SON DAKİKA

Geri dönüş yok

KÖŞE YAZILARI

Ülkücü Hiç Olamazlar!

Gündem Yazıları

YANAN BEYİNLER…

KÖŞE YAZILARI

Medeniyetin Arka Sıraları

Bu haber 19 Kasım 2012 - 21:01 'de eklendi ve 21 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

“Yazdan kalma bir gün”dü… Minibüs, terminalden aldığı son yolcularla birlikte yeni bir hafta sonu rekoruna doğru yol alıyordu. Bluetooth kulaklıklı kaptan şoför, arabadaki balık istifine her durakta yeni skorlar ekliyor; arada bazı orta yaşlı yolcular, yalın ve kısa cümlelerle kaptana söyleniyordu:

– “Yer yok kaptan!.. Nereye alıyorsun?”

Yaşlı ve yorgun görünümlü ancak bir o kadar da medeni giyimli bir kadın, kendisinden hiç beklenmeyen bir ses tonuyla farklı bir cümle kurunca, gözler birden ona çevrildi…

-“Şoför bey, alt geçite girmeyin, yukarıda durakta ineceğim, Başkent Öğretmen Evine gideceğim!..”

Farklı bir kültürü yaşatmaya çalıştığı duruşundan belli olan yaşlı kadın alt geçidin “t”sine özellikle vurgu yapıyor, belli ki; “alt geçitle önemli bir problemi olduğunu” anlatmaya çalışıyordu. Arabadan yolun üstündeki yaya geçidine yakın durakta inmek onun için çok önemliydi.

Kadın, belki de arabanın en disiplinli ve sitemkâr yolcusu olduğu halde kalabalıktan şikâyetçi olmamış; bir “kültür kazası”na kurban gitmemek için bu “medeniyet cinayeti” karşısında büyük bir sabır göstermişti.

Daha dolmuşa binmeden saatler önce olası bir yol hatasının romatizmalı dizlerine vuracağı ağır darbeyi inceden inceye hesaplamış, evden çıkmadan önce ses tonunu ölçmüş, kalabalık bir dolmuşun mesela en arka koltuğundan “kusursuz bir çağrı” yapıp yapamayacağını denetlemişti.

Anonsun zamanlaması gayet yerindeydi. Sesi hala gayet düzgündü ve hiç kesilmeyen telefon sesleri dahil bütün gürültüleri bastırabilmişti. Hoca hanım, her zaman sınıfın arka sıralarına kadar gönderebildiği sesini, şoför mahalline ulaştırmayı başarmıştı.

Minibüs, Beştepe ışıklarına yaklaştığında Hoca hanım içinden “ne olur ne olmaz” diyerek, şoföre bir kez daha seslendi. Cümle sanki kâğıttan okunuyordu. İmla ve kurgu bakımından aynıydı. Ses tonu biraz daha yüksek, vurgular aynı güzellikteydi.

Kim bilir bu yorgun ciğere yaslanmış mağrur hançere, aynı nutuk ciddiyetiyle kaç kez, “Çocuklar, böylece ünitemizin sonuna geldik. Şimdi hepiniz çıkarın kağıtları… Yazılı yapacağım!” cümlelerini tek nefeste kurmuştu.

Bir kaç durak imece usulü inip binmeler ve durak tespit dayanışması içinde kazasız belasız geçildi. Sonra birdenbire o tanıdık ses bir kez daha duyuldu.

“Şoför bey, ben size alt geçite girmeyin! Durakta ineceğim demedim mi?”

Yaşlı kadın büyük bir hayal kırıklığına uğramış; arabaya bir ölüm sessizliği çökmüştü. Az evvelki nazik hoca hanım gitmiş, yerine obası saldırıya uğramış, oğulları kılıçtan geçirilmiş, medeniyeti yıkılmak üzere olan bir “amazon yaşlısı” gelmişti. Ağır seyreden sağlığını emniyete almak için sabahtan beri yaptığı yolculuk planının bir kaç saniye içinde paramparça olmasına isyan eden ihtiyar kadın, cehaletin kara sessizliğini bir kez daha bozdu:

– “Şimdi her taraftan vızır vızır arabalar geçiyor!.. Ben nasıl karşıya geçeceğim?”

Hoca hanım, ayağını yere basıp da duraktan ne kadar uzakta olduğunu fark ettikten sonra bu kez izleyicilerin de notunu kırmaya, son cümlelerinde “çoğul ekleri” kullanmaya başlamıştı.

– “Size defalarca söyledim! Alt geçite girmeyin diye… Ne kadar da bencil, vurdumduymaz insanlarsınız.”

Ona göre şoför çok daha fazlasını hak etmişti, ama o, bir hanımefendiye yakışmayacak sözlerden özenle kaçınıyordu.

– “Sadece para almayı bilirsiniz, kulaklarınız para sesinden başka bir ses duymuyor, O kadar yolu nasıl yürüyeceğim ben şimdi bu halimle? Memleketin geldiği hale bak!..”

Yaşlı kadın söylene söylene yolun bu tarafını keşfetmeye çalışırken, nihayet telefonunu kapatan arabacı, çoktan üçüncü vitese takmıştı…

Belli ki şoför, bir an önce hoca hanımın bu hal ve gidiş dersinden çabucak tüymek, bu maddi hasarsız iş kazasını bir an önce atlatmak istiyordu.

Birazdan trafiğin önünden geçerken yolculara yine “yat” diyecek ve ayaktaki yolcular, bir işe yaramanın, bir iyilik yapmanın kıvancıyla hep birlikte “yatacak”tı. Bir sonraki seferde nasıl olsa aynı yolcular, arkadan öne doğru kendi paralarını toplayıp baç vergisini eksiksiz ödeyen köylü heyecanıyla bu “direksiyonlu muhtesib”in eline ulaştırmayı başaracaklardı.

Bir amazon soylusuna benzeyen, yaşlı kadın, o gün oraya farklı bir dünyadan, kayıp bir medeniyetten gelmiş gibiydi. Saatine baktı; adımlarını gücü yettiğince sıklaştırdı. Başkent Öğretmenevindeki kahve randevusuna vaktinde yetişmeliydi. Sızlayan bacaklarına aldırmadan bu angarya yokuşu tırmanırken, duyarsızca akan trafiğe son kez baktı. Gözleri kısık, kaşları çatıktı…

Bir türlü yeşil kurdele takamadığı o yaramaz arka sıralara bakar gibiydi. Yaşlı gözlerinde artık hüzün ve endişeden çok “öfke” vardı.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.