SON DAKİKA

Muhalefetin Ateşle İmtihanı!

Bu haber 23 Haziran 2014 - 9:41 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

Viyana’da vatandaşın biri Erdoğan’a “50 yıl önce sen olsaydın biz gurbette olmazdık. Şimdi sefanı çapulcular sürüyor hasretini biz çekiyoruz.” şeklinde bir pankart hazırlamış.

Bu “…-olsaydı, …-olmazdı!..” kalıbıyla kurulan cümlelere tarihçiler pek güvenmez. Pankart bir teşkilat tezgâhı da olabilirdi. Ancak yine de içim acıdı; araştırdım. Durum gerçekten de öyle miydi?

Rakamlar vatandaşı da bütün içtenliğine rağmen haksız çıkarıyor. Üzülerek söylemeliyim ki; “gurbete adam gönderme”de AKP, Türkiye rekortmeni…

A- İşte Önce, Vatandaşın Kızdığı Rakamlar…

Yani 50 yıl öncesinden 10 yıl öncesine kadar olan 40 yıllık AKP öncesi dönem:

1- 30 Ekim 1961’te başlayan “emek göçü”nden 40 yıl sonra yani 2000 yılında sadece Almanya’da yaşayan Türk vatandaşı sayısı, “2.053.600” dür. Avusturya’yı merak edenler bunun tam “onda biri”ni alabilirler, çünkü Avusturya’daki gurbetçi nüfus oranı Almanya’dakinin % 10’udur.

2- Aynı yıllarda bütün “Avrupa Birliği” ülkelerinde yaşayan toplam Türk vatandaşı sayısı ise “3.772.000”dir. Bunun “1.237.000”i çalışan nüfustur.

3- Bu işçi sayıları üzerinden yapılacak bir hesapla AKP dönemi öncesindeki ortalama olarak her on yıllık dönemde, yurt dışına “309.250” işçi gönderilmiştir. İlk kırk yılın durumu budur.

B- Gelelim AKP’nin Son 10 Yılına…

1- Sadece İşkur aracılığıyla 2004-2014 yıllarında yurt dışına gönderilen işçi sayısı “593.941”dir.

2- Bu işçilerin yüzde 25’i, yani “149.832” kişi Rusya’ya gitmiştir.

3- Rusya’yı sırasıyla “82.493” işçi ile Irak, “73.355” işçi ile Suudi Arabistan izlemiştir.

4- Yani rakamlarda azalma değil tam tersine artış vardır; sadece göçün yönü ve kalitesi değişmiştir.

Yani “senden önceki hükümetler bizi gurbete gönderdi sen olsan göndermezdin” diyen vatandaş, yanılmakta, pankarta bakanlar ise bu “yanlışa” sorgusuz sualsiz inanmaktadır.

Şimdi “bu anlatılanların gündemle ne alakası var?” diyeceksiniz. Alakası var tabii!..

Yılların cefası ve çilesiyle Mecnuna dönen vatandaş, hayali bir Leyla yaratmış ve onu bütün benliğiyle sevmektedir. Aynı melankolik sapma, şehit yakınlarının şaşkın bakışları arasında bir “bebek katili”ne gönül veren Güneydoğulu saf vatandaşlarımız için de geçerlidir.

Bu durum, adı konmamış, belki fark edilmemiş ve bu yüzden de tam olarak analizi yapılmamış bir ruh hali, psikolojik açıdan bakıldığında bir “tanrılaştırma” hadisesidir.

Psikologlar, geçmişi tarihin derinliklerine dayanan “tanrılaştırma” olayı karşısında dikkatli, zeki, soğukkanlı, araştırmacı ve atılgan olanların avantajlı; saf, duygusal ve edilgen olanların ise “kolay lokma” olduklarını söylüyor. Dikkat edilirse bu sürece, bazı maaşlı generaller de dâhil “ideolojik uyanıklığa” sahip kitlelerden başka direnebilen fazla bir güç olmamıştır.

İnsan psikolojisinde Tarih öncesinden beri var olan “olamadığım şeye taparım!” düşüncesi, çok tanrılı inançların temelidir. Putların da ulaşılmaz değerlerin sembolleri olduğunu unutmayalım.

Türkiye’deki çarpık eğitim sistemiyle başlayan başarısızlık, gelir adaletsizliğinin getirdiği toplumsal dertler ve nihayet insanları, topluca yeni bir tanrıya bağlanırken, onları “bireysel sorunlar” kadar utandırmayacak “etnik ve dini problemler” bu sapmanın nedenidir.

Bu putlaştırmayı, 1920’lerde Atatürk’ün benzer bir şekilde kutsanmasına ve 12 Eylül’le birlikte ordunun bu abartılmış prestiji, sert bir şekilde dikte ettirmesine karşı bir tepki olarak da görebiliriz.

Muhtemelen, etnik veya sosyal fizyonomi yönünden sorunlu kitleler, Atatürk’ü bu mutsuz hallerinin sorumlusu olarak görmüş ve yeni bir “siyasal tanrı” arayışına yönelmişlerdir.

Bu insanlar, doğalarının gereği olarak “kendisinin yapamadığını yapan” mesela “Atatürkçü orduya meydan okuyan” hatta “adamlarına asker vurduran” şahısları, toplumun iki farklı kesiminde ayrı ayrı Tanrılaştırmış; sorgulanmaz ve “hikmetinden sual edilmez” kılmıştır.

Bu iki “siyasi put”un bir düalizm ölçeğinde, “başkanlık ve eyalet sistemine doğru” yürümelerine engel olmanın tek yolu 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmaktan geçmektedir.

Adı sanı, vasfı, sıfatı ne olursa olsun birinin çıkıp derhal “kimsenin yapamadığı bir şeyi” yapması ve “bu yeni putları parçalaması” gerekiyor. Çünkü insanlık tarihinde kaybeden lider vardır ama “yenilen tanrı” yoktur. İsterse bir şamana veya büyücüye yenilsin, yenildiği anda tılsım bozulacaktır.

İsterseniz tamamen pozitif düşünelim… Bu kâbusun bitmesi için kitle psikolojisi açısından da “bir yenilgi” gerekmektedir. Sonrasını siyasi partilerin performansı belirleyecektir.

Bu durumda “çatı aday” formülü, CHP’lileri ve MHP’lileri umutlandırmakta, onlara itici gelen bütün hususları, Nemrut karşısındaki Hz. İbrahim’in “ateşle imtihanı” kadar masum kılmaktadır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.