SON DAKİKA

CHP NE YAPMAK İSTİYOR?

Gündem Yazıları

BARAJ…

Gündem Yazıları

MHP Neden Bitmez?

Bu haber 22 Nisan 2013 - 10:00 'de eklendi ve 5 kez görüntülendi.

Prof. Dr. Semih Yalçın

MHP’nin İmralı sürecine karşı tutarlı duruşu, AKP iktidarını beklenenin fevkinde rahatsız etmiştir. Çünkü adeta tek başına ana muhalefet görevini üstlenen MHP; gösterdiği siyasi direnç ve halk nezdinde makes bulan tutarlı duruşuyla iktidar cephesinin planlarını bozmuştur. Bu yüzden AKP ve bilcümle savunucuları MHP’nin mukavemetini kırmak için topyekûn hücuma geçmişlerdir. Ancak MHP’ye duydukları kızgınlık ve husumet, bunları stratejik yanlışlara sürüklemektedir. MHP’yi ve fikriyatını alt edeyim derken savrulan salvo atışları, milletimizin duygularını incitmekte ve vazgeçemeyeceği değerleri çiğnemektedir.

Başbakan Erdoğan, “Türk milliyetçiliği ayaklarımın altındadır” çıkışıyla milletimizin inançlarına saldırarak tarihi bir hata yapmıştır. İkinci büyük stratejik hata ise AKP kurmayları ve onları destekleyen teorisyenlerle köşe yazarlarının “Terör biterse MHP de biter” veya “MHP kapanır” tezini ortaya atmış olmalardır.

MHP KÖKLÜ BİR SİYASİ HAREKETTİR

Siyasi mücadele demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Ancak mücadeleyi düşmanlığa götürmek, bir partinin temsil ettiği kitlelerin değerlerine ve dolayısıyla milletin duygu dünyasının kutuplarına tecavüz etmek, demokrasiyi içine sindiremeyen, dikta rejimi heveslisi bir anlayışa tutsaklığın işaretidir. AKP ve yandaşlarının yaptığı tam da budur.

MHP’nin müdafaa ettiği fikirlerin, AKP’yle avenesi tarafından anti Kürt veya başka herhangi bir alt kimliğin anti tezi gibi gösterilme çabaları, bilgisizlikten olduğu kadar, partimizi karalama maksadındandır. Bunların MHP’yi ve fikirlerini etkisizleştirmek için başvurdukları akıl dışı siyasi mücadele yöntemleri, Don Kişot’unyel değirmenleriyle savaşmasından farksızdır.

MHP köklü bir siyasi harekettir; hiçbir kimliğe, etnik unsura ve ideolojiye tepki olarak doğmamıştır. MHP’nin fikriyatını oluşturan Türk milliyetçiliği, Türk toplumunu meydana getiren unsurlardan herhangi bir alt kimliğin karşısında değildir. Alt kimliklerden ayrışmaya dayalı etnik milliyetçilik yaratmaya çalışan anlayışın anti tezi ve alternatifi de değildir. Bütün alt kimlikleri kavrayan millet olgusunun dinamiklerine dayalı sosyolojik bir gerçekliktir.

MHP’nin varlık sebebi, mensuplarının Türk milletine duyduğu sevgidir. Ziya Gökalp’in de tarif ettiği üzere Türk milliyetçiliği, Türk milletini yükseltme ülküsüdür. Bu ülkü, herhangi bir kavme ve millete düşmanlık ihtiva etmez. Milliyetçiliği ırkçılık olarak göstermeye çalışan ve Kureyş’e özgü kabileci asabiyetle aynı kefeye koyan bir takım maksatlı tefsirlere rağmen, sağduyu sahibi aydınların ve halkın vicdanında bu fikrin ismeti ve isabeti teslim edilmiştir.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ BATILI DEĞİL, YERLİDİR

Türk milliyetçiliği Batılı ve batıcı değil, yerlidir; duyguya, sevgiye, inanca ve mensubiyet şuuruna dayanır. Türk milliyetçiliği, geleneksel değerlerin temsilcisidir, dolayısıyla muhafazakâr bir harekettir. MHP tarafından savunulan geleneksel milliyetçilik; Osmanlı Devleti’nin son döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Batı dünyasının etkisinde oluşan pozitivist milliyetçilikten ayrılır. MHP; ortak dil, inanç ve tarihe, müşterek vatan ve bayrağa dayanan kültür milliyetçiliği anlayışından yanadır. Batı felsefesinden mülhem seçkinci rasyonalizm yerine toplum kesimlerini birleştiren ortak duygular ve İslam’ın ilahî kavrayıcılığı tercih edilmiştir. Batının sosyolojik normlarına uygun materyalist bir milliyetçilik anlayışının günümüzdeki karşılığı ise ulusalcılıktır. MHP; böylesi bir milliyetçilik telakkisinin, Türkiye’de sosyal ahengi temin edecek değerlerden yoksun olduğunu savunmaktadır. MHP’nin bilimsel referansı, günümüzde milliyetçiliği sanayi toplumunun bir özelliği olarak tanımlayan Ernest Gellner değil, onu toplumun kültürel gerçeği olarak tarif edip ilmî esaslara oturtan Erol Güngör’dür. Yani, MHP’nin milliyetçiliğinin gelenekselliği, tarihte devamlılık tezine istinat etmektedir.

Türk milliyetçiliği, Osmanlı Devleti’nin son döneminde aydınlar nezdinde siyasi bir nitelik kazanıncaya kadar kültürel bir cereyan olarak varlığını sürdürmüştür. Devletin parçalanmaya gidişi ve milletimizin yok olma tehlikesi, Türk aydınları arasında kültürel milliyetçiliğin siyasi veçhe kazanmasına zemin hazırlamıştır. Osmanlı döneminde temelleri atılmaya başlanan kültür milliyetçiliği, Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinin tecrübesi ışığında Türk milliyetçiliği adıyla tutarlı bir kimlik bilinci hâline gelmiştir. Böylece Türk milletini meydana getiren unsurları bir arada tutacak; hem manevi yönü, hem duygu iklimi, hem de sosyolojik temelleri sağlam olan bir fikir hareketi teşekkül etmiştir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki rasyonalist milliyetçilik anlayışı ve ulus devlet oluşturma çabaları, Türk milliyetçiliğinin tarihi seyri içinde yer alsa da, doğrudan MHP’yi siyaset sahnesine çıkaran sürecin bir parçası değildir. Bununla birlikte Atatürk döneminin bir millî kimlik oluşturmak için tarih, dil ve edebiyat alanında yaptığı hamleler, Türk milliyetçiliği fikrinin genel tarihî seyri açısından önem taşımaktadır.

Ne var ki Türk kültürünün temel değerlerini korumaya yönelik çabalar, Atatürk’ten sonra yerini Yunan-Latin kültürünü genç kuşaklara benimsetme politikalarına bırakmış, ulus devlet olgusunu kalıcı kılacak millî kimlik inşa etme hedefi terk edilmiştir. Böylece Türkiye’nin gelecekte yaşayabileceği toplumsal çatışmaları önleyecek sosyokültürel bir zemin parçalanmıştır. Daha sonraki yıllarda baş gösteren fikir kavgaları ve sosyal huzursuzlukların temelinde, Millî Şef İnönü döneminin yanlış kültür politikalarının rolü ve vebali vardır.

Atatürk’ün ölümünden sonra, Türk milleti kavramı kullanılmış, ama içi boşaltılmıştır. Millî Şef yönetimindeki Türkiye’de, içinde Türk kültürü ve millî değerlerimizin bulunmadığı Batıcı bir “ulus” anlayışı hüküm sürmüştür. Artık milliyetçiliğin adı vardır, kendisi yoktur. İşte 3 Mayıs tarihiyle sembolleşen 1944 Türkçülük Hareketi bu eksen kaymasına geleneksel milliyetçilerin tepki vermesi üzerine ortaya çıkmıştır. Nihal Atsız ve arkadaşları, sanıldığı gibi Hitler ve Mussolini gibi faşist liderlerden ilham almamışlardır; aksine yabancı kültür değerlerini topluma empoze etmeye çalışan zihniyete karşı gelenekçi ve muhafazakâr kuşağın temsilcileridir.

Devleti yönetenlerce Türk milliyetçiliğine duyulan alerji, CHP marifetiyle öylesine yerleşmiştir ki, bu partinin ele avuca sığmaz çocuğu olan Demokrat Parti büyüyüp iktidar olduktan sonra bile aynı ön yargılar devam etmiştir. Demokrat Parti, milliyetçi teşekküllere aman vermemiştir.

Bugün AKP’nin MHP’ye karşı sergilediği hazımsız ve ön yargılı tutum, geçmişte yaşananların günümüzdeki uzantısından ibarettir. Demokrat Parti’nin Milliyetçiler Derneği’ni kapatmasıyla AKP Lideri Erdoğan’ın “Türk milliyetçiliği aylaklarımın altındadır” demesi arasında yakın siyasi akrabalık vardır.

MHP’NİN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

CKMP çizgisinden bugünkü MHP’ye giden yolda merkez partilerinin sapmalarına ve giderek güçlenen bölücü ideolojik cereyanlara karşı Türkçüler, daima geleneksel milliyetçiliği savunmuştur. Türk milliyetçilerinin siyasi teşekkülü olan MHP; halkın değerlerinin ve inançlarının korunmasına, birlikte yaşama hukukuna, fırsat eşitliğine dayanan toplumcu bir anlayışın, geleneksel milliyetçiliğin yegâne temsilcisi olarak kalmıştır. MHP; dil, tarih, inanç, vatan ve bayrak gibi kültürel milliyetçiliğin yapı taşları olan ortak değerlere sahip çıkmayı, varolmanın gereği olarak görmüştür.

MHP’nin milliyetçiliği, yalnızca büyük metropollerde, varoşlarda yaşayan insanların tepkilerini temsil etmemektedir. Türk milliyetçiliği fikriyatı; CKMP’li yıllardan beri dar gelirli Anadolu insanının, fakir fukara esnaf ve köylünün, kasabalının, şehirlerde yaşayan ama daha çok orta ve alt kesimin ortak bilincini yansıtmaktadır. Göç olgusu ve varoş hayatındaki gerilimin milliyetçi tepkileri beslediği, hatta teröre verilen şehitlerin buradaki gerilimi arttırdığı bir vakıadır. Ancak MHP buralarda temerküz eden hissiyatlar üzerinden siyaset yapmamış, yangına körükle gitmeden, ancak kalabalıkların nabzını elinde tutarak millî değerlerimizin ve varlığımızın yaşatılmasına odaklanmıştır.

Anadolu insanının genetik hafızasında, sınıfsız ve ayrımsız şekilde bir arada yaşama kültürüne dayalı Osmanlı toplum gelenekleri hüküm sürmektedir. Onlar için milliyetçilik, bir hayat tarzıdır, gelenektir, görenektir, terbiyedir. Vatanını, milletini, komşusunu, bayrağını, üzerinde yaşadığı coğrafyayı sevmektir. Türk insanı, komşuluk ettiği insanların hangi kökenden geldiğine önem vermemiş; ancak ne hissettiğine, neye inandığına itibar etmiştir. Anadolu insanı dindardır; gelenek ve göreneklerine düşkündür. Peygamber Efendimiz’in öğretisinde ifadesini bulan riyadan ve gösterişten uzak bir sadelik ve ihlâsla İslam’ı yaşamaktadır ve yaşamıştır. Kimseye de dinini ve inancını dayatmamıştır. Türk milletinin gelenek örgüsünde, Dördüncü Murat’ta sembolleşen yasakçı zihniyetin hicviyesi de, reddiyesi de vardır. MHP işte böyle bir kolektif bilincin siyasetteki karşılığıdır.

MHP, zararlı akımların yurt çapında yayılma istidadı gösterdiği dönemde teşekkül etmiş bir halk hareketidir. Yönetici elitlerin ve iktidarların millî değerlerin korunup millî bilincin diri tutulmasında gösterdikleri atalet ve gaflet karşısında Türkçülük hareketi önce kültürel platformlarda filizlenmiş, sonraları MHP ile siyasete taşınmıştır. MHP; hem ihanet şebekelerine, hem de milletin geleneksel değerlerini göz ardı eden siyasi iktidarlara karşı Türk evlatlarının örgütlenmiş halidir.

BİTMEZ BU DAVA, BİTMEZ BU HAREKET

MHP’nin savunduğu milliyetçilik; sosyolojik anlamda olgunlaşması beklenen ve ulus devlet sürecini bitirememiş Türkiye için en sağlıklı tamamlayıcı ve bütünleştirici ideolojidir. Bazı muhalif ve hazımsız çevrelerin iddialarının aksine MHP’nin geleneksel milliyetçilik anlayışında en ufak bir sapma yoktur.

Bu itibarla, terör bitince MHP’nin de biteceğini öne sürenlerin de hiçbir mantıklı ve bilimsel dayanağı yoktur. Aslında bu iddia bir gerçeğin değil, rakiplerimiz tarafından dile getirilen siyasi bir arzunun ifadesidir. MHP’nin varlığını siyasi emelleri için engel görenlerin olmasını istedikleri şeydir. Ancak bu ham hayaldir. MHP camiası, 12 Eylül darbesi gibi ağır bir imtihandan sonra bile dinamizmini korumuştur. Daha eskilere gidersek; CKMP, 1969 yılında MHP adını almıştır. 1970’e kadar PKK’nın bugünkü yapısına benzer bölücü terör mü vardır? 1974’e kadar MHP belli bir tabanı ve kitlesi olan, halk nezdinde karşılığı olan parti olarak zaten siyaset sahnesinde yerini almıştır. MHP’nin hedef alındığı 12 Eylül öncesinde, 1970’li yılların ortalarında terör birden bire hız kazanmıştır. 1974 Kıbrıs müdahalesinin ardından terördeki tırmanışın adresini başka yerlerde aramak icap eder. 1976-1980 arasındaki olayları MHP’nin terörden nemalandığı yıllar olarak değerlendirebilecek aklı başında bir entelektüel de zaten yoktur.

Ellerinde hiçbir dayanak ve delil bulunmayan AKP kurmayları, MHP’yi karalamak ve gerçekleri karartmak için terörden nemalanmayı siyaset malzemesi yapabilmiştir. Hakikatte MHP’lilerden ve Ülkücülerden hiçbir organize eylem ve şiddet; toplumu kışkırtmaya, toplumsal barışı dinamitlemeye yönelik hiçbir örgütlü eylem sadır olmamıştır. Partimiz halen de bu konuda titizlik göstermekte, tabanını ve Ülkücü camiayı hassasiyetle uyarmaktadır. Dolayısıyla MHP’nin kandan beslendiği iddiası temelsizdir, yakışıksız bir iftiradır.

Milletimizin MHP hakkında ittifak ettiği bir hakikat vardır, o da şudur: Bölücü terörün nasıl bir bela olduğunu iyi bilen, bununla birlikte onun anladığı dilden konuşan tek parti MHP’dir. MHP, bu yüzden de milletin teveccühüne mazhar olmuştur.

Kökleşmiş siyasi tabana ve binlerce yıllık şerefli bir tarihî mirastan beslenen ideolojiye sahip MHP’nin terör biterse tabelalarını kaldırmaya mecbur olacağını iddia etmek, Türk milletinin tarih sahnesinden silineceğini söylemekle eş değerdedir. Hele MHP’nin terör sayesinde oy aldığını söylemek, milyonlarca MHP seçmenine, millete hakarettir. Onların siyasi tercihlerini küçümsemektir. Milleti tanımamaktır.

MHP HİLALİN NAMUSUNU KORUYOR

Son günlerde MHP’nin siyasette üstlendiği kritik işlevi küçümseme temayülü gösteren bazı yazarların, bu hastalıklı bakış açılarına sözüm ona akılane gerekçeler üretmeye çalıştıkları gözlenmektedir. Bunlar, İmralı sürecinde MHP’nin kötü adam rolü üstlendiğini, iktidara karşı mücadeleyi retorik düzeyinde sürdürdüğünü ve fikirlerini sağlam siyasi argümanlarla destekleyemediğini iddia etmektedir. Bu iddia, tam bir karartmadır. Türklük; Türkiye’nin geleceği adına herhangi bir çözümün önünde takoz değil, tersine yoluna atılan bölücü parçalayıcı takozları temizleyip ortadan kaldıracak sosyal ve kültürel maniveladır. MHP’nin diğer partilerle arasındaki fark da burada ortaya çıkmaktadır. Onlar millete ait olmayan vasıtalarla, MHP ise temsil ettiği Türk milletinin kıymet hükümlerini esas alan argümanlarla yola çıkmaktadır. MHP kötü adamı değil, bilakis kötü adama karşı hilalin namusunu kurtaracak ana karakter rolünü üstlenmiştir.

Retorik düzeyinden eğer laf ebeliği ve sathi söylem kastediliyorsa bunun en iyi örnekleri Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarında mevcuttur. AKP’nin seçmen kitlesi içinde Türk milliyetçiliğine inanan ve iktidarın aldatıcı retoriğiyle kafası karıştırılmış milyonlarca insan vardır. Ancak tevil götürmeyecek “Türk milliyetçiliği ayaklarımın altındadır” zırvası, AKP’ye kanalize olmuş oyların sahiplerini bir nebze uyandırmıştır. MHP’nin retoriğini beğenmeyenlerin dilinden, sorgusuz sualsiz üstlendikleri çıkarcı ve arsız bir yandaşlığın retoriği aksetmektedir. Önemli kısmı akademisyenlerden oluşan yandaş kesimi, medya üzerinden çaldığı iktidar zurnasına peşrev aramaktadır. Fakat iktidarın zurnası giderek cırlak ve ahenksiz bir ses çıkarmakta, kulakları tırmalayıp ruhları taciz etmektedir.

BU BİR GÜNLÜK PADİŞAHLIK BİR GÜN SONA ERECEKTİR

AKP’nin ve bilumum destekçi, yandaş, çalgıcı, alkışçı, yardakçı ve yancılarının tavrı, iktidara hükümet etme yetkisi veren milletin aleyhine dönmüştür. Mevcut iktidarın millet söylemi, tamamen aldatmacadan ibarettir. Bugüne kadar AKP’nin milletten neyi kastettiğini, onların nezdinde milletin adının ne olduğunu bilen var mıdır? Bunu bir kez Başbakan Erdoğan Oslo süreci başlamadan önce ağzından kaçırmış, Türk milleti gerçeğini itiraf etmiştir. Ancak İmralı görüşmeleriyle hız kazanan ayrışma sürecinin gereği olarak bir daha Türk milleti adını ağzına almamış, aldığı ispatlandığı halde inkâra yeltenmiştir.

AKP, milletin kendisine geçici olarak verdiği iktidar kavuğunu yukarı atmış, ininceye kadar gözüne ne diktiyse milletin mülkü olmaktan çıkarma telaşına düşmüştür. Üstelik destekçisi, yardakçısı, yandaşı ve yancısı kim varsa aynı yetkinin kendilerine ait olduğu zannına kapılmıştır.

Bu bir günlük padişahlık bir gün sona erecektir. Asıl sultan, Türk milleti; kavuğu, haris ve cin fikirli iktidardan geri olacaktır. Mahkeme kadıya mülk olmadığı gibi, iktidar koltuğu da AKP’ye mülk değildir.

AKP MİLLETİ DEĞİL, PKK’YA HAYAT VERDİ

MHP’nin halkın hissiyatını, vatandaşlarımızın mensubiyet şuurunu temsil etmesi AKP iktidarını çıldırtmakta, kudurtmaktadır. Bu yüzden de bütün AKP yandaşları partimize deliler gibi saldırmaktadır. Görünen o ki MHP, meydanlara inerek iktidarın altındaki siyasî zemini kaydırmakta, AKP yönetimini sırat köprüsünden geçirtmektedir. Halk arasında şeytan azapta gerek diye bir tabir vardır, MHP iktidara azabı tattırmaktadır. Zira AKP millete değil, PKK’ya hayat veren bir partidir.

Demokrasi halkın iradesine saygıyı gerektirmektedir. Dolayısıyla MHP’ye oy veren milyonların da bu çerçevede değerlendirilmesi lazımdır. Şurası bir gerçektir ki Türk milliyetçileriyle savaşan, onları boy hedefi yapan siyasi partiler hep iktidardan düşmüştür. Kimi ebediyen muhalefete, kimileri de son yolculuklarına uğurlanmıştır. Demokrat Parti artık yoktur. Anavatan Partisi artık yoktur. CHP ebediyen muhalefettedir. Bu partiler, Türk milliyetçileriyle geçmişte çok uğraşmışlar, ancak kaybetmişlerdir. İlk ikisinin tabelaları bile kalmamıştır. AKP de konjonktür değiştiğinde görevini tamamlamış olacak ve tabelasını kaldırarak dağılacaktır.

Hulasa; MHP hancı, AKP yolcudur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.