Asikurtlar©

MAHŞERİN DÖRT ATLISI

MAHŞERİN DÖRT ATLISI
19 Kasım 2016 - 17:05 'de eklendi ve 4465 kez görüntülendi.

15 Temmuz olaylarına ilişkin yazılan birçok yazıda ince bir çekinme ve yanlış anlaşılma korkusunun verdiği bir endişe vardır. Bu psikolojiden uzak durarak yazdığım bu yazı, tarihin zaman tüneline “geçmişten tahrip edilmeye çalışıldığı” bu günlerde küçük ve önemli bir not düşmek amacıyla kaleme alınmıştır.

Öncelikle 15 Temmuz darbe girişimi kim tarafından ve ne amaçla yapıldı sorularına cevap aramakla başlayalım. Burada yazdıklarımın tarih ve toplum üzerinde hiçbir etkisinin olamayacağı bilinci ile açıklamak istiyorum ki, söz konusu darbe girişimi bizzat derin devlet ve hükümet tarafından planlanıp, küresel güçlerin emir ve istekleri doğrultusunda gerçekleştirilmiş ve amacına da tamamen ulaşmıştır.

Öyle ise amaç nedir? Küresel güçlerin desteği ile iş başına gelen Ak Parti hükümetlerinden istenen yegane şey, bu ülkenin küresel emperyalizme telsim edilmesi idi. Bunun için yaklaşık 10 yıl süre öngördüler. Bu 10 yıl zarfında toplum önce ayrıştırılacak sonra dönüştürülecek, devletin ve toplumun din algısı değiştirilecek, Türk Silahlı Kuvvetleri tasfiye edilecek ve borçlanma ile ekonomi kilitlenip üretim durdurulacak. Tüm bu talepler halkın büyük desteğini alarak iş başına gelen Ak Parti hükümetleri tarafından 10 yıl boyunca uygulandı. 2011 yılı milat olacaktı ve ülke fiilen küresel güçlere teslim edilecekti. Peki neden 2011 de beklenen şey olmadı? 5 yıl sürecek sapmanın nedeni ne idi? Elbette toplumun dönüştürülmesi işlemi çok kolay bir işlem olmayacaktı. Zira bu işte kullanılan argümanlar ortada idi. TV kanalları aracılığı ile sübliminal mesajlar vermek, dini kullanarak insanları baskı altında tutmak, genetiği değiştirilmiş ithal tohumlarla kimyasal saldırı yapıp metabolizmaları bozmak gibi argümanlar tam gaz kullanıldı.

Kullanıldı kullanılmasına ama bazı terslikler olmuştu. Mesela yerli tohumu yasaklayan hükümet, getirdiği genetiği değiştirilmiş ithal tohumları çiftçiye sattı. Ama beklenmeyen bir şey oldu ve Anadolu toprağı, başka hiçbir yerde görülmeyecek tarzda bir tepki verdi ve ithal tohumları yerlileştirdi. Yani dikensiz İsrail patlıcanı ektik, dikenli patlıcan yetişti. Tüysüz şeftali ektik, tüylü şeftali bitti bu topraklarda. Din algısının değişmesine yönelik çalışmalarda bazı entelektüel din alimleri tuzağın farkına varıp gerçek din üzerine nutuklar verip yazılar yazmaya başladı. Bu tür engeller ülkenin teslim edilmesi sürecini 5 yıl erteletti. Ertelemenin en önemli sebebi de, toplumun dönüştürme projesinde elde edilen başarı yüzde 70 olarak belirlenmesiydi. Tersinden baktığımızda toplumun yüzde 30’u dönüştürülemedi. Bu dönüştürülemeyen kesimlerin siyasi arenada bir karşılığı yoktu. Çünkü her partiden dönüştürülemeyen insanlar vardı. Bu yüzde 30 küresel emperyalizmi ürküttü. Ve dönüşüm projesini korku projesine çevirip yüzde 30’u susturmak ve sindirmek için işte o kanlı 15 Temmuz senaryosu devreye sokuldu.

15 Temmuz sonrası ilan edilen Olağan Üstü Hal ile hukuk ve demokrasi askıya alındı. Devlet her istediğini istediği gibi bertaraf edebilecekti. Planın en büyük ayağı olan toplumu dönüştürme projesinde görevli dört isim elbette tarih önünde yargılanacaktır. Bu dört kişi görevlerini herhangi bir maddi karşılık değil manevi haz karşılığında layıkı veçhile yerine getirdiler. Bu dört isimden birincisi elbette en önemlisi Recep Tayyip Erdoğan’dı, merkez sağı dönüştürmekle görevlendirildi. İkincisi Deniz Baykal idi, solcuları dönüştürmekle görevlendirilmişti, bir diğeri Abdullah Gül idi İslamcıları ve cemaatleri dönüştürmekle görevlendirilmişti.  Sonuncusu Doğu Perinçek, ulusalcıları ve emekli paşaları dönüştürmekle görevlendirilmişti. Emekli paşalar toplumda ağırlığı olan ve sözü geçen önemli bir aydın kesim idi. Mahşerin dört atlısı diyebileceğimiz bu vatandaşlar görevlerini en güzel şekilde ifa edip bağlı oldukları inanç sistemi içerisinde dünya dışı hayatına dair büyük bir huzur ve huşu içerisinde olduklarını belli eder bir eda ile ulusa seslenir oldular.

Peki ülkenin teslim edilmesi önündeki önemli engellerden biri olan yüzde 30’luk kesim ne oldu? Önemli bir kesimi ülkücülerden oluşan bu kesimi dönüştürecek isim arayışları akamete uğradı. Dr. Devlet Bahçeli, siyasi kişiliğini ve devlet adamlığının gerektirdiği davranış modellerini siyasi rantın ötesine taşımakla aslında bu yüzde otuzun dönüştürülmesine izin vermedi. Bundan dolayı da gizli örgütlerin ve toplum mühendislerinin hedef tahtası haline geldi.

Tüm bu darbe senaryolarının temelinde ise olabilecek en kötü durum, hükümetin 3 tane “gizli” anlaşmaya imza atmış olması ihtimali. Birisi Avrupa Birliği ile, diğeri Birleşmiş Milletler veya NATO ile, sonuncusu ise İsrail ile. Bu anlaşmalar ile Sevr benzeri bir paylaşım söz konusu olabilir. Ya da bu anlaşmalar, yer altı kaynaklarının küresel güçlere teslimini içerebilir. Gizli diyorum ama gizliliği sağlayacak bir olay gerekiyor, işte 15 Temmuz senaryosu bunun için harika bir fırsat.

Mevcut düzenlemede KHK’lar Bakanlar Kurulunca çıkartılıyor, Meclis ve en son Cumhurbaşkanı onaylıyor. Ama böyle gizli bir anlaşmanın Meclise gelmesi gizliliği ortadan kaldırabilir ve planları bozabilir. Bunu 1 Mart tezkeresinde yaşamışlardı. Ve toplumun yüzde 30’u dönüştürülemediğine göre meclisin de gene yüzde 30’unun dönüşmemiş olma riski vardı. Bu riski ortadan kaldırmak için mahşerin dört atlısının mutabık olduğu plan devreye sokuldu. Anayasada minik, küçücük bir değişiklik yapmak. Yani kısaca OHal döneminde KHK’ları Cumhurbaşkanı onaylar şeklinde bir değişiklik yapıp meclisi devreden çıkartacaklar, böylece çok az sayıda kişinin bildiği gizli anlaşmalar gizliliğini koruyabilecekti. Devlet Bahçeli’nin başkanlık ve anayasa çıkışına kadar bu plan devrede idi.

Yer altı kaynaklarından bahsetmemdeki sebep şudur;  son 10 yıldır Ak Parti hükümetlerinin sosyal medya alanında istihdam ettikleri binlerce klavye kahramanı ile oluşturmaya çalıştığı algılardan bir tanesi de LOZAN anlaşması idi. Güya Lozan’ın gizli maddeleri varmış, Lozan 100 yıllık bir Anlaşma imiş, Lozanın gizli maddeleri gereği yer altı kaynakları yabancılara verilmiş, Lozan ile çok önemli topraklar kaybedilmiş. Kısaca Lozan tam manasıyla bir ihanet belgesiymiş. Bu yalanları neden söylüyorlar düşünmek lazım.

Aslında kendilerinin yapmaya çalıştıklarının sorumluluğunu kurucu otoriteye, kurucu felsefeye yani Atatürk’e bağlamak istiyorlar. Aslında iddia ettikleri şeyleri kendileri yaptılar. Yer altı kaynaklarının tamamını kendileri peşkeş çektiler. Ama dönüştürdükleri insanları, ülkeyi kendilerinin satmadığına, zaten ülkenin 100 yıl önce Lozan’da satıldığına inandırmak istiyorlardı. Araştırma ve okuma kültürü olmayan dönüşmüş insanımız da buna kolayca kanıyordu. Zaten yıllardır cemaat ve tarikatler aracılığı ile toplumun büyük kesimi Atatürk düşmanı yapılmıştı bile. Tam bu aşamada darbe senaryosunda neden dini bir cemaat figüran olarak kullanıldı sorusu akıllara gelebilir. Bu sorunun muhtemel cevabı toplumun ve devletin din algısının değiştirilme isteğinde saklı. Nurculuk son 15 yılda devlet desteği ile en geniş tabanlı bir cemaat haline getirildi. Peki Nurcuların din algısı toplumun veya devletin din algısı ile çelişiyor muydu, elbette hayır. Birçok hatayı ve sapıklığı barındırsa da Nurcuların din algısı kurucu felsefenin din algısından farklı değildi. Hanefi-Maturidi din algısı. Peki küresel güçlerin istediği algı neydi? Suudi Arabistan da yaşatılan selefi-vahhabi din algısı. Bu şekilde tamamen nakle dayanan ve aklı ortadan kaldıran, otoriteye tam sadık, İngilizleri Allah dostu olarak benimseyen bir din algısıydı arzuladıkları. Son peygamberi tekrar yeryüzüne iniş yapacak olan İsa Mesih olan ve tek kaynağın Kitap olduğu, kitabın da onların istediği şekilde anlaşıldığı bir din algısı. İşte darbe senaryosunda dini bir cemaat kullanılmasının temel sebebi buydu. Yani hükümet, Arap İslam algısını artık kolayca yaygınlaştırabilecekti. İşte bakın, sadece Suudi Arabistan’da, Katar’da ve BAE’de arap baharı yaşanmadı. Bunun sebebi, sahip oldukları din anlayışı gibisinden bir propagandaya zemin hazırlanmış oldu. Ayrıca dini cemaatlerin sahip oldukları maddi gücü ve parayı devletin ele geçirme arzusu da gün ışığı gibi ortadadır.

15 Temmuz vesilesi ile devlet, tüm STK’ların mal varlığına el koyabilecek düzenlemeyi yapmıştır. 15 Temmuz sonrasında ortaya atılan savaş senaryolarından fazlaca bahsetmeyeceğim. Sadece dikkatleri Yunanistan a çekmek isterim.  Devlet, uzun süre küresel güçlere direnip, Suriye’ye girmemişti. Ama 15 Temmuz sonrası ABD’nin isteği doğrultusunda Suriye’ye girdik ve şu ana kadar herhangi bir direniş ile karşılaşmadık. Zaten aşırı zayıflatılmış askeri yapımızın bilinmeyene doğru yaptığı bu hayalperest macerada bütün dikkatler ve imkanlar bölgeye odaklanmış durumda iken, ekonomik yönden batmış olan ve kaybedecek çok şeyi olmayan Yunanistan, dünyanın en büyük şirketi olan Vatikan holdingden aldığı parasal destek karşılığında İstanbul’a kadar olan bölgeyi havadan vurabilir ve zamanında parçalanmış olan Balkan ülkeleri de kara harekatı başlatabilirler. Yunanistan’ın son 10 yılda Ege’de bize ait olan ada ve kara parçalarını işgal etmesi ve buralarda silahlanması öyle kolayca açıklanabilecek bir durum değil. Zira cumhuriyet tarihi boyunca kaybedilmiş ilk topraklar Egedeki 16 ada ve 150 civarındaki kara parçalarıdır. Aynı senaryo burada da gerçekleşmiştir. Güya biz Lozan’da Ege’de bulunan 12 adayı Yunanistan’a vermiştik. Aslında adaları veren Ak Parti Hükümetleri idi. Ama algı nasıl, Adalar zaten Lozan’da verilmiş… hangi adalar sorusunu soran da yok, sormaya cesaret eden de yok. Bu meyanda Kıbrıs’ı artık anlatmaya gerek yok sanırım

Sonuç olarak, söz konusu yüzde otuzluk dönüştürülemeyen kesim, şimdi ne durumda? Ne kadarı sinmiş ve pusmuş halde? Ülkenin elden gittiği bu dönemde yeniden bir Milli mücadele ateşini yakabilecek güce, imkana ve inanca sahip mi? Örgütlenme şansı var mı? Bu milli örgütlenmeyi gerçekleştirecek derin bir yer altı yapısı mevcut mu? Kozmik oda tecavüzü sonrasında bu yapı da tasfiye mi edildi? 15 Temmuzda şehit olan vatandaş sayısı gerçekten 241 mi? Gibi soruların cevabını zaman ve tarih elbette verecektir.

 

Abdullah ERGUN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER