Asikurtlar©

Necdet Özeller yargılanmadıkça FETÖ’nün pisliği temizlenemeyecek

Necdet Özeller yargılanmadıkça FETÖ’nün pisliği temizlenemeyecek
15 Ağustos 2016 - 0:00 'de eklendi ve 16144 kez görüntülendi.

Umut.
Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy kumpasları sırasında hakkımızda olmadık iftiralar atanları konuk eden televizyon kanallarında bu aralar pek revaçtayız. Son dönemin popüler konukları arasında olmaya hak kazandığımdan bu yana aldığım mesajlar arasında duyduğum en anlamlı ve en acıklı kelime: Umut.

“Siz bir umut ışığı yaktınız hayatıma. Sizin gibi insanlar sayesinde bir şeyler düzelecek.”

“Sizin gibi Atatürkçü, vatanını milletini seven, bu değerlere sonuna kadar sahip çıkan insanların var olduğunu bilmek içimdeki umudun tükenmesini engelliyor.”

“Hepimizin dili oldunuz. Ağzınıza, yüreğinize sağlık.”

Sanırım Türkiye’nin son on küsur yılında kendini Atatürkçü olarak niteleyen, vatanını, milletini, bayrağını bir partinin ismiyle bütünleştirmeden seven herkes büyük bir umut açlığı içinde yaşıyormuş. Basit, yalın, lafı dolandırmadan söylenen cümlelerle “vatan, Atatürk, temel insan hakları” demek nasıl böyle bir etki bıraktı, inanın ben de hayretler içerisindeyim. Gördüğüm ilgi, aldığım mesajlar yüreğimi sıkıştırıyor. 15 Temmuz 2016 kalkışmasında şehit edilen yürekli vatandaşlarımızın katline duyduğum üzüntü bir yanda, umut açlığı çeken milyonların ağzı olmanın getirdiği sorumluluk öte yanda.

Üzülüyorum ve bu üzüntüyle yazıyorum.
Ve tüm bu karmaşa içinde tek derdi helalleşmek olan yandaş gazeteci ablama hakkımı helal ederken şu soruyu soruyorum: “Hanımefendi memleket elden gidiyor, sizin tek derdiniz helalleşmek. Yarın öbür gün İngilizin, Amerikalının askeri kapınıza dayanıp namusuna kastettiğinde, çiçek böcekli naif cümlelerinin ve helalleşmenin hiçbir önemi kalmayacağının farkında mısın?”
Ya da bu programların bir başka yan etkisine ne demeli. Eline tarifini tutuştursan, ağız tadıyla bir yemek yapmaktan aciz akademisyen unvanlı insanların, bir ülkeyi yoktan var eden, emperyalizmin pençesinden kurtaran, hem de bunları yaparken keskin zekasıyla binlerce kitaptan damıttığı bilgilerle yolumuzu aydınlatan insana hakaretlerine katlanmaya çalışmak da inanın ekran başında sizleri, stüdyoda bizleri gerim gerim geriyor.

Korkmakta haklısınız elbet. Çünkü yıllardır nursuz suratlarınızla her gece ekranların başını dolduran milyonlara türlü yalanlarınızı öyle dolambaçlı cümlelerle anlattınız ki, yalanınızı süslemeyi akademisyenlik, basit, sade, anlaşılır cümleleri acizlik sanıyorsunuz. Biz yine de basit ve anlaşılır cümlelerle derdimizi anlatmaya devam edelim.

HAYATIMDA İLK DEFA BU KADAR ENDİŞELİYİM

Türkiye 15 Temmuz’un ardından yangından mal kaçırırcasına başlayan uygulamalarla daha demokratik, daha yaşanır, darbe tehdidi ortadan kalkmış bir ülke haline gelmemektedir. Bunu neden söylüyoruz. Çünkü dün yaptıklarınıza bugün “Aldatıldık” diyen sizler, bugün yaptıklarınız için de bir süre sonra “Hata ettik” diyeceksiniz ve o gün geldiğinde artık çok geç olacak. Biz dün de hata yaptığınızı biliyorduk, bugün de hata yaptığınızı görüyoruz.

Unutmayın ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmaya, aşağılamaya, kendinizce kontrol altında tutma kisvesi altında yok etmeye çalışarak ancak kendi şakağınıza kurşun sıkarsınız. Bir ülke tek bir kurumuyla değil toplu olarak kalkınır ya da batar. Dün kol kola beraber yürüdüğünüz o yollardaki dostlarınızı nasıl bir bir ayıklıyorsanız, bu ortaklığa çanak tutan, kadrolaşmaya onay veren herkesi de aynı şekilde ayıklamadıkça ülke olarak düze çıkmamız mümkün olmayacaktır. O da kendinizi inkar etmek olacağına göre, siz bildiğiniz yolda biz bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.

Yine de bugün o iki ayrı yolun ortak bir kesişim noktasını bulmak zorundayız. Çünkü evet, hayatımda ilk defa bu kadar endişeliyim.Böylesi akıl dışı bir kalkışmanın ardından ne geleceğini kestirmekte güçlük çekiyorum ve daha beterinden, ülkeme, insanıma vereceği zarardan ürküyorum. Bu akıl tutulmasının olası devamına çözüm ancak ortak bir akılla bulunabilir, “Dediğim dedik, çaldığım düdük”diyerek değil. OHAL’de iktidarı, muhalefeti, akademisyeni, sokaktaki vatandaşı hep birlikte tek bir ortak ülküde birleşmeli ve bir karara varmalıyız: Dünyanın en güzel coğrafyalarından birindeki ülkemizde, huzur, refah ve barış içinde, birbiriyle kavga etmeden, dış güçlerin oyuncağı olmadan, insan potansiyelimizi en iyi şekilde kullanarak, çalmadan, çırpmadan, insan haklarına saygılı bir yaşam sürecek miyiz, yoksa her önüne gelenin bir tarafa çektiği ya da ittiği zavallı bir ülkenin vatandaşları mı olacağız?

Elbette yüzyıllardır bu coğrafyanın asli unsuru Türk ulusuna, insan gibi yaşamak, inadına barış içinde yaşamak, aklın, bilimin rehberliğinde ve yine elbette değerlerinden epey bir saptığımız Atatürk’ü rehber alarak yaşamak yakışır. Müslümanlığı Müslümanlıktan çıkaran, hangi dinden olduğu dahi anlaşılamayan bir sözde cemaatin unsurları ve onun destekçileri kaderimizi belirleyecek değildir. Ancak uzun yıllardır iktidarı elinde tutmanın verdiği özgüvenle her istediğini yaparak, yüzyılların birikimi askeri okulları kapatarak, askeri tesisleri şehir dışına çıkarırken kalan arazileri de ranta açmayı planlayarak da makus talihimizi yenecek değiliz.

Her programda, her mikrofonda, her röportajda söylüyoruz: Devlet terbiyesiyle yetişmenin verdiği disiplinle, ülkemizin refahı için verilecek her türlü göreve hazırız ve her türlü katkıyı ne kademede olursa olsun yapacağız. İş ki niyetiniz ülkeyi daha dibe götürmek değil, kimsenin dilediği gibi at koşturamadığı bir cennet haline getirmek olsun.

VE BAY NECDET…

Ortam gergin yazı da ona uygun oldu. Kapanışa doğru Bay Necdet’ten bahsetmeden olmaz. Bay Necdet, zamanında görevini yapmadan makam işgal edenlerin bugün ah-vah etmelerinin baş sembolüdür. Necdet Özeller yargılanmadıkça FETÖ’nün pisliği ülkemizden temizlenemeyecektir. Dün kendilerine söylenenleri yürekleri yetmediği için görmezden gelenlerin, bugün sözde vicdan muhasebesine düşmeleri olsa olsa paçaları tutuşmuş olmanın baş işaretlerinden biridir. Türkiye bir hukuk devletidir. Allah’la hesabı olanlar Allah’la hesaplaşır, elbette kimseye karışacak değiliz. Ancak kullarına karşı yapılan hataların çözüm makamı yüce Türk adaletidir. Yaşananlara öyle ya da böyle dahli olanların da en kısa sürede yargılandığı ve adalete hesap verdiği bir Türkiye’ye uyanabilmek en büyük amacımız olmalıdır.

Tüm güzelliklere el birliğiyle ve hiçbir zaman kaybetmeyeceğimiz umudumuzla ulaşabilme ülküsüyle, en derin sevgi ve saygılarımla herkesi selamlıyorum.

Ali Türkşen

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER