Asikurtlar©

MHP’NİN HEDEF ALINMA GAYELERİ VE TARİHSEL ARKA PLAN-I

MHP’NİN HEDEF ALINMA GAYELERİ VE TARİHSEL ARKA PLAN-I
20 Haziran 2016 - 16:23 'de eklendi ve 4103 kez görüntülendi.

 

 

 

Türkiye’de yaşanan ve önemli kırılmalarla sonuçlanan siyasi olayların öncesi yada sonrasında dış politikada Türkiye’yi son derece yakından ilgilendiren olayların yaşandığı artık bir sır değildir.
NATO’ya girişimizle beraber başlayan bu serüven kimi zaman iktidarların değişmesi, kimi zaman askeri darbeler, kimi zaman mühim siyasi krizler ve kimi zamansa toplumsal algının kontrol edilerek yönlendirilmesine paralel olacak şekilde yeni partilerin kurulması ve iktidara taşınması sonucunu doğurmuştur.

Bu meselede MHP açısından mühim olanı, 1980 askeri darbesiyle beraber başlayan dönemle birlikte hem darbecilerin, hem Türk siyaseti üzerinde tesirini koruma ve artırma gayretinde olan dış çevrelerin hem de bu iki kesimle konjonktürel işbirliği yapan diğer bazı siyasi-bürokratik güç gruplarının MHP’yi mümkün olduğunca dar bir alanda tutma ve bu alana hapsetme, daha fazla ileriye gitmesini engelleme, büyümesinin önüne geçme ve mutlak suretle iktidar olmamasını sağlama uğraşında olmaları ve bu tutumlarından asla vazgeçmemeleridir.

Yani MHP siyasi sahada diğer siyasi partilerle rakip statüsünde demokratik usullerle yarışan bir parti olmanın yanında, her an siyasi pusulara düşürülme, oyunlarla çevrelenme ve tuzaklarla rotasından saptırılma tehdidi ile her an yaşayan ve hatta her an mücadele içerisinde olan bir siyasi partidir.
Bunun asıl sebebiyse MHP’nin sahip olduğu tarihsel birikim ve buna dayalı olarak ortaya koyduğu vizyoner yaklaşımı
“Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi”dir. MHP fikrinin büyüklüğü, ufkunun derinliği, vizyonunun zenginliği ve ölçüsünün milli çerçeveden gelmesi sebebiyle Türkiye üzerinde hesap yapanların daima hedefi olan bir siyasi parti olmuştur. Şüphesiz ki bu durum sadece günümüzü değil, 47 yıllık MHP tarihinin bütününü kapsar.

Cumhuriyetin çok öncesine kadar uzanan bir fikri akımından beslenen, Atatürk’le Cumhuriyeti kurmaya muktedir olan, çok partili siyasi hayata geçişle birlikte Fevzi Çakmakla devam eden, nihayetinde Başbuğ Türkeş’in doktriner değerlendirmeleri ve tavrıyla şimdiki haline kavuşan Türk Milliyetçileri-Ülkücülerin günümüzdeki siyasi merkezi Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Diğer yandan kamuoyu çok dikkat etmese de, Milliyetçi Ülkücü Hareket’in mensupları güçlü girişimler ve oyunlarla kendi davalarının nasıl hedef alındığını çok iyi bilmektedirler. 12 Eylül askeri darbesinin ardından siyasi yasakların kalkmasıyla büyük bir potansiyel yakalayan MHP’ye yönelik değişim, başkalaşım ve bölünme oyunları 20 yılı aşkın süredir tedavülde tutulmaktadır.
Ne var ki Milli Görüş’ü ortadan kaldırıp, iradesini küresel projelerin hizmetine vermeyi başaran karanlık irade
MHP’yi aşmayı başaramamış, MHP’de arzu edilen başkalaşım sürecini nihayete erdirmeye muktedir olamamıştır.
Son derece ilginçtir ki MHP’ye yönelik girişilen kara ve derin faaliyetler daima Türkiye’nin onayının veya desteğinin olması icap edilen dış koşulların vukuu bulduğu bir zamanlamayla kendisini göstermiştir.
Örneğin 1990-1991 yılları arasında Irak’ta ABD’nin başını çektiği ülkelerin başlattığı 1. Körfez Savaşı, Irak’ın kuzeyinde daha bilinen ve meşhur tabiriyle 36. Paralelin kuzeyinde sözde bir güvenlikli bölge oluşturulması sonucunu, daha doğrusu “fiili bir Kürt yönetiminin oluşumunu” hayata geçirmenin ilk ve en önemli adımı olmuştu.

Türk kamuoyu bu duruma tam manasıyla vakıf olacak bir hale bürünürken, toplumsal talepler Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in merkez siyaset formülü ve hissiyatı çerçevesinde şekillenmeye başlamıştı. Dolayısıyla Türkiye’nin etrafında, Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğüne yönelik aleni bir cephe açılırken, Türk Milleti’nin Milliyetçi Hareket’e olan desteği de büyük bir artış eğilimine girmişti.
Son derece ilginçtir, bu tarihlerde Milliyetçi Ülkücü Hareket ise siyasi temsil organının nasıl ve hangi çatı altında temsil edileceği tartışmalarının içerisine çekildi. Ülkücü Hareket’in Kurucu Lideri Merhum Alparslan
Türkeş’i MHP’nin başında istemeyen bir grup, partiyi ele geçirebilmek ve Milliyetçi Hareket’ten Türkeş ismini silmek arzusuyla kongre arayışlarına paralel olacak şekilde delege avına çıkmış ve akabinde yaşanan süreç, bir oldu-bitti telaşıyla yapılmaya çalışılan Yükseliş Koleji Kongresi vakasını tarihe geçirmişti.
MHP kendi içerisinde alevlendirilmeye çalışılan tartışmaları Türkeş çizgisinden ve davanın ölçüsünden sapmayan kadroların, Ülkücüleri kucaklayıcı tavrı ve davalarından ödün vermeyen kararlılığa sahip isimlerin eliyle aşmayı başarmış, Türkiye’ye karşı Irak’ın kuzeyinden kurulan tezgâhın, milli hissiyatın merkezi olan MHP’yi ele geçirerek Türk kamuoyunda yükselecek tepkileri kontrol altına almayı hedefleyen en önemli ayağına geçit vermemiştir.
Bu tarihten sonra MHP’nin günden güne büyüyen bir potansiyel yakalaması, Yükseliş Koleji vakasından önce Başbuğ
Türkeş’i ve dönemin Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) kadrolarını “hareketin oy potansiyelini artıramamakla itham eden” isimleri, 1992 yılında girilen ve 19 milletvekili ile TBMM’de grup kuracak çoğunluğun elde edilmesiyle neticelenen seçim sonuçlarıyla beraber utandırmaya yetmiştir.
Gel gelelim, TBMM’de grup kurarak Türk siyasetinde etkin bir konuma yükselme hedefine son derece yaklaşmış olan MHP, yeni bir dalgayla daha hedef alınmış, hala konunun muhataplarının dahi gerçek manada tarifleyemediği haliyle MHP’den 6 milletvekili 1992 yılında istifa etmiştir.

Bu durum Irak’ta bölünme senaryosunu hayata geçirmeye çalışılırken, Kafkasya’da önemli kırılmalar olurken, bölücü terörün Türkiye’de etkisini artırırken, 1990’lı yılların ilk yarısında MHP’nin giderek güç kazanmasının önüne geçildiği en mühim çaba olarak şimdiki dönemde dikkatlere takılmaktadır.
Ne var ki MHP’nin Türk siyasetinin merkezi olduğu gerçeği MHP’nin Kurucu Lideri Alparslan Türkeş’in 1997 yılındaki vefatına ve sonrasında yaşanan döneme kadar geçen zaman içerisinde gerçeklik kazanmış ve MHP, Devlet Bahçeli’nin liderliğinde tarihinin en yüksek oy oranına ulaşarak 1999 yılında yapılan genel seçimlerde ikinci parti olmuştur.

Bu seçim sonucu MHP’nin siyasetin merkezi olduğu teorisini kanıtlama olanağı sunan en önemli göstergedir. Yıllardır Türk siyasetinde bulunan, türlü engelleme, yolundan saptırılma, yozlaştırma, parçalama, bölme, değerlerinden uzaklaştırma girişimleri MHP’yi yolundan saptıramamıştır.
Karşılaşılan her tehdit ortamında hesaplananın aksine MHP içine kapanmamış, hesap edilenin aksine marjinal hale dönüştürülememiş, bununla beraber tabii olarak değerlerini koruma iç güdüsünü hakim kılmış, bu tavrındaki haklılığını toplumun geniş kesimlerinin desteğini arkasına alarak kanıtlamıştır.

Dahası Sayın Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP, kurumsallaşma anlamında büyük atılımlar yapmayı başarmış, olgun bir siyasi parti olduğunu pratiklerle ortaya koymuş, milliyetçilik ve demokrasi bağının/kardeşliğinin son derece mühim uygulamalarını hayata geçirmiş, Türkiye’de milli şuuru canlandırırken, toplumsal uzlaşma zeminine büyük katkılar sağlayan siyasi neticelerin elde edilmesine öncülük etmiştir.
57. Cumhuriyet Hükümeti göreve başladığı andan itibaren son derece ağır sorumluluklar üstlenmişti. Türkiye nüfusunun ağırlıkta olduğu Marmara Bölgesi’nde yaşanan iki deprem, o döneme kadar biriken ekonomik problemlerin beraberinde getirdiği kriz, AB ile yürütülen müzakereler ve terör sorunun ağır şartları bu hükümetin öncelikli uğraşları arasına girmiştir.
Ancak bir koalisyon hükümeti olmasına rağmen -taraflı tarafsız herkesin hakkını teslim edeceği üzere- MHP sayesinde, Türkiye bu ağır şartların üstesinden gelmeyi başarmış, ağır ekonomik krizin aşılmasında son derece isabetli ve tedbirli uygulamaları ortaya koymuş (Türkiye ekonomisi, AKP iktidarının son derece yanlış uygulamalarına, yolsuzluk ve istikrarsızlığa rağmen hala bu sağlam temellerin meyvesini toplamaya devam ediyor), terörü bitirme noktasına kadar getirmiş, büyük yaralar bırakan depremin etkilerinin ortadan kaldırılmasında kalıcı çözümler geliştirebilmiştir.
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER