SON DAKİKA

BAY ÇÖLAŞAN…

Gündem Yazıları

Önce Vatan

Gündem Yazıları

MANDACILIK, WİLSON PRENSİPLERİ, BOP, ERDOĞAN VE İNÖNÜ

Bu haber 06 Mayıs 2010 - 19:27 'de eklendi ve 46 kez görüntülendi.

İfrat ve tefritte üstümüze yok.

Tayyip Erdoğan, sırf gündem değiştirmek için “Hitler-İnönü” benzetmesi yaptı ya, herkes pür telaş. Kimisi Erdoğan’ı kimisi İnönü’yü göklere çıkartmakta, tam bir tarafgirlikle hareket etmektedir. Hakikat ise bambaşka. Tarih bilgisinden mahrum olununca, pek çok kişi “savunma refleksiyle” birini haklı göstermek çabasında.

Ben diyorum ki, “Hitler-İnönü” benzetmesi haksız bir benzetme olmakla birlikte, bu benzetmenin etrafında tartışmak yerine İnönü ile Tayyip Erdoğan benzeşmesine dikkat çekmek daha doğrudur.

***

İsmet Paşa, Kurtuluş Savaşı esnasında gösterdiği yararlıklar itibariyle elbette her Türk’ün gönlünde bir kahramandır. Sonraki dönemlerde izlediği politikaların yanlışlığı, Kurtuluş savaşındaki faydalarını inkâr etmemizi, Kurtuluş savaşındaki yararları da sonraki dönemlerdeki gayrı milli politikalarını kabul etmemizi gerektirmez.

Mustafa Kemal “Türk Milleti’ne dayanarak kurtuluşu sağlamayı” prensip edinirken, İsmet Paşa ABD’ye dayanarak kurtuluşun gerçekleşeceğine inanıyordu.

İnönü, İzmir’in işgali sıralarında Kazım Karabekir’e şöyle yazıyordu.

“Tüm ülkeyi parçalamadan bir Amerikan denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek zararsız çare gibidir…”

Türk Milliyetçilerini tabutluklara tıkıp işkencelerden geçirenin de İsmet İnönü olduğunu düşünürsek, sırf Tayyip Erdoğan’ın yaptığı haksız benzetmeyi eleştirmek adına İsmet İnönü’yü göklere çıkartmak, Türk Milliyetçilerin işi olmasa gerek.

Tarih bilgisinin kırıntılarına sahip olan biri bile çok kolayca anlayacaktır ki, esasen Tayyip Erdoğan ile İsmet İnönü’nün zihniyeti arasında fark yoktur.

İsmet İnönü, o dönemde “Wilson Prensipleri” adı verilen akımın önemli bir savunucusuydu. Wilson Prensipleri günümüzde “Büyük Ortadoğu Projesi-BOP” olarak tedavülde olup Tayyip Erdoğan, kendi ifadesiyle, “BOP eşbaşkanıdır” ve defalarca “Bu görevi yapıyoruz biz” demiştir.

Wilson Prensipleri veya BOP taraftarlığının ortak adı “Mandacılıktır”.

İnönü’yü Wilson prensiplerinin savunucusu yapan ana tema, onun gereğinden fazla temkinli biri olduğu ve Türk Milleti’nin büyüklüğüne inanmamasıdır. Tayyip Erdoğan’ın “BOP taraftarı” olması ise temkinli olduğundan değil, zihni kodları ile alakalı bir durumdur. “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınma” fikri, zihni kodlarının hangi programlama dili ile yapıldığına delalettir.

İnönü, 2. Dünya savaşı sıralarında rüzgâra göre yön tayin eden, bir türlü kendi milli politikasını oluşturamayan, kendi otoritesini sağlamak için, Atatürk’ü de Atatürk’ün oluşturduğu Milli politikaları da reddeden birisidir. 2. Dünya savaşı esnasında Almanya’nın üstünlük sağladığı dönemlerde Almancı, Rusların üstünlük sağladığı dönemlerde de Rusçu bir politika izlemiştir. Biz her ne kadar 2. Dünya savaşına girmediysek de, savaşı Rusların kazanmasının sonucu olarak ülkemizde komünistler güç kazanmış ve sonraki dönemlerde ortaya çıkan anarşik ortama kuluçkalık yapmıştır.

Mustafa Kemal “Hür ve Müstakil bir Türkiye” ülküsü ile milli mücadeleye başlama kararı aldığında, içinde İsmet İnönü’nün de olduğu pek çok kişi kurtuluşu Amerikan mandasında görüyordu.

Hatta; Halide Edip (Adıvar), Ali Kemal, Refik Halid (Karay), Celal Nuri (İleri), Ahmet Emin (Yalman), Necmettin Sadık ve Yunus Nadi gibiler Wilson Prensipleri Cemiyeti isimli bir dernek kurup ABD başkanı Wilson’a mektup göndererek “ABD’nin yapılacak reformlara önderlik ve rehberlik etmesi” bile istendiler.

Mektupta, “başta jandarma ve polis teşkilatımız olmak üzere, pek çok kilit görevlerin başına Amerikalıların getirilmesi ve ülkenin mutluluğu ve maddi gelişmesi için yapılacak reformların Amerikalılar tarafından yapılması…” talep edilmekteydi. Mesela Maliye, Tarım, Sanayi, Ticaret, Bayındırlık ve Eğitim bakanlıklarının başına “Mutlaka” bir Amerikalının getirilmesi, ülkenin imarı için şart koşuluyordu.

Gerçi günümüzde bu bakanlıkların başında bir Amerikalı yok ama, İngiliz vatandaşından Maliye Bakanımız var çok şükür(!). Turgut Özal’ın da “Prens” getirip kilit noktalara yerleştirmesi aynı zihniyetin sonucu değil miydi?
Tayyip Erdoğan’ın “Medeniyetler ittifakı” AB-D’yi savunması, “Wilson prensiplerine veya günümüz adıyla BOP kriterlerine bağlılığının” bir tezahürü değil de nedir sizce?

İnönü, aşırı temkinli bir denge politikacısıydı.

Esasen Abdülhamid Han da bir “denge politikacısıydı”. Fakat Abdülhamid, “denge politikasını” rüzgâra göre yön tayin ederek değil, düşmanları birbiriyle meşgul ederek yapmaktaydı…

Adı değişse de Wilson Prensipleri 1938’den beri harfiyen uygulanmaktadır. Bu uygulamanın en koyusu da günümüzde yaşanmaktadır.

İsmet Paşa’nın “camileri ahır veya hububat deposu” yapmasını eleştirmek, Irak’ta camileri kışla yapan, Müslümanları camilere tıkıp katleden ABD askerlerine duacı olan Recep Tayyip Erdoğan’a düşmez.

Amerikan mandacısı İsmet Paşa’yı eleştirmek BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’a düşmez.

“Amerikalı Koordinatör başkanlığında PKK ile mücadele” eden Tayyip Erdoğan, Wilson Prensipleri çerçevesinde “Ülkenin kurtuluşunu ABD mandasında gören” İsmet Paşa’yı eleştiriyorsa, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu derler adama.

İsmet Paşa belki de çaresizlik ve biraz da şuursuzluk sebebiyle kurtuluşu ABD mandasında görüyordu denilebilir.

Peki, Tayyip Erdoğan, neyin çaresizliğini yaşıyor, neden kendini ABD’ye bu kadar mecbur hissediyor, bilen var mı? Gençliğinden beri öyle ya da böyle hiç olmazsa İslami bir şuurla yetişmiş Tayyip Erdoğan’a şuursuz biri denilemez elbette.

Peki neden kendini ABD’ye bu kadar mecbur hissediyor, neden “BOP Eşbaşkanlığını” gönüllü kabul ediyor, neden bir buçuk milyon Müslüman’ın katledilmesi onun “İslami şuurunu” zerre incitmiyor?

Hepsinden de önemlisi, Türkiye’deki tüm darbeler, darbe teşebbüsleri ABD’nin kontrolü ve izniyle yapıldığını bildiği halde neden ABD’ye bu kadar yakın duruyor acaba?

Tüm bunlar “darbecilerin rolünü çalmak ve ABD’ye hizmeti darbecilerden daha iyi yaparım” demek adına mı acaba?
Sonuç olarak; İsmet Paşa’nın gayrı milli duruşu, Tayyip Erdoğan’ın gayrı milli duruşunu haklı göstermez. Mandacı İsmet Paşa hakkında söyledikleri, BOP’cu Tayyip Erdoğan’ı temize mi çıkartır, yoksa her ikisinin de gerçekte ABD’ye “Mecbur” olduğunu mu gösterir?

Siz bakmayın insanımızı kutuplaştırarak onlarca yıldır iktidar olanlara. Aslında mantık açsından, 60 yıldır ülkeyi yöneten sağ zihniyetle, 1938-1950 arasında hüküm süren CHP zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur. Aralarındaki tek anlaşmazlık “kimin hükümet olacağı” konusudur.

1947’de CHP Milletvekili Nihat Erim’in şu konuşmasına ve onu ayakta alkışlayan tüm DP milletvekillerine baktığımızda durum daha iyi anlaşılacaktır.

“… Maddi ilerlemeler sahasında en önde gelen millet, ruh yüksekliği bakımından da en baştadır. Gerçekten, ABD’nin gerek harp içinde ve gerek şu harp sonrası aleminde oynadıkları asil rol bu millet tarihinin en büyük şereflerinden biri olarak yad edilecektir. … ABD’nin yeni bir hükümranlık, taptaze bir ekonomik anlayışının öncüsü olarak bu bütün insanlık için hayırlı işler başarmak isteği görülüyor ve takdirle karşılıyoruz….”

İsrail Başbakanı ve ABD başkanı Obama’nın TBMM’nde yaptığı konuşmayı AKP milletvekillerinin ayakta alkışlamasını hatırlayınca nedense yüzümde acı bir gülümseme beliriyor.
1947’de TBMM’nde CHP milletvekili Nihat Erim’in söylediklerinin aynısını 2006’da AKP milletvekili ve dışişleri bakanı Abdullah Gül de söyleyip ayakta alkışlanmadı mı? Abdullah Gül şöyle demişti.

“Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu’yu demokratikleştirecek, barış ve huzuru getirecek bir projedir… Biz… Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD ile birlikte hareket edeceğiz. … BOP’u destekliyoruz, bu proje Türkiye’nin dış politika hedef ve ilkelerine uymaktadır… İslam ülkelerinde demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin geliştirilmesini ve tüm İslam dünyasına yayılmasını amaçlıyoruz…”

İslam ülkelerine ABD’nin getirdiği demokrasiyi hepimiz görüyoruz.

Irak’a getirilen demokrasinin aynısı bize de getirilmeye çalışılmakta, “PKK açılımı, Ermeni açılımı, 27 etnik köken, Türkiyelilik” ile şartlar olgunlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Haydi bakalım, gündem saptırma adına başlatılan “Hitler-İnönü” benzetmesi tartışmasında kendinizi hala bir taraf mı hissediyorsunuz, yoksa “Ha Wilson Prensipleri, Ha BOP, her ikisi de mandacı zihniyet, ikisi de aynı buğdayın hamuru” mu diyorsunuz?{jcomments on}

Suleyman Celiksbs@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.