Asikurtlar©

Nicelik ve Nitelik Davası…

Nicelik ve Nitelik Davası…
09 Mayıs 2015 - 18:51 'de eklendi ve 329 kez görüntülendi.

İkilemeler, hayatın dilimize kattığı zenginliklerdir. Bazıları bize dostluğu, sevgiyi, aşkı hatırlatır mesela, Geceyle gündüz gibi, kırmızıyla beyaz gibi… Leyla’yla Mecnun gibi…
Bunların ayrı olmaları, aşktandır, usuldendir, tabiattandır.
Bir de zıtlıklar vardır. Kirliyle temiz, gamlıyla gamsız, yaşla kuru, zenginle fakir gibi… Bunlar da karşı karşıyadır ama ille de kavga etmeleri gerekmez.
Bazı ayrılıklar ise çatışma demektir. Dostla düşman gibi, zulümle vicdan gibi, cehaletle irfan gibi…
“Kediyle köpeği” başka bir zamana bırakalım.
Benim bugün asıl üzerinde duracağım ikileme, “nicelikle nitelik…” Eskilerin ifadesiyle “kemiyet ve keyfiyet…” Fransızlar buna “kalite ve kantite” diyor. Bizim Tanzimat Fransızcası da bu ikiliye yabancı değil. Türk Dil Kurumu bir şeyler yapana kadar bizde de kalite – kantite ikilisi kullanılırdı.
İngilizce öğrenenler “quantity”nin “çokluk” olduğunu görünce “kantite”yi daha iyi anladılar. Böylece Arapça’dan türetilmiş Osmanlıca “kemiyet”in de sırrı çözülmüş oldu.
Ancak “keyif” kelimesini yakından tanıyan yeni konuşmacılardan bazılarının “keyfiyet” kelimesini doğru kullandıklarından emin değilim. “Keyfiyet” durum, hal, vasıf, kalite yani nitelik demektir. Bazılarının anladığı gibi “adamın keyfine göre hareket etmesi” değil… Onun adı “keyfîlik”tir.
Ana diliyle düşünmekte geç kalmış, felsefi terimleri medrese Arapçasından ve tekke Farsçasından ödünç alarak bugünlere gelmiş bir toplumda bu tip sıkıntıların yaşanması normaldir.
Pazar’a bir araba don yemiş susuz limonla çıkmak yerine bir kasa sulu limonla çıkmanın daha verimli bir ticari uğraş olduğunu biliriz; ama fikrin niteliğini artırarak “az ve öz konuşmanın” değerini fark edemeyiz. Kuru gevezelik de burada başlar.
Teknolojinin gelişmesi ve ürün reklamlarının evlerin içine taşınması nedeniyle her gün ekranlarda bir ton gevezelik ediliyor. Akıllarda kalan yeni bir şey var mı?..
Yine aynı sebeple internetten yazmanın ve ucuz kitap basmanın kolaylaşması sayesinde her gün aramıza yeni yazarlar katılıyor. Ne kadarını okuyoruz?
Raflarda ciltlerle yazıp çizmek, ekranlarda saatlerce atıp tutmak yani “nicelik” yaygın bir üretim şekli haline gelince de “niteliğin değeri” unutuluyor.
Aydınla geveze birbirine karışıp, nitelikle nicelik yer değiştirince de herkes kendi kafasının müridi olup etrafa saydırmaya başlıyor. Gerçek aydınların arada kaynaması da cabası…
İnternet ve sosyal paylaşım medyası bunun için son derecede elverişli… Yeni ve nitelikli bir şeyler okumaktan umudunu kestiği için kimsenin kimseyi okuduğu yok. Ama birinin hakkında iki cümlelik, kolay okunacak bir dedikodu çıktı mı “recm” tipi yorumlar başlıyor.
Bu davranışın Türklükle bir alakası yoktur. Recm tipi cezalar, ortak töresi olmayan bedevi Arapların herkes uygulamalı olarak hukuk öğrensin diye icra ettikleri “ibret-i alem” cezalarıdır.
Bizde sürgün ve tecrit vardır. Ağır cezalar ise baş kesme veya yay kirişiyle boğma şeklindedir.
Romalılar düşmanlarını “hayvanların önüne atarak” cezalandırırlardı. Bunu bugünlerde internette bize karşı yapan bazı “Romalılar” var. Bizans’tan bulaşmış olsa da; bu usul bize ait değildir.
Türk, her şeyden önce merhametlidir. Barış zamanı kılıcını kınından sıyırmanın cezasının ölüm olması, kardeş kavgalarını önlemiş, Türkleri, kavgadan, küfürden, kabadayılık ve mafya gibi sosyal hastalıklardan uzak tutmuştur.
Prof. Ahmed Cevat ve İ. Hami Danişmend, merhum Dündar Taşer’in “kayıp medeniyet” dediği eski Türklerin yüksek ahlakından ve adliyeyi işsiz bırakan merhametinden övgüyle söz etmişlerdir.
Demokrasinin nicelik merkezli bir mevzu olması yani “çokluğun iktidarı”na binaen oy davası peşinde olmamız, bizi nitelik gerçeğinden ve kalitenin değerini bilmekten uzaklaştırmamalı…
Küçük büyüğü saymalı, büyük küçüğü sevmeli… Gençler, her dedikoduya, yalana, iftiraya, işin özünü bilmeden, bir avuç taşla dalmamalı…
Fikirlerin çok bağırmakla mağlup edilemeyeceğini sövmekle öldürülemeyeceğini artık anlamalıyız.
Çok bağırmakla savaş kazanılmadığını da…
Daha sert hareketler yapmak, siyasi zafer, Turanî başarı, Isık gölde çimme ödülü filan getirmiyor.
Devir “nitelik” yani “kalite” devri… Dünyanın “nicelik” şampiyonu Çinliler bile “niteliğe” yönelmiş, daha iyi bir geleceğe sahip olmak için gece gündüz “I Phone 6” üretiyorlar.
Bana “hocam neden kitap yazmıyorsunuz?” Diye soruyorlar. Cevabı çok basit…
Dava o kadar yüksek nitelikli ki… Uygun kaliteyi tutturamamaktan korkuyorum.
Ve… “Niceliğin gönlü olacak” diye asla “nitelik”ten vazgeçmiyorum.

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER