Asikurtlar©

Milliyetçi Olmayanlar Milli Sınırları Koruyamazlar!

Milliyetçi Olmayanlar Milli Sınırları Koruyamazlar!
17 Şubat 2016 - 10:53 'de eklendi ve 4013 kez görüntülendi.

Milli sınır sözünü biz icat etmedik. Bundan yüz yıl önce bizim “Darü’l- İslam”ımız, “Memalik-i Osmani”miz, “Anadolu ve Rumeli’y-i Şahane”miz vardı.
“Yunanistan”ı, “Sırbistan”ı, “Romanya”‘yı “Bulgaristan”ı kuran ise onlardı.
1919’da “Milletler” Cemiyeti’ni, 1945’te Birleşmiş “Milletler”i kuran da biz değiliz.
Türklerin % 90’ının köylerde tarım ve hayvancılıkla uğraştığı “72,5 milletli” Osmanlı’da, kimlik inşasını, medresenin “sıbyan mektebi” seviyesinde bırakmıştık:
Kimin kulusun? “Allah’ın…” Kimin ümmetisin? “Muhammed’in…” Dinin ne? “Elhamdülillah Müslümanım…” Ne zamandan beri Müslümansın? “Kal-u beladan beri…”
Aferin!.. Milletini soran olursa da: “Millet-i İbrahim” dersin!
Bu terbiye, din pedagojisine uygun, siyasi açıdan da pragmatikti. Ancak bilimsel değildi. Çünkü her şeyden önce “Millet-i İbrahim” milli değil, putperest olmamayı anlatan “dini” bir kimlikti.
İmamlar, köylere dağılırken, Sıbyan mektebinden getirdikleri bu “kimlik inşa paketi”ni de yanlarında getirirlerdi.
Cephelerde ümmetin şerefini pespaye eden nice yenilgiden sonra Sultan II. Mahmut Avrupa’ya öğrenci göndermeye başlayınca, 1820’lerden itibaren bu zayıf kimlik algısı yıkılmaya başladı.
Çünkü birbirleriyle medeniyet yarışına girmiş Avrupalılar, kendilerini dine göre değil, milliyete göre tanımlıyorlardı.
Herkesin bir milli marşı vardı. Fransızlar, şu sözleri, milli bir nakarat olarak tekrarlamaktan çekinmiyorlardı:
“Yürüyelim, yürüyelim, saf olmayan düşman kanı tarlalarımızı sulayana kadar…”
Almanlar ise iki kez “dünya dayağı” yemiş olsalar da “Almanya’yı dünyadaki her şeyin üstünde” tutmaktan vazgeçmiyorlardı.
Bizimkilerin “Liberal” ve ılımlı buldukları Amerikalılar ve “Sosyalist” diye milli hedeften yoksun zannettikleri Çinliler bile milli kimlik inşasında boş durmuyorlardı.
Son yüzyıl içinde biz de bir milli kimlik inşa etmeye ve onu korumaya çalıştık. Dünyanın yüzüne:
‘Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar; benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var!’ diye haykırdık! Bu, geç kalmış bir “milli sınır” deklarasyonuydu!
Bugünlerde ise Türk Milleti, eksik kimlik inşasından kaynaklanan ciddi bir tehdit altındadır.
Solda dünyada kimsenin pek de itibar etmediği “enternasyonal” düşünce yüzünden ulusal kimlik yıkılmış; önce etnik sol yani Kürtçülük bundan nemalanmış; simdi de “Alevi kimliği” siyasi mücadelenin mihveri yapılmıştır.
Suriye kriziyle başlayan Ortadoğu’daki mezhep savaşı, CHP yönetimine hâkim olan mezhepçi yaklaşımı sürekli körüklemekte ve solu “ulusal duruş”un dışına itmektedir.
Sayın Baykal’ın televizyonda “Sünni bir kent olan Halep’e yapılan Şii kuşatma”ya, bilimin adaletiyle dikkat çekerken ne kadar zorlandığı gözümüzden kaçmıyor.
Sağda ise geçmişten gelen bilim dışı, dinsel kimlik inşası cumhuriyet değerlerine açılan savaşla birlikte iyice palazlanmış; sosyal dinamiklerin ve reel politiğin etkisiyle bu kimlik, Sünni mezhep çerçevesi içine yerleşmiştir.
Suriye krizi ve Ortadoğu mezhep savaşı, bu “Sünni kimliği”ni keskinleştirmekte; zalim ve mazlum kavramları kişiden kişiye değişmektedir.
Suriye’deki mezhep savaşı Suriye’den çok Türkiye’yi, Türk toplumunun birliğini ve Türk devletinin geleceğini tehdit etmektedir.
AKP’nin veya onu sürekli tuzağa düşüren strateji merkezlerinin asıl muradı da budur.
Bütün bu gelişmeler, MHP’nin önemini ve tarihi sorumluluğunu artırmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücüler, sosyalistlere, bölücülere ve mezhepçilere karşı 70’lerden beri verdikleri mücadele esnasında:
1- Milliyetçiliğin, Kürt karşıtı bir etnikçiliğe dönüşmesine,
2- Milliyetçiliğin Alevi karşıtı Sünni mezhepçiliğe evrilmesine izin vermeyerek Milliyetçiliği, bilimsel, hukuksal ve modern ideolojik sınırları içinde tutmayı başarmışlardır.
Bu sağlam duruşta en büyük onur, dürüst bir akademisyen ve adaletli bir devlet adamı olan Sayın Devlet Bahçeli’ye aittir.
Devlet Bahçeli, hem Milliyetçiliğin bilimsel ve hukuksal sınırların dışına çıkmasına, hem de sokakta yeni dâhili düşmanlıklara sebep olmasına izin vermemiştir.
İnsanlık tarihinde iç siyaset, milli güvenliğe ve savaşa nazaran basit ve sıradan bir uğraştır.
Böyle durumlarda, topluma huzur ve güven veren milli kimlik, bilim, emek ve sabırla inşa edilmiş milli bir abide, mezhep ve etnik kimlik ise avlunun tozu, tarlanın çamurudur.
Bu sebeple şu kritik dönemde devletin Diyarbakır’ın küflü mazgallarını da Suriye sınırındaki Obüs toplarını da emanet edebildiği yegâne fikir, Türk Milliyetçiliğidir.
Türk Milletinin son on yılda Arapsaçına dönmüş hayati meselelerini çözebilecek tek kurum, mezheplere ve etnik kimliklere olan adaletli ve kucaklayıcı yaklaşımıyla Milliyetçi Hareket Partisi’dir.
Milli bir devleti yaşatmak, milli sınırlarına zihninde bile dikiş tutturamayanların işi değildir!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER