SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

Miras

KÖŞE YAZILARI

Talihsiz Tarihsizlik

KÖŞE YAZILARI

Ne Demek Oy Vermem?

Bu haber 10 Ocak 2018 - 21:41 'de eklendi ve 4.704 kez görüntülendi.

Sayın Devlet Bahçeli, yaptığı basın toplantısında Mevcut Cumhurbaşkanını destekleyerek istikrarın korunmasına destek olacağını belirtti. Devlet beğin bu açıklamasından sonra, her zamanki gibi mahallenin Tellioğulları ve Seferoğulları rolünün hakkını veren bizler yine yaygarayı kopardık. Elbette fikirlerimizi paylaşacağız ama paylaşırken aceleci davranmak yerine biraz daha mı düşünsek acaba diyorum?

 

1974 Kıbrıs Harekatından sonra, Türkiye ekonomik olarak büyük bir buhrana girmişti. O dönemde hem Türkiye hem de rahmetli Ecevit epey yorgundu. Ayşe tatile çıkmış ve elbette tatilin hakkını vermişti ama Türkiye için biraz daha sabır ve yönetimde istikrar gerekiyordu. Ekonominin ne kadar kötü bir durumda olduğunu o dönemde yaşayanlar daha iyi bilirler. Bizim jenerasyon okuyarak ve dinleyerek öğrendi. Öğrendiklerimiz içinde ki en büyük ders ise bir ülkenin  buhranlardan çıkabilmesinin tek yolu o ülkede ki birlik ve beraberliğin kudreti olduğudur. Halktan ziyade o dönemin parlamenterleri ve siyasileri bunun daha çok bilincindeydi yada bilincinde olmalılardı.

 

Olmadı.

 

1979 yılında, Süleyman Demirel yorgun Ecevit’e karşı yorgun Türkiye için müttefikleri ile birlikte aday oldu ve seçildi. Daha herkes koltuğuna ısınmadan o malum kara Eylül geldi. İhtilalin acı tokmağı istisnasız her evin kapısını çaldı. Dar ağaçları, adaletsiz hükümler, yargısız infazlar, yitip giden insanlar ve genç Türkiye’nin yitip giden 60 yılı. Çünkü  ihtilal bir ülkenin en az 60 yılına mal olur.

 

Tabi ki insan düşünüyor, o dönemde siyasiler birbirlerine karşı müttefikler aramak yerine ülkenin selameti için ittifaka gitselerdi, günümüzde de barış elçisi modunda dokunduğu yeri yakan dış güçlere karşı istikrarlı bir şekilde, sadece ülke selameti için birlikte hareket etselerdi, bugün Eylüllerde yas tutuyor olur muyduk?

 

Bu ihtimali düşünmek demek, tekerrür eden tarihe ” biz bu filmi izlemiştik” demek olmaz mı?

 

Bu ülke yaşından büyük ihtilaller, krizler gördü efendiler. Her seferinde yeniden başladı, yine toparladı. Oysa durum artık bundan öteye geçti, hepsinden daha da kritik. Çünkü bu ülke tarihi boyunca beka sorunu hiç  yaşamadı. Artık Türkiye ‘nin beka sorunu vardır. Bu sorun sadece iç yönetimden kaynaklı değildir. Dünyada taşlar yerinden oynuyor ve yerinden oynatılması gereken en ağır taş Türkiyedir. Türkiye’nin bekası, bekasına olan sadakati Milliyetçi Hareket Partisinin Devletçilik ilkesi içine gizlenmiştir. Bu sadakat sebebi ne olursa olsun taviz verilemez tek unsurdur. Biz birbirimizi yerken yenilecek lokma haline gelirsek eğer, bir dönem Rusların bile gazetelerinde yer verdikleri ” ÜLKÜCÜLER ” kelimesinin ağırlığında çırpınmaz mıyız?

Biz çırpınırız ama ölmeyiz Allah muhafaza ölen Vatan olur..

 

İkinci hususa gelince. Diyelim ki sayın Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı adayı olarak seçimlere girdi. Sizce kazanacak mı?

 

Türkiye’yi 36 etnik kökene bölenlerle yarışırcasına MHP camiasını bilmem kaç kutuba bölen yılmaz neferleri olarak hangimiz canla başla çalışacağız?

 

Bu camia, mevcut genel başkan konusunda avazı çıktığı kadar bağıranlarla dolu. Bugün seçim olsa en az 5 aday var. Kaybeden her aday, valizini toplayıp giden,  giderken diş fırçasını bile unutmayan egoist eski sevgili gibi oylarını da alıp gidecek. Biz genel başkanlık konusunda bile amipten daha hızlı bölünürken, Cumhurbaşkanlığı konusunda nasıl birbirimize güvenip yola çıkacağız acaba?

 

Yazımı hepimizin aynı tonda kafa sallamamıza neden olacağına inandığım, vefa dolu bir hikaye ile bitirmek istiyorum.

Arkadaşları söz konusu olunca ailesini ihmal eden bir genç varmış. Babası arkadaşlarının güvenilmez olduğunu söyler ama inandıramazmış. Bir gün oğluna bir test yapmayı teklif etmiş.

– Oğlum, git bir koyun satın al ve kes. Sonrada onu bir çuvala koyup en yakın arkadaşına götür. Bir cinayet işlediğini ve bundan kurtulmak için sana yardım etmesini iste demiş.

Oğul denileni yapmış ve arkadaş konusunda gayet kendine güvenerek 3 arkadaşının kapısını çalmış. Arkadaşlarının üçünden de aynı cevabı almış.

-Sakın buna beni bulaştırma. Ne sen beni gördün ne ben seni. Git kendi pisliğini kendin temizle demişler.

Oğul üzgün, geri dönmüş babasına. Babası ;

– Bak oğlum, filanca köyde bir adam var. Köyün kahvesini işletir. Dostumdur ama dünya telaşından yıllar var ki görüşmedik. Ona git selamımı söyle tenha bir yere çek ve aynı şekilde bir derdinin olduğunu anlat.

Oğul babasının söylediği köye gider ve kahvenin sahibi adama bir cinayet işlediğini cesedi çuvala koyduğunu ve ne yapacağını bilmediğini anlatır. Adam;

– Şu masaya otur çayını iç. Herkes gidince, el ayak çekilince hallederiz der.

Gece yarısı herkes evine çekilince ihtiyar adam çuvalı arabanın  bagajından indirip evinin bahçesinde açtığı çukura gömer. İzler kaybolsun, kimse anlamasın diye de üzerine soğan eker. Sonra da çocuğu yolcu eder. Oğul eve dönünce,

-Babacığım haklıymışsın. Benim gerçek dostum yokmuş diye hayıflanır.

Adam oğlunun saçını okşar ve

– Daha bitmedi oğlum der. 1 hafta sonra yeniden o kahveye gideceksin. Hiç yoktan kavga çıkarıp, sana yardım eden o dostuma tokat atacaksın demiş.

Oğul istemeye istemeye bir hafta sonra köye gitmiş. Bir sebepten kahvede kavga çıkarmış ve kendisini ayırmaya çalışan baba dostuna bir tokat atmış. Adama eliyle yüzünü tutup dostunun oğluna gülümsemiş ve demiş ki;

– Oğlum, babana selam söyle. Biz bir tokat için koca soğan tarlasını bozmayız.

 

Anlayan anladı, SELAMETLE..

 

Rabia Karaca

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.