SON DAKİKA

“NERDEEEEEEN NEREYE!..”

Gündem Yazıları

Ekonomik Teröre dikkat!

Gündem Yazıları

MHP İktidarının Aciliyeti

Bu haber 04 Aralık 2014 - 19:07 'de eklendi ve 20 kez görüntülendi.

Odunla tahta arasındaki fark, ikincinin tezgâhtan geçmiş yani “işlenmiş” olmasıdır. Tahtayla baston arasındaki fark ise ikincisine zenaatkâr eli değmiş, “eşya haline getirilmiş” olmasıdır.
“Devrek Bastonu” ise artık odun, tahta, eşya filan değil, bir “sanat eseri”dir.
Devrek bastonunu, önce odun, sonra da tahta olmaktan çıkaran, geçirdiği gelişim süreçleridir.
İnsanlar söz konusu olduğunda bu süreçlere “hayat” milletleri konuşurken ise “Tarih” denir.
Sobaya atılan bir odunla Devrek bastonu nasıl eşit değilse, insanlar da fizik, ruh, kabiliyet, mizaç ve kapasite bakımından birbirlerine eşit değildir. O meşhur “eşitlik” hukuk karşısındaki eşitliktir.
“Eşitlik” kavramının yanlış anlaşıldığı alanlardan biri de millet hayatıdır. Milletler de eşit değildir. BM’deki Beş Daimi Üyenin veto ayrıcalığı devam ederken, yani hukuksal eşitlik bile mevcut değilken bütün milletlerin farklı kültürel karakterlerine rağmen “eşit” olduklarını nasıl savunabiliriz?
Veda hutbesini unutmuş değiliz. Hutbede “Arap – Arap olmayan” gibi kavim adları geçiyor diye veda hutbesini bir gayri milli manifesto gibi algılamak, büyük bir tembel yanılgısıdır.
İman ve ibadet şahsi olduğuna göre burada reddedilen üstünlük de “bireysel üstünlük”tür.
İşe evvela “dünyadaki milletlerin hiçbir konuda tamamen eşit olmadıklarını” kabul etmekle başlamamız gerekir. Tarihte Lut kavmi gibi helak olanlar da vardır. Türkler gibi Kelime-i Tevhidi, Viyana kapılarına taşıyanlar da…
Milletler tabii ki eşit değildir. Tam aksine, milletler arasında “eşitlik” iddiasında bulunmak adaletsizliktir.
Siyonistlerin uydurduğu Milliyetçilik karşıtı “hepimiz kardeşiz” masalı, artık can yakmaya başlamıştır. Kardeş de olabiliriz; ama unutmayalım ki; tek yumurta ikizleri bile birbirinden farklıdır.
Şimdi gelelim asıl meseleye…
Türk Milleti, Tayyip efendinin keyfine göre, filanca etnik grupla, falanca ahaliyle eşitlenerek, karakteri tesviye edilebilecek bir kavim değildir. Eğer ölçü “Allah korkusu”ysa “takvada üstünlük” avantajı da bizden yanadır.
Üstünlük bugünkü konumuz değil; ancak kimsenin reddedemeyeceği bir gerçek varsa o da Türk Milletinin, diğer milletlerden bir hayli “farklı” olduğudur!
Siz hiç, bir coğrafyayı fethettikten sonra sağdaki soldaki Müslümanı, hatta Yahudi’yi ve Levanteni, getirip, yurdunun başköşesine yerleştiren başka bir millet tanıdınız mı?
Velev ki padişah davet etmiş olsun! Türk, komşusunu, neden ihanet etmedikçe, hiç rahatsız etmemiştir? Tarih bilimi, bu soruyu “Allah korkusundan” şeklinde cevaplamaktadır.
Türkler, bin yıldır hükümdarlarını ve kendilerini Cuma hutbelerindeki hiyerarşi içinde Allah’ın emrinde savaşan askerler olarak görmüşlerdir. Bu yüzden de bir disiplinsizlik yapmamış, “müftülerle veliler” aksini söylemedikçe “Emir’in” iradesini sorgulamamışlardır.
Türklerin tarihi yolculuğu, “kutsanmış bir fütuhat komününün dünya ihtilali” gibidir. O yüzden de komünal (toplumcu) dayanışma ve idealist diğergamlık Türklerin ruhuna işlemiştir.
Türk, devleti kurar; onun mükellef askeri olur. Beşeri ihtirasların peşine düşmez. Her aile, kutsal bir hizmete asker yetiştiren bir derviş ocağı gibidir.
Fütuhat ve yeni bir coğrafyaya tutunmak “devletin” işidir. Son 1.000 yılda ödediğimiz bütün vergilerin hasılatı, verdiğimiz şehitlerin asar-ı bakiyesi Anadolu’nun Türk yurdu olmasıdır.
Günümüzde ise kutsal vatan toprakları, ancak ekonomik gücü olanların yararlanacakları bir rant alanına dönüştürülüyor. Hem iktidar hem de terör bu amaçla kullanılıyor.
Bizden Anadolu’da var olabilmek için Türk usulü bir “devlete bağlılık” yerine, beynimizden devleti silip diasporal Yahudiler gibi vatanı dönüm dönüm, ev ev yeniden ele geçirmemiz bekleniyor. Devlet ve millet sevdalılarına, ortaçağda topluca aforoz edilmiş etnik grup muamelesi yapılıyor.
Türkler bu vatanda 30 yıldır geriye düşüyor. Liberalizm, acemi ellerde Türk’ün iflasına ve inhitatına yol açıyor. Sürece uyum sağlayan Türk de zaten Türklükten çıkıp, ülkülerden uzaklaşıyor.
Bu arada ister İslamcı, ister Marksist veya Kürtçü olsun; bu bireycilik ve “devleti kemirerek semirme” akımına uyum gösteren herkes, önce sermayeye sonra da vatanın yer altı ve yer üstü zenginliklerine saldırıyor.
İmar, rüşvet, yolsuzluk, kara para skandalları, hatta inşaat ve maden kazaları, bu yüzden yaşanıyor. Büyük bir soygun var ve süreç, yüz yıl içinde vatanın el değiştirebileceğinin sinyallerini veriyor.
MHP iktidarı, en çok da bu ülkede bin yıldır devletine bağlı yaşayan şehit torunlarını “ezik ve mutsuz bir alt sınıf” haline getirmekte olan bu ekonomik tezgâhı, bozmak için gerekiyor.
Şükrü Alnıaçık

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.