Asikurtlar©

Lozan’ı Tartışmak

Lozan’ı Tartışmak
27 Ekim 2016 - 8:24 'de eklendi ve 3676 kez görüntülendi.

İçinden geçtiğimiz şu sıkıntılı günlerde enerjisini memleketin sorunlarını çözmek için kullanması gerekenler nedense bunun yerine yersiz tartışmalarla milletin kafasını karıştırmaya çalışıyorlar.

 

Bu günlerde en popüler konu ise Lozan anlaşması.

Bilindiği gibi devletimiz, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde, Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan arasında imzalanan Lozan anlaşmasında şekillenen coğrafi ve siyasi esaslar üzerine kuruldu.

Yani Lozan anlaşmasını tartışmaya açmak bir anlamda Türkiye Cumhuriyetinin varlığını tartışmaya açmak demek.

 

Lozan üzerinden yapılan saldırılarda en fazla kullanılan argümanlar ise sırasıyla Musul ve Ege adaları.

Bir diğer saldırı unsuru ise ABD’nin hala Lozan anlaşmasını imzalamadığı dır.

 

Diyorlar ki: Cephede kazansalar da Lozan’da masada kaybettiler!

Musul’u kaybettiler, Adaları kaybettiler diyorlar.

Bütün bunlardan birşey tutturamayınca da Lozan’ın gizli maddeleri olduğunu ve gizli maddelere göre aslında bağımsız bir ülke olmadığımızı söylüyorlar.

Anlayacağınız akla ziyan ne varsa söylüyorlar.

Bu saçma sapan iddialar kahvehanelerde meyhanelerde konuşulan şeyler değil. Tam tersi ülkeyi yönetenlerce miting meydanlarında, ciddi tartışma programlarında, televizyonların haber programlarında gazetelerin köşelerinde ve toplum tarafından takip edilen her türlü ciddi platformda dile getiriliyor.

 

Benim anlamakta zorlandığım, Lozan’ı sadece Musul veya adalar üzerinden eleştirenler acaba 1918 de kaybedilen Musul ile birlikte Basra ve Bağdat’ı vatan toprağı saymıyorlar mı?

Veya yine aynı yıl kaybedilen Halep ve Şam’ı yada Lübnan’ı Ürdün’ü veyahut Musul’dan bir yıl önce elimizden çıkan Filistin’i vatan toprağı saymıyorlar mı da acaba?

Lozan’ı eleştirirken buralardan hiç bahsetmiyorlar.

 

Aslında sadece bu kadarda değil. Mesela 1919 yılında elden çıkan Mekke vatan toprağı değil miydi, üstelikte en kutsal yer! Yada 1914 yılında elden çıkan Mısır! Hele ki Kıbrıs

Tabi Avrupa kıtasında ki vatan topraklarını da unutmamak lazım. Bulgaristan 1913 yılında elimizden çıktı, keza Makedonya, Yunanistan, Belgrad’da öyle, tabi 1908 yılında elimizden çıkan Bosna’da vatan toprağıydı.

sadece bu kadar mı?

Elbette sadece bu kadar değil. Bu listeye Kosova’yı, Romanya’yı, Arnavutluk’u, Kuveyt’i ve daha birçok yeri ekleyebiliriz.

Peki yirmi yıl içinde bu kadar vatan toprağı elden çıktı da neden sadece Musul?

Madem 1918 yılında Osmanlı idaresinin kaybettiği Musul’un hesabını Cumhuriyete sorabiliyorsunuz; o zaman Basra’nın, Bağdat’ın, Mısır’ın, Bosna’nın, Mekke’nin, Suriye’nin ve diğer yerlerinde hesabını da sorun.

 

Saçma mı geldi?

Sizi bilmem ama bana çok saçma geldi

Osmanlı idaresinin, bir kısmını savaş sonrası kaybettiği bir kısmını da terk ettiği; Suriye’nin Mısır’ın yada Filistin’in veya Makedonya’nın hesabını Cumhuriyeti kuranlardan sormak nasıl saçmalık ise Musul’un hesabını da Cumhuriyetten sormak o kadar saçmadır. Hele bu konu üzerinde siyasi spekülasyon yapmak ne devlet adamlığı ile nede siyasi ciddiyet ile bağdaşmaz.

 

Birincisi, 1918 yılında terk edilen topraklar üzerine 1921 yılında kurulan Irak krallığının bir parçası olan Musul’un kaybedilmesinin siyasi sorumluluğu 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyetine yüklenemez.

 

İkincisi, savaştan galip çıkmış fakat savaş yorgunu olan Türkiye, Lozan’da alabileceği her şeyi almışken (öyle anlaşılıyor ki) anlaşma tutanaklarını dahi okunmadan, üstelik de; Ege adalarını 1913 yılında Londra Konferansında kaybettiğimizi yada Musul’un 1921 yılında yani Lozan anlaşmasından iki sene önce, Faysal bin Hüseyin liderliğinde İngiltere’ye bağlı olarak kurulan Irak krallığının bir parçası olduğunu ve Osmanlı hükumetinin de bu krallığı zimmen tanıdığını bilmeyecek kadar tarih yoksunu iseniz Musul konusunu konuşamazsınız.

 

Üçüncüsü, Türkiye Cumhuriyetinin başarısını (yani Lozan’ın nasıl bir başarı olduğunu) Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasını Sevres’de çizilen harita yerine, manasız bir şekilde 1850 yılı Osmanlı imparatorluğu coğrafyası ile kıyaslarsanız anlayamazsınız.

 

Dördüncüsü, Lozan Antlaşması’nda taraf olmayan Amerika’nın imzasını aramak akla ziyan bir çıkarımdır.

 

Beşincisi, 1920 yılından günümüze kadar değişmeden gelebilen belkide tek anlaşma olan Lozan anlaşmasını; maddeleri haricinde, yapılan çetin pazarlıklarının iki cilt dolduran tutanaklarını bile incelemeden meydanlara çıkıp da ”Burada tarih anlatıyorum” diye ahkam keserseniz, arkasından da hedef 2023 derseniz; kayıtsız şartsız sizi takip edenlerde gizli madde gibi saçmalıkları gerçek sanır.

 

Özetle, Lozan’ı tartışmak Cumhuriyeti tartışmaktır, Milli Mücadeleyi itibarsızlaştırmaktır. Şehitlerimize gazilerimize saygısızlıktır. Bu tartışmalar ülkemize birşey kazandırmadığı gibi toplumumuzu da gerer.

 

 

15 TEMMUZ

 

15 Temmuz resmi tatil oldu. Resmi adı nedir bilmiyorum ama madem 15 Temmuz cemaatci kalkışmaya bir karşı koyuş bir laiklik direnci o halde bana göre en uygun isim de ”LAİKLİK GÜNÜ”

 

AYRINTI

 

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER