Asikurtlar©

Nerede kaldı asli görev?

Nerede kaldı asli görev?
22 Mart 2016 - 11:19 'de eklendi ve 4021 kez görüntülendi.

 

 

Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu gazetecilerle ilgili kararını ağır şekilde eleştirirken, Anayasa’nın 104’ncü maddesinin kendisine verdiği görevi yerine getirdiğini belirtiyor ve aynen şunları söylüyordu: “Ben, Anayasa’nın 104. Maddesi’nin bana yüklemiş olduğu sorumluluğun gereğini yerine getirmekteyim. Anayasayı gözetmek, benim de şüphesiz asli görevlerimden bir tanesidir.”

104. MADDE NE DİYOR
Anayasanın 104. Maddesi, “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu safıtla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasının uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir,” diyor. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak, aynı Erdoğan, devletin televizyonunda, şöyle bir açıklama yaptı: “10 Ağustos’ta milletim şahsımı cumhurbaşkanı seçti, bu fiili olarak yarı başkanlık sistemidir. Halkım ne diyor yüzde 52 ile Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı yapıyor. Mesele bitmiştir. Mesele millete rağmen hiçbir şey olmaz. Biz kendimize güveniyoruz. Cumhurbaşkanı farklı bir siyasi anlayışta ve de Başbakan farklı anlayışta olursa olmaz.”

İHSANOĞLU SEÇİLSEYDİ
Anayasa Cumhurbaşkanına Anayasayı gözetmeyi asli görev olarak veriyorsa, ki öyledir; Anayasanın neresinde, “eğer Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilirse fiili olarak yarı başkanlık sistemine geçilmiş olur” diye yazıyor? Mesela Sayın Erdoğan değil de, sayınEkmeleddinİhsanoğlu seçilmiş olsaydı, fiili olarak yarı başkanlık sistemine geçilmiş olacak mıydı? O zaman Cumhurbaşkanı farklı, başbakan farklı anlayışta olmayacak mıydı? Anayasamız açık ve kesin şekilde parlamenter sistemi öngörüyor. Bu durumda sormak gerekmez mi, nerede kaldı Anayasa’nın 104’cü maddesi ve asli görev? 104’ncü madde, duruma göre, siyasi pozisyona göre mi önem kazanıyor veya önemini kaybediyor?

EN KANLI DÖNEM
Türkiye tarihinin en zor ve karanlık günlerini yaşıyor. Nitekim, sayın Cumhurbaşkanı da, “Türkiye bir süredir tarihinin en büyük ve en kanlı terör saldırısı dalgalarından biriyle karşı karşıyadır.” Diyor. Bütün terör örgütlerinin ortak hedef haline gelen Türkiye’nin tedbir almasının en doğal hakkı olduğunu anlatıyor. Sıfır terörle devraldıkları ülkeyi 14 yıl tek başına idare ettikten sonra ne hale getirdiklerinin bundan daha açık bir itirafı olabilir mi? Ne yazıktır ki, ne acıdır ki, AKP ile geçen 14 yılın sonunda Türkiye, tam da sayın Cumhurbaşkanının söylediği gibi tarihin en kanlı saldırılarıyla karşı karşıyadır ve bütün terör örgütlerinin ortak hedefi haline gelmiştir. Türkiye’nin bu kara tablosuna rağmen başkanlık meselesi her şeyin önüne geçiyor. Ve yine sayın Cumhurbaşkanından, hayret veren bir değerlendirme geliyor. Düne kadar her türlü yakıştırmayı yaptığı, hakareti yağdırdığı MHP’yle azami müşterekler olduğunu söyleyip, birlikte anayasa yapmayı teklif ediyor. Milli ve yerli bir Anayasa yapılabileceğini anlatıyor.

MHP’NİN NE DİYECEĞİ BELLİ
MHP yönetiminin buna ne diyeceğine tahmin ediyoruz, ama biz kendi görüşümüzü yazalım: MHP’nin yeni Anayasa’dan, daha doğrusu yenilenmiş Anayasadan ne beklediği bellidir. Defalarca deklere edilmiştir. İlk dört maddeye kesin olarak dokunulmayacak.Türk’ü Anayasadan çıkarma hesaplarına son verilecek. Ve parlamenter sisteme kalacağı gibi, mevcut sıkıntıların ortadan kaldırılması için bu sistemin daha da güçlendirilmesi sağlanacak. Bu şartlar kabul edilir ve geniş bir mutabakat oluşursa, bir sorun kalmaz. Ancak, bu durumun sayın Erdoğan’ın beklentilerine cevap vermeyeceği ortadadır.

HANGİSİNE İNANALIM?
Sayın Cumhurbaşkanının konuşmalarında dikkatimizi çeken başka tespitler de var. “1963’den bu yana Türkiye’yi kapıda bekleten AB, dürüst olmamaya devam ediyor. Siz samimi olmadığınız sürece bu şekilde konuşmaya devam edeceğim.” Diyor. Ancak, yine bir sorun var. Daha birkaç gün önce sayın Başbakan Brüksel’den dönerken, tam tersi şeyler söylemişti: “Tarihi bir gün. Türkiye ve AB arasında anlaşma sağlandı. Beklediğimiz sonuç açısından bir başarı hikayesi değil sadece. Herkes kendi kaygılarını ve vizyonunu paylaştı bu süreçte. Türkiye ve AB’nin kaderi ortak. Bu bilgiler ışığında da Türkiye-AB katılım sürecini ele aldık, anlaşmaya vardık.” Demişti. Cumhurbaşkanı samimi olmamakla suçluyor, başbakan başarı hikayesi olarak değerlendirip, kaderimizi de AB ile ortak ediyor. Hangisi doğru, hangisine inanalım?

ÜLKEYİ KİM BU HALE GETİRDİ?
Sayın Cumhurbaşkanı Nevruz dolayısı ile bindirilmiş kıtalara hitap ederken, yine çok dikkatimizi çeken bir açıklama yaptı. “Türkiye’nin mücadelesi sadece terörle ve teröristle değildir. Onları destekleyen güçlerle de mücadele ediyoruz. Brüksel’de toplantının yapılacağı binanın arkasında bölücü terör örgütü çadırlarını kuruyor ve paçavralarını asıyor. Bu samimiyet mi, dürüstlük mü?” diye sordu. Bu haklı ve doğru değerlendirmeye ve soruya hiçbir itirazımız yok. Ancak, yine kafamız karıştı. Terör destekleyen ülkelerde, mesela Oslo’da bu teröristlerin temsilcileriyle biraraya gelen ve bunu da “analar ağlamayacak” diye bu millete anlatan hangi hükümetti? Brüksel’de kurulan çadır kalleşliktir, alçaklıktır. Peki, terörist cenazeleri için Van’da, hatta Ankara’da kurulan çadırların, sallanan paçavraların hesabını kimden soracağız? Bu ülkeyi kim bu hale getirdi?

ŞEHİTLER ÖLMEZ
Bindirilmiş kıtaların MHP’den çaldıkları “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı, sayın Cumhurbaşkanını etkilemiş olacak ki, “Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölü demeyiniz. Zira onlar diridirler. Fakat siz bunu anlayamaz, idrak edemezsiniz.” Diyerek, Bakara suresi, 154. Ayeti hatırlattı. Fakat yine, sormadan edemeyeceğiz, şehide “kelle” diyen kimdi?

Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER