Asikurtlar©

Kurultaysa istenen

Kurultaysa istenen
01 Haziran 2016 - 9:47 'de eklendi ve 4549 kez görüntülendi.

 

 

Türkiye varlığını ve yokluğunu doğrudan etkileyecek çok kritik bir sürece girmiştir. Ülke yangın yerine dönmüş, kuşatma daralmıştır. Yürütme erkini elinde bulunduranlar ise sebep oldukları bu hazin duruma çare bulak yerine, kendi özel hesaplarının peşine düşmüşlerdir. Zerre kadar ülke millet sevdası olan herkes, bu tablo karşısında endişelidir.
MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli grup toplantısında ülkenin içinde bulunduğu vahim durum ve MHP’nin yaşadığı olağanüstü kurultay süreciyle ilgili çok çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Tamamı haber sayfalarımızda yer alan konuşmanın bazı bölümlerini tekrar hatırlatmak istiyorum:

AKP-PKK ARASIDA MESAFE ALINIYOR
Cumhurbaşkanının Diyarbakır’daki sözleri vatan ve Türkiye düşmanlarına yaldızlı davetiyedir. TBMM’nde yeterince Kandil kontenjanlı terörist vardır. Yenilerine bu milletin katlanmasını, dayanmasını ve hazmetmesini beklemek vicdan ve adalet cinayetidir. Bir yanda parlamentoya gelin çağrısı, diğer yanda ülkeyi terk edin tavsiyesi; bir yanda silahları gömün isteği, diğer yanda koordinatları verin temennisi olduğu gibi Cumhurbaşkanı’na aittir. Bu gelişmelerin izdüşümünde çıkardığımız ilk sonuç gizli ve dar bir kadronun içinde bulunduğu malum görüşme ve müzakere trafiğinin gün be gün AKP ile PKK arasında mesafe aldığı yönündedir. Teröristler için tek çıkış yolu topyekûn devletin güvenlik güçlerine teslim olmak, daha sonra Türk adaletinin haklarında vereceği hükme razı gelmektir. Bize göre başka bir alternatif yoktur, bundan sonra da olamayacaktır.

BUNUN SONU DİKTATÖRLÜKTÜR
Yeni kurulan hükümetin öncekileri mumla aratacağını peşinen öngörüyoruz. 65’nci hükümet saraya tam bağlılık, sarayın hedeflerine tam bir sadakatle işbaşı yapmıştır. İç ve dış sorun alanların yerinde bile sayması şöyle dursun, devamlı arttığı, fazlalaştığı açık ve ortadadır. Başbakan anayasanın ihlal edildiğini, Cumhurbaşkanı’nın anayasayı çiğneyerek sürekli suç işlendiğini de bilmektedir. Bu maksatla anayasaya uyulmuyorsa, yazılacak yeni anayasayla mevcut statükonun meşrulaştırılması gerektiğini en azından kavramış, kaldı ki bununla da tembihlenmiştir. Her şey bitmiş ve halledilmiştir de Türkiye’nin bir tek meselesi olarak başkanlık sistemini inşa etmek mi kalmıştır? Mesele Türkiye’nin önünün açılması, güçlenmesi olmayıp sadece bir kişiye yeni bir koltuk, yeni bir makam ihdas etme çabasıdır. Hedeflenen başkanlık değil, başkancı sistemdir. Ve sonu da diktatörlüktür.

BU NASL KEPAZELİKTİR
Müttefikimiz ABD, PKK’yla yan yana, yanak yanağıdır. Bu nasıl iştir? Bu nasıl bir kepazelik, nasıl bir husumettir? ABD’nin PKK’yla beraberliği düşmanlık alameti değilse nedir? Bu şartlar altında AKP’liler başkanlıkla yatıp, partili Cumhurbaşkanlığıyla kalkmaktadır. Bir diğer sıkıntı ise Almanya Federal Meclis’inde 2 Haziran’da görüşülecek sözde Ermeni soykırım yasa tasarısıdır.
Türkiye’nin etrafı çembere alınmaktadır. Başkanlık dayatması, yeni bir sistem zorlaması ters tepecek, muhataplarını şimdiden uyarıyorum, alayını mahcup ve perişan edecektir. Başkanlık parantezine alınarak planlanan yeni anayasa AKP’nin parti tüzüğü, saray fermanı, hükümdar iradesinin temellendiği bir misak şeklinde görülmemelidir. Aksi halde yıkım ve iç kargaşa ağlarını örecek, Türkiye’yi yiyip bitirecektir.

EDEPSİZLİK
İçimizden dışımızdan ne kadar müfteri, ne kadar paralel virüs, yazarçizer artığı, uzman yorumcu ve kiralanmış köşe yazarı, sermaye beslemesi, doğrusu ve rotası şaşmış çevre varsa hep bir ağızdan bize çamur attılar. Sırf Olağanüstü Büyük Kurultayın yapılmaması karşılığında inandıklarımızdan ödün verdiğimiz iddiası alçak bir tezvirat, Ülkücü ahlak ve adanmışlığı yok sayan edepsizliktir. Biz Ülkücüyüz, biz Türklüğün keskin kılıcı, İslam’ın yükseklerde dalgalanan ar ve namus simgesiyiz. Bilmiyorlardı ki, biz ancak Allah karşısında eğilir, ancak millete boyun bükeriz.

YÜKSEK YARGININ HALİ
Olağanüstü Büyük Kurultay tarihini 10 Temmuz 2016 Pazar günü olarak belirledik. Ve de bunu dava arkadaşlarımıza ve milletimize ilan ettik. Bilinsin ki, Yargıtay 18’nci Hukuk Dairesi adaletsizliği teyit etmiş, haksızlığa ve yandaşlığa imza atmıştır. Rize’de çay toplayıp Kırşehir’de defalarca devlet başkanı diye tarif ettiği Sayın Erdoğan’ı hararetle alkışlayan bir hukukçu mantığının yönettiği bir kurumdan başka bir sonuç da zaten beklenemezdi. Yargıtay’ın Sayın Başkanı çayı topladığına göre herhalde demini almasını bekleyecek, siyasi cirit oynarken giydiği yandaş ceketi üzerine tam gelecektir. Yüksek yargı organlarının ne hale düşürüldüğünü, nasıl siyasileşip tarafsızlığını kaybettiğini üzülerek izliyor, bunun Türkiye’ye büyük bir maliyeti olacağını düşünüyoruz. Gerçi Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’ın muhterem başkanlarının böyle bir hassasiyet ve meselesi olmadığını da ibretle takip ediyoruz. Dünya onlara güzeldir, saltanat süren onlar, ceremeyi çeken, hak ve talepleri umursanmayan millettir.

10 TEMMUZ DIŞINDA TARİH TANIMIYORUZ
Biz 10 Temmuz’daki Olağanüstü Büyük Kurultayla hem tüzüğümüzü değiştirecek, hem de seçim yapacağız. Bunun dışında hiçbir kurultay tarihini tanımıyoruz. Olağanüstü Büyük Kurultay kapsamında, 19 Haziran gününü açıklayıp kaos imalatı yapan, MHP’yi paralel hesap ve yönlendirmeyle ele geçirmeyi planlayanlara da asla, hiçbir şart altında itibar etmeyeceğiz, izin vermeyeceğiz, dikkate almayacağız. Kurultaysa istenen, 10 Temmuz niye görülmez? Tüzükse değiştirilmek istenen, genel başkanlık, merkez yönetim kurulu ve disiplin kurulu seçimleri ise hedeflenen 10 Temmuz’a niçin uyulmaz? Ne yapılmak istenmektedir? Hangi amaç gözetilmektedir? Milliyetçi Hareket Partisi’nin hükmü şahsiyetini, tarihi hak ve ülkülerini savunmak bizim şerefimiz, şehitlerimize sözümüz, Türk asırlarına ve ecdadımıza namus borcumuzdur. Şerefin tavizi, namusun hiçe sayılması asla olmayacaktır.
Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER