SON DAKİKA

Müslümanın müslümana ettiği

Bu haber 07 Eylül 2013 - 11:36 'de eklendi ve 13 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

Daha çok Müslüman kanının akması için ümidini Rusya’daki G-20 zirvesine bağlayanlar, Obama’dan aldıkları nasihatle geri dönüyorlar. Beklendiği gibi, zirveye katılan liderlerin hiç biri daha önceki pozisyonlarında en küçük bir değişiklik göstermediler. Aynı şeyleri söyledi, aynı yerde durdular. Eğer bir farklılık olduysa, bu Rusya’da oldu. Esad’ın yanında yer alan Putin, tavrını daha da keskinleştirdi. Sert ve kesin açıklamalarla yetinmediler, kararlılıklarını ortaya koymak için boğazlarımızdan savaş gemileri geçirdiler.

Masrafı da Müslümanlar ödüyor

BOP’un ne olduğunu biliyoruz. Hıristiyan planlarını, Yahudi hesaplarını anlıyoruz. Ancak, Müslümanların birbirlerini kırmak ve yok etmek için bu kadar hevesli olmalarını ne anlayabiliyor, ne de kabul ediyoruz. Bu Esad’ın kendi halkına yaptıkları için de, Mısır’daki kaos için de, Irak’ta patlayan bombalar için de, Libya halkının kendi ipi boğazlarına geçirme hevesi için de geçerlidir. Ama en büyük sıkıntıyı din-iman siyasetiyle iktidara gelenlerin, İslam âleminin BOP yolunda kan gölüne dönmesindeki çabalarını anlamakta çekiyoruz. Şu işe bakın: Suriye’deki bataklığın büyümesi için seferber olan, uluslar arası bir müdahale isteyen, bu olmazsa gönüllüler koalisyonu öneren, askeri sınıra yığıp herkesten önce savaş pozisyonu alan AKP olurken, bu kirli savaşın masrafını ödemeyi taahhüt eden de körfezdeki Müslüman ülkeler oluyor.

Esad sonrası

Hiç kimse yapılacak müdahale ile Esad’ın devrileceğini ve Suriye’ye huzur geleceğini söylemesin. Saddam devrildikten sonra Irak’a, Kaddafi devrildikten sonra Libya’ya, Mübarek devrildikten sonra Mısır’a huzur geldiyse, Esad devrildikten sonra da Suriye’ye gelir. Aklı başında olan herkes çok iyi biliyor ki, dışarıdan yapılan müdahaleler kaosu daha da büyütmekten, iç çekişmeleri daha da derinleştirip mezhep ve etnik boyutlar kazandırmaktan başka bir sonuç doğurmuyor. Özellikle Suriye’de Esad sonrasını kestirmek imkansızdır. Kesin olan ülkenin bölüneceği ve bir iç savaşa sürükleneceğidir. Böyle bir ortam bölgenin daha çok gerilmesinden, belirsizliğin daha da artmasından, özellikle terörün zıvanadan çıkmasından başka bir sonuç doğurmayacağını bütün dünya görüyor, bir AKP göremiyor. Kaldı ki, böyle bir gelişmeden en büyük zararı görecek ülke hiç şüphesiz Türkiye’dir.

Rus savaş gemileri

İnsani açıdan da, menfaat noktasından da, İslami hassasiyetle de baksanız aynı şeyi görüyorsunuz. Suriye’ye dışarıdan bir müdahaleyi teşvik etmek ve içinde yer almak intihardır. Bunu hiçbir ölçüyle, hiçbir argümanla izah edemezsiniz. Kimyasal silah kullandığını söyleyerek Suriye’ye saldırı yapılmasını isteyenler, köşeye sıkışan ve can derdine düşen Esad’ın aynı silahları kendilerine karşı kullanmayacağından nasıl emin olabilirler? Başka hiçbir şeye gerek kalmadan kendi vatandaşlarını, kendi ülkesini böyle bir riskle karşı karşıya bırakanlar, bunun hesabını nasıl verecekler? Eğer illa da bir müdahale olacaksa, bu bütün dünyanın ortak kararıyla olmalıdır. Yani ancak Birleşmiş Milletlerden onay çıkarsa mümkündür. Kimyasal silah iddialarının hiçbir endişeye yer bırakmayacak şekilde belgelenmesi ve güvenlik konseyinin önüne konulması durumunda, böyle bir kararın çıkmasının mümkün olabileceği Putin’in açıklamaları ile netlik kazanmıştır. Nitekim, Putin kendinden o kadar emindir ki, ABD’nin Akdeniz’deki pozisyonunu dengelemek için boğazlarımızdan savaş gemisi geçirmiştir. O gemilerin aslında AKP’nin tezlerine de bir cevap olduğunu bütün dünya görüyor ve biliyor.

G-20’nin sonucu

G-20 zirvesinde AKP umduğunu bulamadı, ama kimin nerede durduğu ve ne istediği daha da netleşti. Ortaya çıkan tablo kesinlikle AKP’nin beklediği gibi değildir. ABD’nin tamamen özel menfaatleri ve hedefleri çerçevesinde sınırlı bir müdahaleye hazırlandığını görüyoruz. Obama davulu Müslümanların boynuna asmış, tokmağı kendi eline almıştır. Böyle bir kirli savaşın masraflarının Müslüman ülkeler tarafından ödenecek olması bir utançtır. Karşı tarafta yer alan Rusya’nın tavrı da gayet nettir. Bu tavır bir dehşet dengesi oluşturmuş görünse de, iki taraftan birinin yapacağı bir çılgınlık bütün Akdeniz’i tutuşturabilir. Bunun en ağır bedelini yine Türkiye ödemek zorunda kalır. Doğrudan hedef olur ve her türlü saldırıya açık hale gelir.

Bu yolun sonu çıkmaz

Zirveden nasihat alarak dönenlerin kendilerini haklı gösterebilmek için yeni çılgınlıklara yönelmesinden ciddi biçimde endişe ediyoruz. Muhaliflere yardım ve desteğin artarak sürdürüleceği anlaşılıyor. Bu Suriye’deki kaosu derinleştirmek ve Esad’ı yeni saldırılara teşvik etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Neresinden bakılırsa bakılsın, bu yolun sonu çıkmazdır. Esad’la özel arkadaşlık ilişkileri kurulup, ortak tatiller yapılırken de, bunun yanlış olduğunu söylüyorduk, şimdi düşman ilan edilip dünyanın müdahale etmesi istenirken de aynı şeyi söylüyoruz. BOP Eşbaşkanlığı ve boynunuzdaki Yahudi madalyası böyle hareket etmenizi gerektirebilir, ama akan Müslüman kanıdır.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.