Asikurtlar©

MİLLİ BİRLİK VE SEFERBERLİK ANLAYIŞIYLA

MİLLİ BİRLİK VE SEFERBERLİK ANLAYIŞIYLA
31 Temmuz 2016 - 14:20 'de eklendi ve 4316 kez görüntülendi.

 

 

ABD Irak’ı işgal etmeseydi.
Arap Baharı aldatmacalı fırtına sonrası, Suriye, istikrarsızlaştırılıp, bataklığa
döndürülmeseydi.
O bataklık, IŞİD, PYD, PKK ve benzeri terör örgütlerinin larvalarına hayat vermeseydi..
“Dindar nesil yetiştireceğiz” diye Milli Eğitim sistemimiz, bir bütün olarak FETÖ kontrolüne ihale edilmeseydi.
Askeri taassubu kaldırma adına, TSK bünyesine sızmalara, bu sızmaları gerçekleştirenlerin uydurma darbe planlarına karşı dikkatli olunsaydı.
12 Eylül 2010 referandumu yapılmasa ve Yargı’da da FETÖ’cü kadrolaşmaya uygun zemin hazırlanmasaydı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi, demokratik parlamenter sistem ve özellikle laiklik prensibi her fırsatta tartışma konusu yapılmasaydı.
Türkiye, Yeni Türkiye ve Eski Türkiye diye ayrıştırılmasaydı.
İktidarların her rejimde olduğu, ama muhalefetin sadece demokratik ülkelerde olduğu gerçeği göz önüne alınarak, her fırsatta muhalefeti hırpalama ve törpüleme yanlışına düşülmeseydi.
Komşu ülkelerle dostane ilişkilerde başarılı olunsaydı. Acaba bu gün yaşadığımız sıkıntıları bu şiddette ve dozda yaşar mıydık dersiniz?
Gelinen nokta ise önümüze bakmayı gerektiriyor.
Her şerde bir hayır arama anlayışı ile kanlı 15 Temmuz gecesinden, aydınlık ve berrak şafaklara doğuşu gerçekleştirmiş olabilmenin haklı gururu yaşanmalı.
Galiba 15 Temmuz bir milat olacak. 15 Temmuz’dan önce, 15 Temmuz’dan sonra bakış açılı kararlarla Türkiye yeniden rayına oturacak.
Belli ki iktidar da gereksiz inatlaşma ve restleşmelerden, ucuz kahramanlıklardan vazgeçecek.
15 Temmuz’dan sonra, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, AKP, CHP ve MHP’nin yaklaşımları ve dayanışmaları tamamen bir “Seferberlik” ruhu çerçevesindedir..
237 Demokrasi şehidimizin ruhları şad olacaksa, bu milli birlik anlayışının bundan sonra da devam etmesiyle mümkün olacaktır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin son grup konuşmasında “Cumhurbaşkanı artık derleyici, dengeleyici, toparlayıcı olsun ve birleştirici mesajlarla üstlendiği görevi yerine getirsin. Başbakan da hükümet de ayrım gözetmeksizin herkesi kucaklasın ve unutmasınlar ki, hainlere karşı aynı siperdeyiz, aynı gemideyiz, aynı çizgideyiz” şeklindeki konuşması milli birlik anlayışının ve seferberlik ruhunun çok net ve en doğru ifadesi olarak tarihe geçmiştir..
Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanı’nın tazminat davalarından vazgeçtiği yolundaki açıklaması da çok önemli ve olumlu bir adım olmuştur.
Hükümet, güç zehirlenmesinin zararları ve bu zararların sonuçlarıyla tanışmıştır. Devletimiz üzerinde sinsi emelleri olanların, en yakınına bile rahatlıkla sokulabilecek, fırsat bulduğunda da zehrini akıtacak manevra yeteneğinde olduğu gerçeği ile yüzleşmiştir.
Ayrıca “Dostum, stratejik ortağım” dedikleri ABD ve AB nin kanlı 15 Temmuz darbe teşebbüsü yoluyla Türkiye’yi işgal ve bölmeye yeltenenlere nasıl arka çıktıkları da gün gibi ortadadır.
15 Temmuz darbe teşebbüsünün bedeli ağır ödenmiştir. Hem de peşinen..
O halde, peşinen ödenen bu bedelin değerlendirilmesi ve Paralel Devlet Yapılanmasının taşeronu FETÖ mensuplarının tamamen ayıklanması bir mecburiyettir.
Bu ayıklama kısa sürede yapılır, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden kuruluş misyonu ve Anayasal zeminindeki dengesini kurarsa, şehitlerimiz müsterih olur, milletimiz müstakiliyetini, devletimiz sonsuza dek bekasını devam ettirir.
İşte o zaman bütün emekler karşılığını bulur ve karşılıklı helalleşilir…
Asla göz ardı edilmemesi gereken acı gerçek şudur: Türkiye bir NATO ülkesidir. Ama 15 Temmuz karanlık hamlesinden dolayı NATO dan da bir ses çıkmamıştır.
Türkiye Birleşmiş Milletlere üye, demokratik bir ülkedir. Türkiye’de demokrasiyi imhaya yönelik kanlı bir teşebbüs olmuştur. Ama Birleşmiş Milletler ve O’nun demokratik üyelerinden yüksek sesli bir kınama gelmemiştir.
Türkiye, AB’ye giriş sürecindedir. Ama sözde demokrasinin ninnisini söyleyen AB ülkeleri sanki darbe teşebbüsü sonuçsuz kaldı diye neredeyse gama- yasa batmışlardır.
Bu acı gerçekler artık yumuk gözlerin açılması, tıkalı kulaklardaki pamukların çıkarılması zamanının gelip, geçtiğini göstermektedir.
ABD ve AB’nin yanlışlarındaki ısrarları Türkiye’yi kaybetmeleri ile neticelenir ki, kaybeden onlar olur.
Başka bir önemli husus da, şu anda Türk Milletinin şefkat ve sevgisine en fazla ihtiyaç duyan kurumun TSK olduğu gerçeğidir.
Şu anda askerimizin üzerinde:
1.) Darbe teşebbüsüne maruz kalmışlık
2.) Vatandaşlarımızın sivil ve milli çerçevede demokrasiden yana tavrını fırsat bilen provokatörlerin yol açtığı istenmeyen davranışlar
3.) Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde yaşananlardan dolayı görev riski ve sorumluluk üstlenmekten çekinme anlayışının oluşturduğu oldukça ağır travma vardır.
Bu ağır travmanın tesirindeki bir ordunun korkuya hükmedip, zafere kilitlenmesi o
kadar kolay olmaz.
Bu nedenle Devlet- Millet el ele, ordusuna sahip çıkmalı, tekrar “Ordu- Millet”
bütünlüğü sağlanmalı, kışlaların önündeki çirkin görüntüler sona ermelidir.
Darbe teşebbüsünde sadece ordumuz değil, hükümet, üniversiteler, yargı, iş dünyası,
sivil kuruluşlar, belli oranda zafiyet göstermiştir. O nedenle sadece TSK yı günah keçisi yapmak insafsızlıktır, yanlıştır.
Unutulmasın ki şu anda bile Uludere’de PKK’ya karşı vatan savunması yapan askerlerimizin
verdiği şehit sekiz olmuştur. Ruhları şad, mekanları cennet olsun..
Bu acı ders de öğretmiştir ki, MİLLİYETÇİLİK ayaklar altına alınacak bir değersizlik değil, baş tacı yapılacak kadar büyük ve vazgeçilmez bir değerdir.

Mazhar Gündoğ

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER