Asikurtlar©

Milletimizin İlk Tercihi

Milletimizin İlk Tercihi
15 Şubat 2016 - 19:06 'de eklendi ve 3943 kez görüntülendi.

Adı George Sabra… Eski bir Komünist… İsminden de anlaşılacağı gibi bir Hıristiyan Arap…
İlk toplantısını 23 Ağustos 2011’de İstanbul’da yapan”Suriye Ulusal Konseyi”nin ilk başkanı. 1970’lerden beri muhalif, 2005’ten beri sürgünde yaşıyor ve Cenevre’de Suriye muhalefetini temsil edecek heyetin başkan yardımcılığını yapıyor…
Türkiye’nin “ılımlı muhalefet” diye Rus saldırılarından korumaya çalıştığı Özgür Suriye Ordusu da işte bu Suriye Ulusal Konseyine bağlı bulunuyor.
George Sabra, İstanbul’da oturuyor, PYD’nin Cenevre’ye alınmaması için elinden geleni yapıyor ve El Nusra’nın Suriye devriminin bir parçası olduğunu savunuyor.
Yani Türkiye’nin tezlerini destekliyor.Peki, ben size George hocayı niyeanlatıyorum?
Bir kere AKP’nin başından beri “Sünni İslam isyanı” olarak desteklediği, iç politika malzemesi yaptığı Suriye iç savaşının tepe noktasında, CHP sözcüsü Selin Sayek Böke’den çok daha soldan gelen, saf kan bir Hıristiyan Arap var; bunubilin istedim.
İkincisi de eski bir Marksist Hıristiyan, ülkesindeki diktatörlüğe son vermek için El Kaide’nin Suriye kolu sayılan Nusret Cephesi’ni kabullenip; diktatörün işbirlikçisi Marksist PYD’ye karşı tavır alırken, Lazkiye-Kobani ağzıyla konuşan CHP’nin ve HDP’nin nerede durduğunugörün istedim.
Herkes kendi katil teröristini “kahraman” ilan ederken kendi ülkesinin meşru kolluk gücüne “katil” diyenleri gördükçe “ihanetle cehaletin kardeşliğine” bir kez daha inanıyorum!
Bana “bu savaşa girelim mi?” deseniz “girmeyelim” derim. Zaten partimiz acilen görüş açıkladı. Neticedesavaşa ve barışa milletimiz karar verir.
Savaş iyi bir şey midir? Hayır, Atatürk söylemiş: “millet hayatımevzubahis değilse savaş cinayettir!” Sever misin? Hayır tabii ki sevmem!.. Peki savaş çıksa savaşır mısın?..
Evet savaşırım!..Peki, bu çelişki değil midir?
Hayır değildir. Denize düşmekyanlıştır; ama düşünce yüzmek gerekir!..
Yani savaşa mani olmak için elimizden geleni yaparız!.. Ama engel olamıyorsak, meydana çıkar ve aslanlar gibi, bozkurtlar gibi savaşırız!
Düstur, gelenek, yol budur.
Böyle olmasaydı Malazgirt olmazdı. Böyle olmasaydıNiğbolu, Mohaç, olmazdı… İstanbul alınamaz, Anadolu vatan olmazdı!
Harbiye Nezareti’nin Osmanlı topraklarının 1911’de paylaşımıyla ilgili derin istihbaratı olmasa I. Dünya Savaşı, Çanakkale olmazdı.
Atatürk,1915’teki SykesPicot’udoğru okumuş olmasaydı o da padişah gibi İngiliz muhiplerineyazılırdı; böylece Kurtuluş Savaşıolmazdı; Sakarya olmazdı.
Ancak iyi bilinmelidir ki Prevezedahil bunların hepsi Anadolu’yu vatan yapan savaşlardı.
Suriye Savaşı’na Gelince…
Diplomaside başarı, düşmanı tecrit ederek yalnızlaştırmak ve kendi sınırlarını sağlama almaktır.
Oysa Türkiye, 1815 Viyana Kongresi’nden bu yana tarihinin en yalnız dönemini yaşamaktadır.Adeta 1821’deki “Yunan isyanı” şartları oluşmuştur.
Bu yalnızlık, sadece kaygı vermemekte, şüphe de uyandırmaktadır!
Suriye’nin “Anadolu’nun yumuşak karnı” olduğu konusunda hükümeti defalarca uyardık.
1830’da Fransa destekli Kavalalı Nizip üzerinden Kütahya’ya yürürken “yapayalnız Osmanlı” İngiltere’yi yanına çekebilmek için Rusya’ya yanaşıyordu.
Suriye düzlüklerinden payitahta doğru gelen de güya Müslüman’dı!..
Mondros’u da, düşman Suriye üzerinden Anadolu kapılarına dayanınca imzalamıştık.
Biz “aman dikkat!..” diye bunları atarken Rusya meydanda yoktu, ABD henüz PYD’ninsırtınabinmemişti. IŞİD sahada değildi, İran ve Hizbullah devreye girmemişti.
PKK şehirlere bu kadar silah yığmamıştı, Cemaat MİT tırlarına çevirme yapmamıştı. İpten kazıktan kurtulmuş kara cübbeli bin adam,kendi devletinin yüzüne doğru “katil” diye haykırmamıştı!
Hükümet, elinde ambargolu acem dolarlarıyla don gömlek yakalanmamıştı!
Elinde kala kala Suudi kralının ne zamankırılacağı belli olmayan kılıcı kalmış, NATO’yu bile karşısına almış, yanlışlıklaRus uçağı vurmuş ve ülkesine 3Milyon mültecialmış bir ülkenin Suriye’de savaşa girmesi, milli iradenin tercih edeceğibir durum değildir.
Üç yıldır “analara ağlamasın” edebiyatı yapanların,bu sebeple 60 gündür Diyarbakır’a gidip, Ulucami’de namaz kılamayanların, şimdi “3 günde Şam’a gideriz” diyebağırması daanlamsızdır.
Dün askerini “kendi paralelinin zulmünden” polisinin mukaddes yüzünü,dişi bir köpeğinkirli pençesinden koruyamamış AKP hükümetinin, asker-poliskanıyla kabadayılık yapması, akıllara: “Acabayeni bir kumpas mı var?” sorusunu dagetirmektedir.
Önce PKK bitirilmeli, bu ihanetustalarına”baharda” 4 kollu bir belanın”beşinci kolu” olma fırsatı verilmemelidir.
ABD’yi, Rusya’yı, İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi böylesine karşısına alabilen bir hükümetin, eğer samimiyse; enerjisini İstanbul – Ankara – Diyarbakır – Kandil hattında harcaması ve terörün kökünü kazıması, milletimizin değişmez “ilktercihi”dir.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER