Asikurtlar©

Mahşer gününün 2023 yılında olduğunun farkında mısınız

Mahşer gününün 2023 yılında olduğunun farkında mısınız
30 Ekim 2016 - 3:00 'de eklendi ve 27310 kez görüntülendi.

Yıl 2016; 2023 yılına daha 7 yıl var.

2010 yılından bu yana AK partililerin –artık- çekinmeden dışarıya vurdukları ve ağızlarından düşürmedikleri bir sloganları var: “Hedefimiz2023”. 2023 öncelikle Cumhuriyetin ilanının 100. yılı.

Başka bildiğimiz bir yanı var mı? Yok. Ama herkesin bildiği, çoğunluğun korkudan telaffuz etmekten dahi çekindiği, -2013 yılında yazdığım “Cambazı Bırak, Balyoz’a Bak” isimli kitabımda dile getirdiğim- bir başka özelliği var.

AKP Cumhuriyetimizin Yüzüncü Yıldönümünde ülkemizi şeriat hükümlerinin hakim olacağı bir “İslami Devlete” doğru sürüklemektedir. Hedef, Türk (veya Anadolu) İslam (belki Federe) Cumhuriyeti’dir. Bu devletin ilanı için 2023 yılının uygun olacağını düşünmektedirler. Anayasa önerilerini bu yolu açık tutacak şekilde tasarlamaktadırlar. O zaman kadar ortamı hazırlayacaklar, halkımızı din devleti düşüncesine alıştıracaklardır. Örnek olarak gösterilecek çok olay var ama bir tanesi yeter; “Şeriat isteriz…” Cumhurbaşkanı’nın bir yerdeki konuşmasında atılan slogan. Konuşmacıdan hiç bir tepki yok. Çünkü o da istiyor. İsteyenler, Pakistan veya Suudi Arabistan’a gitsin.

2023’ e kadar olan zamana da “kutlu yol” ismi takılmış. Nedir bu yol? Herhalde TEM’den farklı bir yol ama açılım süreci gibi o da gizli; hedef 2023’ün yolu olduğu kesin. Kendilerini 2023 yılına “hakimi mutlak” olarak getirecek her türlü düşünsel ve fiziksel hazırlığın yapılacağı süre.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2007 yılında Başbakan olarak devam etmesi ve Cumhurbaşkanlığını Abdullah Güle bırakması bu hedefe gidişin bence ilk emaresi oldu.

Yeniden anımsayalım; 2011 yılına kadar bu yolculukta Fethullah Gülen Cemaati de vardı. Cemaat ve AKP, el ele ülkenin rejimini değiştirecekler ve kendi anladıkları din anlayışına göre bir yönetim şeklini getireceklerdi. Ancak 2011’den sonra menfaat kavgası başlayınca AKP, “kutlu” yollarında tek başına yürümek zorunda kaldı.

Büyük balık küçük balığı yutmuştu.

Esasında küçük balık kutlu yolda en büyük katkıyı yapmış ve AKP’nin hedeflerine ulaşmakta en büyük engel olarak gördüğü TSK’yı itibarsızlaştırmış ve güçsüzleştirmişti. Büyük balık da bu manzarayı sesini çıkarmadan ve ağzından salyalar akarak büyük bir zevkle seyretmiş, küçük balığın işini kolaylaştıracak her türlü imkanı seferber etmişti.

Dikkat edilirse kutlu yolun kilometre taşı olacak olaylardan tek başına AKP’yi ilgilendirenlerin hepsi 2012 Balyoz kararından sonradır (4+4+4 Eğitim Sistemi gibi).

AKP ve Cemaat’in (2011 yılına kadar birlikte) 2007 yılından sonra attıkları adımlar; kazan içinde kurbağayı yavaş yavaş ısıtarak öldürmek şeklinde olmuştur. Zavallı kurbağa ölümün nasıl geldiğini anlayamamıştır.

Böyle bir strateji takip etmenin en büyük amacı fincancı katırlarını ürkütmemektir. AB’ne giriş palavrası, KIBRIS çözümü yaklaşımı, açılım süreci, Ortadoğu siyaseti hep bu amaçla kullanılmıştır.

“Yeni Osmanlıcılık” akımı, Osmanlıya hayran oldukları için değil işlerini kolaylaştırmak içindir. Osmanlıda halife vardır, Osmanlı şeri hükümler ile yönetilirdi, Osmanlı rejimi tek adama dayalı yani padişahlıktı (diktatörlük), Osmanlıda eğitim uhreviydi, biat esastı. Milyonlarca insan padişahın özel hazinesi için ölüme gönderilebiliyordu. Bunun neresi imrenilebilir!

DİNDAR NESİL YETİŞTİRİLECEĞİ BAĞIRA BAĞIRA SÖYLENDİ

İçerde izlenen yolda ilk adım; Milli Eğitimi 2023 yılında din devleti esasını kabul edecek nesil yetiştirmeyi amaçlayacak şekilde programlamaktı. “Dindar nesil” yetiştirileceği bağıra bağıra ve açıkça söylenmiştir.

Medreseye dönüşen okullarda müfredat; dünyevi olmaktan ziyada uhrevi nitelikli değiştiriliyor. Başarılarıyla tanınmış okullar yok ediliyor.

2002 yılından önce Nobel ödülü alan bilim adamımız yoktu ama dünyaca saygı gösterilen “Türk” plakalı pek çok bilim adamımız vardı. Bundan sonra bilim adamlarımız uçacaklardır.

Dini veya şeri kuralları uygulayacak polis gücü de bu arada ihmal edilmemiştir.

Başkanlık sevdasının arkasında “paçayı kurtarma” olduğu kadar halifelik arzusunun yatmakta olduğun kuşku yok. Bu nedenle fırsat düştükçe “biz Müslüman ülkelerin umuduyuz” diyebilmektedirler. Halifelik, dinimiz ile hiç bir ilgisi olmamasına rağmen kendilerine ek bir yönetim gücü vereceği için istenmektedir. Bu yüzden mezhep kavgaları yaratılmakta veya mevcut olanlar körüklenmektedir. “Derin Strateji”nin arkasında da bu hedef yatmaktadır.

İslam ülkeleri arasında saygın bir konuma ulaşmayı kendilerine tanrısal bir görev olarak görmüşlerdir. Boşuna Ortadoğu’ya, Mısır, Suriye, Libya, Filistin’e müdahale edilmemiştir. Suudi Arabistan, Katar, Körfez ülkeleri ve diğer Müslüman ülkeler ile ilişkilerimizin hepsi bu amaca yöneliktir: Kahraman olmak ve zamanında halifelik için taraftar toplamak. Bir insan neden diğer Müslüman ülkelerde kişisel reklamını yaptırır acaba?

Yahudiler, hain Siyonist olarak kabul edilen Yahudiler ile din faktörü ileri çıkınca küsüyorlar, doğal gaz olunca barışıyorlar. Politikada bir tutarlılık yok. Ama tüm İslam alemi böyle; görünürde hepsi İsrail’e küs ama kapalı kapılar ardında İsrail ile görüşmeler yapıyorlar.

Halifelik ilan edilince (Başkanlık İlanı da bu iş için yeterli ve OHAL’in uzatılmasından bu sezilebiliyor…) Cumhuriyetin başlangıcında ilan edilen devrimler kaldırılacak, Cumhuriyet’in bütün kazanımları yok edilerek 1600 yıl önce yaşayan bir kavmin yaşantısına dönülecektir. Çok muhtemelen Atatürk, vatan haini ilan edilecek, kadınlar için kölelik devri tekrar başlayacaktır

“Kadın erkek eşitliği yoktur ve asla olamaz”, “Kadın evde oturmalıdır. İş hayatına girmemelidir…”, (Çalışan kadınlar için) “Fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyorlar…”, “Örtüsüz kadın ya satılık ya kiralıktır” gibi sözler artık rahatlıkla ifade edilmekte, söyleyenler hakkında hiç bir adli işlem yapılmamaktadır.

Saçmalamak, düşünce özgürlüğü kapsamındadır. Varsa yoksa kadın ve kızlar. Nedeni açık, kadınlar ve kızları tanrının imalat hatası olarak gören, İslamiyet sonrası cahil bir toplumu kendilerine örnek alıyorlar. Ardında yatan ise sosyalleşememek, kız-erkek ilişkisini, kadın-erkek ilişkisini kafalarında doğru bir yere koyamamak. Kadın tarlada çalışırken erkeğin kahvede kağıt oynamasını ekonominin gelişimi için çözüm yolu olarak görüyorlar. Eğer kadın-erkek ilişkisi için bir model aranıyorsa Anadolu’ya ilk gelen Türklerin kadın-erkek ilişkilerine baksınlar …

Hiç bir pagan veya semavi dinde yalan kabul edilmemiştir, hırsız dindar olamaz, yalan söylemek affedilmez, insanların bir birini öldürmesi hoş görülemez, devlet malının çalınması cezasız kalmaz. Ancak,geçmişte ve hatta bugünlerde, insanlar cemaat, tarikat mezhep gibi tanımlamalar ile kendine tanrı veya peygamber eşiti değer biçen kişilerin uyduruk tefsirleri ile orijinal din anlayışını değiştirip kendilerine göre bir din yaratmışlardır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Değiştirilen din halkı sadece aldatmak için değil sömürmek içinde kullanılmaktadır.

“Hilafeti kaldıran biri benim ‘Ata’m değildir. Dini bütünlere yaptığı baskılar, koyduğu yasaklar ortadadır…” gibi gerçek dışı ve kin kusan ifadeler, Cumhuriyet dönemini ve ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü karalamak için kullanılmaktadır. Hilafetin dinle ne ilgisi var? Yine de sanki dinin bir unsuru gibi gösterilmekte hiç bir beis görülmemektedir. Bugünlerde maalesef iyi partili olmak Mustafa Kemal hakkında söylenen kötü söz miktarı ve şiddeti ile ölçülmektedir.

Zaman, kış uykusundan uyanma zamanıdır.

Dün Cumhuriyet’in 93. Kuruluş günüydü. Önemini anlayanlara kutlu olsun.

Özden Örnek/ Emekli Deniz kuvvetleri Komutanı

pien-parfum
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER