Asikurtlar©

KÜRESEL KOŞULLARIN KARAMSARLIĞI VE RUSYA İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞTİRİLMESİ

KÜRESEL KOŞULLARIN KARAMSARLIĞI VE RUSYA İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞTİRİLMESİ
10 Ağustos 2016 - 18:52 'de eklendi ve 4102 kez görüntülendi.

 

 

Dünya bir yerlere doğru gidiyor, daha doğrusu gitmeye zorlanıyor…
İstikrarsızlık alanları genişledikçe, terör saldırıları sınırları aştıkça, küresel denge günden güne bozuldukça devletlerin neredeyse hepsi güvenliğe dayalı politikalara öncelik vermeye başladılar.
İçten dışa doğru cereyan eden bu yeni çabaların bir noktada büyük bir çıkar kesişmesine ve dolayısıyla istenmese de “kavgaya” dönüşme ihtimali günden güne artıyor.
Bu anlamda çok basit bir örnek verebilmek mümkün: İkinci Dünya Savaşı’nın üzerlerinden tabir yerindeyse silindir gibi geçtiği iki ülke olan Almanya ve Japonya’ya bakmamız, 21. Yüzyılın ilk yarısında yaşanacaklara ışık tutacaktır.

Bu iki ülke savaş sonrası “güvenlik” bahsini neredeyse tümüyle ABD’ye devretmişken, şimdi Almanya GSYH’sında savunmaya ayırdığı payı “ani bir kararla” %180’in üzerinde artırarak %1,2’den, %3,4’e çıkaracağını bizzat Başbakan Angela Merkel’in ağzından duyurdu. Merkel bu açıklamayı NATO’nun Varşova zirvesinden hemen önce yaparken, “Almanya’nın, ABD ile aynı seviyeye gelmesi gerektiğini” söylemesi doğrusu dikkat çekicidir.
Japonya ise yakın zamanda gerçekleştirilen seçimlerin ardından yeniden iktidara gelen Başbakan Şinzo Abe’nin,

İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma olan “pasifist anayasayı” değiştireceğini, Japon anayasasında bulunan “uluslararası çatışmalardaki şiddeti yasaklayan” hükümlerin de iptal edileceğini duyurdu!
Japonya’nın ikinci hamlesi ise ülkede “barış yanlısı” olarak değerlendirilen ve bir dönem Çin’i ziyaret ederek dikkatleri üzerine çeken İmparator Akihito’nun, alışılagelmedik biçimde tahtından feragat ederek, makamını veliaht prense bırakacağı bilgisini paylaşması oldu.

İki Dünya Savaşı tecrübesi yaşamış bu ülkelerin ani bir tavırla ciddi güvenlik adımları atmasının mutlaka mühim nedenleri olduğu gibi daha çok dünyanın geleceğinin nereye evrilebileceği konusunda yaşanan kaygıların artmasına gösterilebilecek en bariz iki örnektir.

Diğer yandan anlaşmazlıkların çözümü için devrede olan diplomasi kanallarına dikkat edin artık “ortak menfaati bulunan” ülkelerin ilişkileri çerçevesinde şekillenirken, söz gelimi NATO yada AB ülkelerinde olduğu gibi kimi birliklerin “ortak menfaati” üye ülkelerin bazıları tarafından benimsenmemeye de başladı.

* * *

Şüphesiz ki bunun başlıca nedeni ülkelerin önceliklerinin birbirlerinden farklılık göstermesi olarak karşımıza çıkarken, ortak menfaat çerçevesinde olsa bile farklı yaklaşımlar sergilemenin getirdiği zorunlu görüş ayrılıkları da artıyor.

Söz gelimi Suriye sahasını dikkatinize alın.
NATO başta olmak üzere, AB ve ABD dâhil pek çok ülke ile Türkiye’nin IŞİD’e karşı verdiği mücadeledeki çıkarlar birbiriyle örtüşüyor.

Ancak PKK-PYD konusuna sıra gelince Türkiye haklı olarak, hem NATO’dan, hem AB’den, hem de ABD’den büyük bir kırılma ve kopuş yaşıyor.
PKK-PYD tehdidi Türkiye açısından milli güvenlik meselesi olarak öne çıkarken, ABD ve AB ülkelerinin içerisinde bulunduğu neredeyse tüm ülkeler tarafındansa “işbirliği yürütülmesi ve desteklenmesi gereken” algılamasıyla değerlendiriliyor.

Türkiye açısından açık bir terör tehdidinin, müttefik olarak gördüğümüz ülkelerce “çözüm ortağı” olarak değerlendirmesi şüphesiz ki kabul edilebilecek bir durum değildir.
İşte karşımızda duran en bariz örnek ışında cereyan eden bu görüş ayrılığı eski müttefikliklerin, yeni dönemde ilişkilerinin kırılgan olmaya başlayacağı tezine daha çok ağırlık veriyor.
Kaldı ki durum sadece Suriye ile de sınırlı değil gibi görünüyor.

Mesela Almanya ve Fransa, Avrupa’nın geleceği için Kuzey Atlantik ittifakı çerçevesinde Rusya ile daha çok diplomasi yürütmeyi ve aynı ülkeyi ürkütecek adımlardan kaçınmak gerektiğini resmi kanallardan ifade ederken, ABD ve İngiltere ise daha çok Baltık Bölgesi ve Doğu Avrupa başta olmak üzere, Karadeniz dâhil pek çok sahada Rusya’ya karşı “güç gösterisinde bulunmanın zorunluluğu” üzerinde duruyor.
Geride bıraktığımız ay NATO’nun Polonya’nın başkenti Varşova’da gerçekleştirdiği zirve öncesinde hangi ülkenin, hangi açıklamaları yaptığına bakarsanız, ne demek istediğimiz kendisini daha açık bir şekilde gözler önüne seriyor.
Böylesi bir iklim karşısında Türkiye’nin içte ve dışta son derece sağlam bir zemin üzerinde bulunması hayati derecede önem kazanıyor.

* * *

15 Temmuz’da FETÖ’nün gerçekleştirmeye kalktığı askeri darbe girişimi, ülkemizin git gide kırılgan, gergin ve istikameti problemli olan dünya siyasi atmosferinde sorunlu yönlerin neler olduğu, ülkemizi zaafa uğratabilecek gelişmelerin hangi kaynaklardan gelebileceğinin görülmesine olanak sağladı.
“Her şerde bir hayır vardır” sözü darbe girişimiyle bir kez daha doğruluğunu ispatlamışken, içte toplumsal mutabakatı sağlayarak, kamplaşma ve kutuplaşmayı geride bırakmanın ne derecede önemli ve hatta hayati olduğu görülmüştür.

Asla akıllardan çıkarılmamalıdır ki, tarihin bizlere gösterdiği gerçekler ışığında hiçbir ülkenin sahip olmadığı kadar önemli ve fakat bir o kadar da tehlikeli bir coğrafyada yaşıyoruz.
O nedenle bundan sonra milli birliğin tesis edilmesine yönelik olarak içte yakalanan son derce olumlu gelişmelerle beraber, atacağımız dış politikayla ilgili adımlarda da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerinin esas alındığı bir anlayışın mecburiyeti her hali ile kendisini gösteriyor.

Rusya ile 24 Kasım 2015’te hava sahamızı ihlal eden savaş uçağını düşürmemiz sonrasında başlayan gerginliklerin geride bırakılması başlangıç itibarıyla “zorunluluk” olarak algılanabilecek önemli bir kavşaktır.
Şurası açıktır ki Türkiye ve Rusya, tarih boyunca ne zaman gerginlik yaşamış, birbiriyle savaşmışsa, bundan fayda gören daima başka ülkeler olmuştur.

Mevcut küresel iklim, bu açıdan bakıldığında iki ülkenin birbiriyle ilişkilerini geliştirmesinin zorunluluğunu her hali ile ortaya koyuyor.
Koşullarımızla uyuşmayan tek merkezli dış politik yaklaşımın aşılmasında ve beraberinde getirdiği “sıkışmışlığın” geride bırakarak hamle zenginliği elde edilmesinde Rusya ile ilişkilerin normalleştirilmesi önemlidir.
Günümüz koşulları dikkate alındığında iki ülkeye yönelen tehditlerin arttığı su götürmez bir gerçeklik iken, Türkiye hali hazırda milli güvenliğini esas alarak ve ayrıca ortaklığı bulunan uluslararası organizasyonlardaki sorumluluğunu da tehlikeye atmadan, Rusya ile ilişkilerini geliştirerek, müşterek adımlar atma arayışlarını sürdürmesinde fayda vardır.
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER