve hemen bu yeni duruma karşı şeyhlerinin ve liderlerinin tavrını öğrenmeden harekete geçmeleri imkansızdır.

Oysa aydın ‘kendi olmaktır’, ve bu topraklarda kendi olmak Everest’in tepesine bin kez tırmanmaktan daha zordur.

Sırf örnek olsun diye söylüyorum, mesela darbe gecesi, bütün halkımız tek bir liderin tepkisini beklerken, biz muhalifler aramızda hiçbir telefon görüşmesi yapmadan, ayrı ayrı yerlerde darbeye anında hızla karşı durma tavrını geliştirdik.

HALA ATATÜRK’E HAYRANLIĞIMIZI KONUŞUYORUZ

İlerleyelim, ve, cemaat ve ideolojik yapılar birbirlerine çok fazla müdahale eder aşırı ikazlarda bulunur..

Şeyh lider ağbi büyükler’in oluşturduğu yapılarda telkin ve ikazlar ‘yeteneği’ bozar, kişiyi gemler, tutuklaştırır, kişisel gelişimini durdurur ve beynini dumura uğratır..

Mesela yazılarımı yazarken ODA TV editör kadrosu beni arayıp ‘aman ağbi dikkatli ol’ ‘aman ağbi burası fazla, çıkartalım’ diye devreye girip müdahale etseydi, bu kadar başarılı yazılar yazamazdım. Tıpkı karayolunda seyreden şöför gibi, yanındaki arkadaş ‘dikkat’ dedikçe şöförün otomatik refleksi bozulur ve en iyi bildiği direksiyon hakimiyetinde dahi zorlanmaya başlar.

O şöför ikaz ve müdahaleye muhatap olmadan kendi yanlışını kendi yapabilecek ustalıkla olmalı.

Bu yüzden, sırf örnek olsun diye söylüyorum, mesela ODA TV’nin bir ordu gibi çalışması ve üretmesinin sebebi kararlarını müdahalesiz ikazsız kendi veriyor oluşudur, mesela bir ordu kadar büyük ideolojik yapıların da tek bir kişilik performans gösteremeyişinin sebebi fazla müdahaleye ve ikazına maruz kalmalarıdır.

Beyler hala Mozart dinliyor hala Atatürk’e hayranlığımızı konuşuyoruz, bunun sebebi, kendi kararını kendi veren insandır!

Ülkemizin bugünkü büyük trajedilerinin altında yatan en acımasız gerçeğimiz budur: Kararlarını tek başına veren insanlar, kararlarını şeyhi liderinin kontrolüne veren insanlar!

Kendilerine sözüm ona aydın deseler de Şahin Alpay, Ertuğrul Özkök ve yüzlerce insanın körleşmesi sağırlaşmasının sebebi, bu insanların ‘müdahaleye’ çok fazla açık şeyh ya da patron yapıları içinde çalışıyor oluşlarıdır, bu insanlar ancak sloganik ezber aynı cümle tekrarları dışında konuşamaz yazamazlar.

Dünyada ne kadar beyin varsa o kadar farklı gerçeklik vardır ve dünyayı zenginleştiren de gerçekliğin çok oluşudur.

Ancak bütün dünyaya hakim olmuş iki cemaat iki siyasi görüş olursa, dünya o kadar küçülür ve sistemlerin gelişme şansı kalmaz ve o sistemler üzerine kumpas kuranların işi çok kolaylaşır.

Bu yüzden her insanın farklı hikayesi vardır, neden yüzbinlerce insan tek bir şeyhin hikayesine ya da bir ideolojinin hikayesine kanıyor, niçin kendine ait kendi özel kişisel hikayesini yazamıyor.

Şüphesiz her beyin gördüğünü hikaye eder, herkesin hikayesi kendisini ikna eder.

Hikaye anlatan beyin kapatmanız mümkün olmayan Televizyon gibidir.

İki yüzyıldır batı karşısında hep aynı çatışma hep aynı siyaset türü hep aynı tarikat cemaat batılılaşma savaşı yaşıyorsanız, hayatımıza soracağımız ilk ve tek en büyük soru budur. Kişisel hikayelerimize kişisel becerilerimize neden şans tanımıyoruz. Niçin beyinlerimizin ve düşüncemizin kontrolünü tek bir yapıya tek bir şeyhe bağlıyoruz.

Her insan bir şeyler görür ve uydurur söyler, ancak, yaptığı şeyleri kendi kontrolünde yapar, ülkemizde şimdi bu şöyle oluyor, bir şey oluyor ve ülkenin nerdeyse tümü aynı şeyi görüyor aynı şekilde yorum yapıyor (mesela Ergenekon Balyoz operasyonlarında toplumdaki hakim ruh haline bakın) bu olacak şey mi?

Bu hep böyle olageldiği için darbe planı yapanlar darbe sonrası bizlerin bir iç savaş düşmanlığıyla birbirimize gireceğimizi hesap ettiler.

Ancak böyle olmadı, tam tersine, tarihte görülmemiş şekliyle en uç siyasi taraflar kucak kucağa sarılmaya başladı?

Neden?

Çünkü bu toprakların medyasında herşeye rağmen kendi kararını kendi veren bağımsız insanlar aydınlar gruplar vardı, ve kararlarını kendi kontrolleriyle kendileri verdiler. Yani bu ülkenin bugün yaşadığı büyük direnişi cemaat ve ideolojik yapıların denetimden uzak yaşayan insanlara borçluyuz.

Yani normal bir insan olabilmek için hiç değilse helaya gidebilme kararını kendi kontrolümüzde kendimiz verebilmeliyiz.

İşte ortada ama gemalizm ama adadürkçülük diye zırvalayanları bir başka dinci grup topluca öldürmek için ülkemizi işgale kalkıştı.. Bu büyük felaket anında, hesapları bozan, kumpasları tersine çeviren kendi kararlarını kendi veren yüzlerce avukat yazar bilim adamının devreye girmesidir.

İşte bizler bağımsız birey derken ‘yurttaş’ derken kastettiğimiz budur. Cemaat tarikat yapıları bunu hazmedemez, kişiliği boğar yok eder..

Ama gemalizm ama adadürkçülük diye kudurmuş salyalarla konuşanlar! Bağımsız birey nedir faydaları nelerdir, bilmem anlatabildim mi?

SALYALARINI ÖNLERİNE KOYUP YEDİRTMELİYİZ

Devam edelim.

Mesela çay içiyorsunuz, bu beyin için çok basit bir eylem değildir, beyin binlerce küçük hesap yapar, çay içmekle ilgili geçmiş tecrübeleri devreye sokar, çayın sıcaklığını, masanın bize yakınlığını, mikro ölçeklerle binlerce ayrıntı beynimize daha önce girmiş bilgilerdir. Siz bir bardak çayı ağzınıza götürürken arkada daha önce hesaplanmış tıkır tıkır işleyen bir düzen vardır.

Ve mesela, çok insan çay içerken kaza yaşamış çay bardağını düşürmüştür, kabul edelim, hepimiz ani bir refleksle en az yanma hasarıyla kurtulmuşuzdur, çünkü beyin siz rahatça çayınızı içerken bir kaza ihtimalini daha önce görmüş deneyimlemiş ve bu an için reflekslerinize ucuz nasıl kurtulurum talimatını vermiştir.

Hatta beyin masada bir çay bardağını görünce bütün hesaplarını öyle ince yapar ki artık çayınızı gözleriniz kapalıyken dahi kolaylıkla içebilirsiniz.

Beynin bu ince hesapları yapabilmesi için baskılanmamış yani şeyh ve cemaatlerin sansür ve müdahalesinden bağımsız yaşıyor olması lazım.

Bu haşlanmış çayın cemaatin başından aşağı dökülüp yüzbinlerce müridin acı bir trajediyle yanmasının sebebi de budur.

Her insan beyni hesapları ve ölçümleri ve karar mekanizmalarıyla otomatik reflekslerini geliştirir.

Ancak sinirsel bir hastalığınız olduğunu düşünelim, sinirlerinizin beyinle irtibatı iltihaplanma sebebiyle kesilmiş.

İşte bu hastalar için bir bardak çay içmek dünyanın en zor şeyidir. Dişlerim için üçer ay arayla bir yıl her defasında dört beş büyük uyuşturucu iğneyi damağımdan yediğimde benim de başıma geldi. O hiç düşünmeden yaptığım ‘yutkunma’ refleksim bozuldu. Bir yudum suyu içmek gibi bir lokma ekmeyi yutmak gibi otomatik refleksle elli yıldır yaptığım şeyi artık yapamaz oldum.

Beyne yeniden ‘yutkunmayı’ öğretmek o kadar zordur ki, hastalar yıllarca rehabilite merkezlerinde bir küçük adım atabilmek için en büyük sporculardan daha fazla mücadele ederler.

Ancak bir şeyhiniz olsa ve ‘yutkunmayı’ ya da bir ‘çay içimini’ size öğretse, hiç sorununuz kalmayacak..

Bu yüzden ülkemizde cemaat ve ideolojik yapılar bize hiçbir sorun yokmuş gibi konuştu, ekonomi tıkırında dış politika tıkırında, nasılsa lider ve şeyhimiz var, sahi, hiç aklınıza gelmedi mi, cemaat ülkeyi ele geçirseydi, nasıl bir ekonomik ve siyasal düzen kuracaktı, hiç merak edeniniz olmadı mı, niçin olmadı, nasılsa Mesihleri biliyordur, gerek yok.

Ve sonunda, ama gemalizm ama adadürkçülük diye zırvalayanlar, devletin emniyetin ordunun içine sızmış bu ajanları gördükleri halde partileri ve liderlerinin telkinleriyle sustular, baskılandılar, kişisel bir karar geliştiremediler, kişisel bir refleks ortaya koyamadılar, kişisel beceri sahibi olamadılar.

Cemaate bir de başka yönüyle bakalım, her sapık tarikat ifşa olduğunda müridler çaresiz kalır, en kolay rutin işlerini dahi yapamaz hale gelir, öyle ki hergün çok kolay yaptıkları yolda yürümek, uyumak, konuşmaları, dahi imkansızlaşır.

Ülkemiz bugün bu ‘dağılma’ anını yaşıyor, kendi kontrolünü şeyhine vermiş bir çok insan ‘kararsız’ ortada kaldı, ‘ne yapacakları’ konusunda bugüne kadar bir tecrübe yaşamamışlar..

Bu zor durumdan çıkabilmeleri için hem İslamcıların hem sapık tarikat mensuplarının çok büyük insanüstü gayretler göstermesi beceriler geliştirmesi gerekir.

Bir ideojiyi bir fikri sevebilirler mensubu olmaktan gurur duyabilirler, ancak, ilk yapılacak iş, bir felaket kaza anında, yalnız çaresiz kalabileceklerini bu büyük trajediden öğrenip, kendi kararlarını kendi veren beyinlerine çok özel beceriler öğretmeleri ve cemaat ve ideolojik bağlantılarına artık eleştirel yaklaşımları şarttır.

Bu toprakların bundan sonraki felaketleri göğüsleyebilmesi için bu saatten sonra daha çok sayıda kişiliğini geliştirmiş bağımsız insanlara ihtiyacı vardır.

Ama gemalizm ama adadürkçülük diye zırvalayan arkadaşların, ilk yapacakları şey, cemaat ve ideolojik kudurmuş reflekslerle konuşmaları değil, kendi beyin ve kendi kararlarını geliştirecek kendilerine hak tanıyacak bir siyasal hukuk eşitlik düzeninin kendi yaşamları için hayati önemde olduğunu görmeleri ve anlamalarıdır.

Rehabilite merkezleri hastaya cihazları verir ve onlara sadece birkaç gün tutunarak yardım eder, bu kadar, rehabilite merkezlerinin tek amacı hastanın yardımsız kendi başına yürüyebilmesini sağlamaktır.

Şeyhlerinin ve ideolojilerinin yok olma şaşkınlığıyla çaresizliğe düşmüş kitleleri tedavi etmek şüphesiz zaman alacaktır.

Ancak şunu asla yapmamalıyız, kendi başına yakınmaktan ve hayal kurmaktan başka gerçekçi hiçbir düşünce geliştiremeyen hayal kırıklığı çaresizlik içindeki insanların, yakarışlarını ve biri elimden tutsun beklentilerini, asla beslememeli asla onaylamamalıyız.

Mesela içeri düşen yazar çizer arkadaşlara yardımcı olmak istiyorsak, artık kontrolü kendi ellerine almaları için onlara zaman tanımalıyız.

Mesela hala ama gemalizm ama adadürkçülük diye kudurmuş zırvaları salyalarını onlara bu büyük trajediyi önlerine koyup yedirtmeliyiz.

Hayır, siz, aydınsınız, yaptığınız iş profesyonel bir iştir, hayır bu söyledikleriniz düşüncedir zırvalamanız normaldir diye, onların şeyh ve cemaat bağlantılarını ‘onaylayıp’ ‘haklılaştırırsak’, bu insanlar şeyh ve cemaat bağlantılarını yeni hezeyanlarla sürdürür, bir arpa boy yol almamız mümkün olmaz.

Ve mahkeme ifade ve açıklamalarında bir yığın saçma sapan savunmalar yapmaya devam ederler ve ekranlarda salyalı zırvalarını dökmeyi sürdürürler.

Şüphesiz beyninizi kontrol eden ideolojik yapı ya da şeyh kendi bedeninizi elinizden almışsa, kendinizin tek başına karar vermesi, beyninize yeni refleksler öğretmesi, beyninize yeni beceriler öğretmesi, çok zordur…

Uzun uzun uzun yıllar ama gemalizm ama adadürkçülük diye zırvalayanlar devletin içine sızan bu derin ajan yapıları gördüler ancak liderleri ve partilerinin direktifleriyle kişisel refleks gösteremediler ve bu gafletleriyle nerdeyse hepsi toplu katliamdan geçirilecekti ve hala akıllanmadılar.

Bu zırvacı salyalı arkadaşlar bu ideolojik zırvaları sürdürdükleri müddetçe kendilerini kazıktan geçirmeye yemin etmiş cemaat üyelerinden bir farkları kalmaz ve bu cemaatlerin bir belalısı gider yeni bir belalısı yine kendi içlerinden gelir, iki yüzyıldır işte bitmeyen budur.

Bu büyük zincirleme kardeş katlinden ve iç savaş döngüsünden kurtulmanın en kestirme yolu, artık şeyhimize liderimize danışmadan, çayımızı kendimiz içelim, sakalımızı kendimiz aynaya bakıp yakışıyor mu yakışmıyor mu diye kendimiz keselim.

Ve ülkemizin ve halkın ne oluyoruz ne yapacağız diye ağzımızın içine baktığı bugünlerde ani kişisel reflekslerimize ve becerilerimize güvenmeyi hepimiz birbirimize öğretelim…

Mesleki becerilerimizi geliştirip kimseye muhtaç olmadan bağımsız yaşamanın bu dünyanın en büyük en vazgeçilmez değeri olduğunu unutmayalım.

Sen de unutma, ama gemalizm ama adadürkçülük diye salyalarını kavanozlayıp beyin yapmış, üç kitap okuyup beş ülke yıkmış insan türü!

Nihat Genç

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER