Asikurtlar©

Kudurmuş Nefs-i Emmâreler!

Kudurmuş Nefs-i Emmâreler!
01 Temmuz 2016 - 10:19 'de eklendi ve 4065 kez görüntülendi.

 

 

Tasavvufta insan nefsi yedi mertebeye ayrılır. Bu silsilede “nefs-i emmâre” nefsin en alçak derecesidir. “Kötülüğü emreden nefis” olarak özetlenebilir.
Nefs-i emarenin halk arasında sembolik tezahürleri olduğu söylenir. Mesela bazı zikir ayinlerinde nefs-i emmaresi açığa çıkan şakirtlerin kedi gibi miyavladığı veya köpek gibi havladığı iddia edilmiştir.
Bunun sebebi, insanın bu ilk seviyede henüz “hayvanlıktan çıkamadığı” inancıdır.
Daha nice üst derecelerde gittikçe azalarak da olsa insan yaşadığı düşünülürse bu yakıştırma o kadar da yabana atılamaz.

Biyolojinin “evrimleşmiş hayvan” Felsefenin “düşünen hayvan” ve yine İslam Tasavvufunun “hayvan-ı natıka” yani konuşan hayvan sözleri dikkate alınırsa “insanın terbiyeden önceki halinin hayvandan farksız olduğu” ortak görüşünde birleşilebilir.
Şimdi iki gündür bu İstanbul eylemini veya Suriye’de, Irak’ta buna benzer eylemleri gerçekleştiren “Müslüman”ların İslam külliyatında çeşitli vesilelerle tanımlanan “insan”lığın hangi basamağında yer aldığını ciddi ciddi düşünmek zorundayız.

Aklıma, 1500’lerde Orta Amerika yerlileriyle ilgili yayınlanan Vatikan fetvası geldi. Hani İspanyollar, çıplak gezmelerinden ve fiziksel farklılıklarından hareketle hayvan yerine koydukları Kolombiya yerlilerinin körpe çocuklarını yerken, Papa işe uyanmış ve “bunlar insandır eti yenmez” diye fetva vermişti. Sonra da Güney Amerika’nın vaftiz süreci başlamıştı.

Şimdi de benim içimden sivilleri sadece kudurmuş bir hayvanın yapabileceği şekilde fütursuzca katleden bu IŞİD’li teröristlerin insan olmadığına dair fetva istemek geldi.
Evet, şiddetle iddia ediyorum. Kendilerini şehit olup da belki de nice kâmil insanın çıkamayacağı mertebelere çıkarak cennetlik olacağını zanneden ve o bombaları bu sayede patlatan IŞİD teröristleri, bana göre insan olmadıkları gibi sağlıklı hayvanlar da değillerdir.

Çünkü hiçbir vahşi hayvan, hiç bir sağlıklı av hayvanı, durup dururken, beslenme ve tehdit kaygısı olmaksızın kendi halindeki insanlara böyle saldıramaz, yaşına başına, cinsiyetine bakmadan onları böyle katledemez.
Ben bu konuya hakaret etmek, içimi dökmek için girmedim. Hatta buradan bir dilek ve temenni çıkarmak üzereyim.
Eğer terörizmle etkili bir şekilde mücadele edilecekse teröristlere derhal “kuduz hayvan” statüsü verilmeli ve bu tür örgütlere üye olanlar, her türlü medeni savunma, insani barınma, muhakeme ve infaz sisteminin dışına çıkarılmalıdır.

Sivillere kıyan, kıyma sorumsuzluğuyla hareket eden her terörist, görüldüğü yerde vurulmalı, eğer yakalandıysa sorgusu yapıldıktan sonra kolluk gücünün uygun gördüğü bir zamanda öldürülmelidir.
Ayrıca resmen ilan edilmiş, aranan teröristlerin, vatandaş tarafından mahalle arasında itlaf edilmesi de cezai sorumsuzluk zırhı ile serbest kılınmalıdır.
Bu düşüncenin tüm dünyada aynı anda yasalaşması, devlet başkanları seviyesinde kabul görmesi ve uygulanması halinde örgütün yeni elemanlar bulmakta biraz daha zorlanacağı ve eylem kabiliyetinin de aynı oranda azalacağı gözden ırak tutulmamalıdır.

Terörün bugünkü reel politiği son 50 yıllık bir sürecin ürünüdür. Mesela 1960’lara kadar Paris’li direnişçilerden Yugoslav Partizanlarına, Yunan ve İspanya iç savaşındaki milislere kadar illegal silahlı güç kullanımı görülmüştü. Ama sivilleri hedef alan böyle bir terör eylemi görülmemişti.

Hatta 1960’ların sonlarında aktifleşen IRA, ETA, Baider Meinhoff, Kızıl Tugaylar gibi anarşistler, halk nezdinde itibar kaybetmemek için eylem yapacakları zaman sivilleri uyarmayı bir alışkanlık haline getirmişlerdi.
Türkiye’de 1968’den itibaren karşıt görüşlü seçilmiş sivillere ateş etmeye başlayanlar, eylemci sol örgütlerdi.
Türkiye’de Avrupa’daki anlamıyla “sivil” bulmak o kadar kolay olmadığı için Sağcı gençler de 70’lerin ortasına doğru kendilerini koruyacak, ikinci yarısında da caydırıcı misillemeler yapacak duruma gelmişlerdi.
Radikal İslamcılar ise 1979’daki Afganistan iç savaşına ve İran İslam Devrimini muhafaza etmek isteyen Humeyni’nin Batıyla mücadelede İslami terörü meşrulaştırmasına kadar ellerine silah almamışlardı.
70’lerdeki çatışma stajının bugüne intikal eden silahlı kalıntıları, PKK, DHKP-C ve IŞİD’dir.
O yıllardan gelen ve içinden eli kanlı bir örgüt çıkarmayan yegâne ideolojik grup Ülkücülerdir.
Bu sonucu ortaya çıkaran da hiç şüphesiz: Türk Milliyetçiliği fikir sisteminin diğer siyasi arayışlara göre daha medeni ve insani olmasıdır.

Bu medeni çizginin ve sivil demokratik mücadele disiplininin korunmasında “güçlü liderliğin” bir ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.
Eğer Erbakan ve Ecevit de Alparslan Türkeş kadar güçlü fikirlerin güçlü liderleri olsalardı muhtemelen şimdi PKK’yı, DHKP-C’yi ve İstanbul’da 2 dakikada 40 Müslüman sivili öldüren IŞİD’i konuşuyor olmayacaktık!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER