Asikurtlar©

Neden Rusya?

Neden Rusya?
10 Ağustos 2016 - 18:49 'de eklendi ve 4474 kez görüntülendi.

 

 

Her ne kadar daha önceden planlanmış olsa da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya ziyareti Türk dış politikası için bir dönüm noktasıdır. 15 Temmuz darbe ihaneti,bu ziyarete yeni ve tarihi bir anlam yüklemiştir. Putin’de, Erdoğan’da bu durumun farkındadır ve bu duruma dikkat ederek, son derece özenli olmaya çalışıyorlar.
HİÇBİR ZAMAN SAMİMİ OLMADILAR
Türkiye soğuk savaş yıllarından itibaren ABD ile yakın müttefiktir. Bunun ne kadar önemli ve ileri olduğunu ortaya koyabilmek için, “Stratejik Ortaklık” tabiri kullanılır. Yine 1950’li yıllardan itibaren yüzünü batıya dönmüş ve bugünkü Avrupa Birliği’nin içinde yer almayı hedeflemiştir. Ancak ne acıdır ki, ABD’de Avrupa ülkeleri de Türkiye’ye karşı hiçbir zaman samimi olmamış, ilişkileri sadece kendi menfaatleriyle sınırlı tutmuşlardır. Bununla da kalmamış, menfaatlerini devamlı ve düzenli hale getirebilmek için zaman zaman Türkiye’ye ayar vermeye ve kendi kontrollerinde tutmaya kalkışmışladır. Nitekim, yaşanan bütün darbelerde ABD’nin bir şekilde parmağı vardır. AB’nin tavrı her zaman çite standartlı, samimiyetsiz ve kabadır.
FIRSAT DEĞERLENDİRİLEMEDİ
Soğuk savaş yıllarında Sovyet tehdidi sebebiyle Türkiye bütün bu ikiyüzlülüğe katlanmak zorunda kalıyordu. Ancak Sovyetlerin dağılması ile birlikte yeni bir dünya kuruldu. Türkiye’nin eli rahatladı. Özellikle Türk Cumhuriyet’lerinin bağımsızlığı ile etki ve yetki alanı son derece genişledi. İslam dünyasının desteğinin de alınması durumunda bu çok büyük ve hayati bir avantaja dönüşebilirdi. Ancak ne yazık ki, bu tarihi fırsat tam olarak değerlendirilemedi. Daha doğrusu değerlendirmesine imkan tanınmadı. Türkiye hep bir şekilde angaje tutuldu. AKP’nin iktidarıyla birlikte Türk dünyası tamamen unutulurken, BOP üzerinden İslam dünyası öne çıkarıldı. BOP yolunda “Ilımlı İslam” taktikleri geliştirildi. AKP’yi oluşturanların dünya görüşü ve hassasiyetleri ile örtüşen bu durumun, bize yeni bir kapı açacağı zannedildi. Ülkeyi yönetenler bu projenin üzerine balıklama atlayıp, BOP Eşbaşkanı olmakla övündüler.
ATEŞ ÇEMBERİNE ALINDIK
BOP’un gelip dayandığı yer İslam aleminin çökertilmesi, Müslüman kanının oluk oluk akıtılıp, Ortadoğu petrollerinin ABD başta olmak üzere batı emperyalizminin emrine verilmesi oldu. Suriye’nin bataklığa dönüştürülmesinden sonra projenin Türkiye ayağına sıra geldi. IŞİD, BOP’un (b) planı olarak piyasaya sürüldü. PKK harekete geçirildi. İhanetin diğer kolu PYD ile açık ve aleni işbirlikleri yapılarak, arkadan dolandılar ve Türkiye’yi ateş çemberine aldılar. AB verdiği hiçbir sözü tutmadığı gibi, mülteci akını ve Ortadoğu bataklığının yakıcı etkilerinden kurtulabilmek için Türkiye’yi bir tampon olarak gördü ve kullanmaya kalkıştı. Bu zalimliklerle birlikte ülkemizin sarmalandığını, iktidar sahipleri de itiraf etmek zorunda kaldılar.Bunun adına da, “değerli yalnızlık” dediler. Bu kadarla da kalmadılar. Bir taraftan kontrollerindeki PKK ile güneyden saldırırken, diğer yandan yıllardır örgütledikleri, TSK başta olmak üzere devletin her kurumuna sızdırıp yerleştirdikleri ajanlarını harekete geçirdiler. FETÖ üzerinden son vuruşu yapmak için düğmeye bastılar.
ORTADOĞU ÜLKESİ OLDUK!
Bir eleştiri yapmıyor, bir suçlu aramıyoruz. Herkesin bildiği, gördüğü ve kabul ettiği bir tespiti paylaşıyoruz. Şu anda Türkiye’nin ve özellikle Türk dış politikasının tablosu ne yazık ki budur. Türkiye ABD ve AB için her hangi bir Ortadoğu ülkesinden farksızdır. Bu acı durumu, son dönemlerde televizyon programlarımızda ve yazılarımızda sık sık gündeme getirdiğimize, Türkiye’nin üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi konumuna düşürülmesinden duyduğumuz büyük üzüntüyü paylaştığımıza, bütün okuyucularım şahittir. Darbe girişimi sonrasında da bu durumun değişmediğini ve AB ve ABD’den gelen değerlendirmelerin yine bu bakış açısıyla yapıldığını içimiz sızlayarak izliyoruz.
YENİ BİR DÜNYA
Bu şartlarda Türkiye’nin yeni çıkış yolları araması bir mecburiyet halini almıştır. 1964’de Rum azgınlıkları ve adayı ele geçirmeye kalkışması karşısında TBMM, hükümete Kıbrıs’a çıkarma yetkisivermişti. ABD bugün olduğu gibi, o zamanda bu durumdan çok rahatsız olmuş, gerçek yüzünü göstererek verdiği silahların “komünistlerle mücadele” dışında kullanılamayacağı restini çekmişti. Zamanın Başbakanı İsmet İnönü, bu kaypaklık karşısında tarihe geçen o ünlü sözünü söylemiş ve “yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de orada yerini alır”demişti. Bugün bu söz bir defa daha mihenk oluşturmaktadır. Türkiye çaresiz olmadığı gibi dünya da AB ve ABD’den ibaret değildir.
TEMEL SAĞLAM OLMALI
Her ne kadar daha önce payına düşeni alabilmek için harekete geçmiş, Türkiye’nin hiçbir tezini, itirazını dikkate almamış olsa da, Rusya ile ilişkileri düzeltmek ve geliştirmek bir çıkış yoludur. Türkiye’nin AB ve ABD’ye karşı daha gerçekçi bir tavır alması ile birlikte Rusya’nın tavrı da değişecektir ki, bunun ilk işaretleri gelmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya ziyareti bu bakımdan tarihi önemdedir. Burada esas olan ilişkilerin AB ve ABD ile olduğu gibi bir teslimiyet boyutunda değil, karşılıklı menfaat üzerinden ve sağlam temellere oturtularak götürülmesidir.Bu hayati öneme sahiptir. Zira, tarihe bakıldığı zaman, ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır. Burada ayrıntıya girmiyorum, ama dikkatli olmak bir mecburiyettir. Temel sağlam oluşturulursa sonrasında çok daha ileri ilişkiler geliştirilebilir. Rusya ile iyi ve ileri derecede yakınlaşma, AB ve ABD’nin Türkiye’ye bakışlarını yeniden gözden geçirmelerini de beraberinde getireceği gibi, Türk Cumhuriyetleri ile daha da yakınlaşmayı sağlayıp, bölgedeki birçok dengeyi de değiştirebilir.

Orhan Karataş

Etiketler :
pien-parfum
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER