Asikurtlar©

KRİZLER, GERGİNLİKLER VE GÜVENSİZLİKLER DÖNEMİ

KRİZLER, GERGİNLİKLER VE GÜVENSİZLİKLER DÖNEMİ
17 Haziran 2016 - 9:20 'de eklendi ve 4060 kez görüntülendi.

 

 

 

Dünya gittikçe istikrarsızlığın arttığı, terör eylemlerinin şiddetin yoğunlaştırdığı, otoriter rejimlerin sayısının artış gösterdiği, devlet çöküşlerinin görülmeye ve sınırların git gide çözülmeye başladığı, devletler arası ortaklıkların bir yandan güçlendirilmeye çalışılırken diğer yandan sarsıntıya uğradığı bir güvenlik bunalımının içerisine girdi.
Artık yaşanan krizden etkilenmeyen ülke neredeyse kalmadı gibi. Küreselleşme ülkeleri ve insanları birbirine bağlarken, güvenliğe dayalı sorunların baş göstermesi küreselleşme sürecini daha enterasan bir hale soktu.

Elbette küreselleşmenin beraberinde getirdiği “karşılıklı bağımlılık” ilkesi bugün ülkeler arası yaşanan sorunlu gelişmeler yahut krizlerde ortaya daha vahim sonuçlar, mesela savaşlar çıkmadan farklı tedbir imkanlarının geliştirilmesine olanak sağlıyor.
Örneğin Ukrayna’nın Kırım bölgesini işgal eden ve ayrıca bu ülkenin doğusunda bulunan iki bölgedeki ayrılıkçıları destekleyen Rusya’ya karşı, ABD ve AB’nin getirdiği ekonomik yaptırımlar, nükleer silah teknolojisinin önemli ölçüde yaygınlaştığı bir düzende fiili olmayan ancak yine hedef ülkeye karşı yıkıcı etkiler bırakan ve genel olarak yumuşak güç (soft power) olarak adlandırılan girişimlerin görülmesine olanak sağlamıştır.

Diğer yandan aynı “karşılıklı bağımlılık” meselesi sorunların yerel kalmayarak bölgesel hatta küresel seviyeye çıkmasına da neden oluyor.
Bu durum sadece ekonomisi kötüye giden bir ülkenin küresel ekonomi piyasasını da negatif yönde etkilemesinden öte, Suriye örneğinde olduğu gibi yükselen terör akımının dünyanın her yerinde terör eylemi yapması neticesini de ortaya koyuyor.
Dolayısıyla sistemin kendisi ile beraber ülkelerin hepsi ciddi bir istikrarsızlık sarmalı ile artık karşı karşıyadır.

* * *

Avustralya merkezli düşünce kuruluşu Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün açıkladığı 2016 yılı Küresel Barış Endeksi de bu durumu teyit ediyor. 163 ülkenin mercek altına alındığı bu çalışmada, dünyada barış ortamının 81 ülkede geliştiği, 79 ülkede kötüleştiği, ancak “kötüleşmenin daha büyük boyutta olması” nedeniyle küresel çapta bir gerileme olduğu belirtiliyor.

Türkiye’nin huzur ikliminin en fazla bozulduğu ülkeler arasında gösterildiği raporda, küresel durumdaki kötüleşmeye özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelerin neden olduğu, Doğu Avrupa’da durumun iyiye gitmediğine, terör ve siyasi istikrarsızlığın en büyük gerilemeye yol açtığına işaret ediliyor. Dahası terör kaynaklı ölümlerde bir önceki yıla göre %80’lik bir artış yaşandığının tespit edilmesi ise vahim hali göstermeye yetiyor.

Bunlarla beraber küresel seviyede yaşanan kötüleşmenin ekonomik boyutlarına değinilerek, şiddetin küresel ekonomi üstündeki toplam maliyetinin 13.6 trilyon dolar olduğu, bunun dünya ekonomik üretiminin yüzde 13.3’üne ve doğrudan yabancı yatırım oranının 11 katına tekabül ettiğine işaret edilirken, son on yılda şiddet olaylarının dünyaya ekonomik etkisi 137 trilyon doları bulduğu ve bunun da 2015 yılı için küresel üretimden daha yüksek bir rakam anlamına geldiği işaret ediliyor.

Bu rapordan çıkan sonuca göre, dünya genelinde yaşanan kötüleşme her ülkenin güvenlik kaygısını artırdığı, bu durumun sosyal zeminde de eğilimleri değiştirmeye başladığı tespitinin yapılması yanlış olmaz.
Bakınız bir başka rapor, küresel iklimde yaşanan güven bunalımını farklı ancak son derece etkili verilerle beraber gözler önüne seriyor…
İsviçre merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’nin 2015 yılına dair verileri göz önünde bulundurarak açıladığı rapora göre dünyadaki silah harcamalarının son dört yılda ilk kez yükselerek yaklaşık 1,7 trilyon doları buldu.

* * *

SIPRI’nin raporunda büyük bölgesel farklılıklara dikkat çekilerek, askeri harcamalarda en fazla artışın Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da kaydedildiği belirtiliyor ve ayrıca Batılı ülkelerin Rusya ile yaşadığı gerilime ilave olarak artan terör tehdidinin askeri yatırımları daha da artıracağı tespiti yapılıyor.
Anlaşılan o ki güvenlik kaygısı arttıkça tabi olarak güvenliğe dayalı politikalarla beraber yine güvenliğe ayrılan bütçe de artış gösteriyor.

Toplumsal eğilim her ülke açısından “daha çok içine kapanık” bir sosyal dokunun oluşmasına yol açarken, diğer ülkelere güven durumuysa tarihsel, kültürel ve sosyolojik gerçekler çerçevesinde şekillenmeye başlıyor.
Türkiye açısından Azerbaycan ve KKTC en çok güvenilen ülkeler olarak yapılan araştırmalarda ön plana çıkarken, Avrupa için bu durum daha enteresan sonuçların ortaya çıkmaya başlayacağını işaret ediyor.

Zira yarım asrı aşan Avrupa Birliği modeline rağmen bugün hem bu birliğe, hem de birlik üyesi olan ülkelere olan güvensizliğin, üstelik Avrupalıların kendisi tarafından güven duyulmadığı günden güne ortaya çıktığı gibi gerçeklik kazanan bir durum haline geliyor.
Şüphesiz ki bu durum tarih boyunca farklı zamanlarda toptan savaş durumu yaşamış olan Avrupa insanının içe kapanık bir hale büründüğünde tekrar geçmişinden gelen eski tavrına bürünmesine yol açacağı anlamına da gelebilir.
Bugünlerde ülkesinin AB’den ayrılması tehlikesiyle yüz yüze kalan ve iktidarda olmasına rağmen muhaliflerin “AB’den çıkalım” propagandasına karşı günden güne çaresizliğe bürünen İngiltere Başbakanı David Cameron’un “ayrılık halinde Avrupa kıtasında savaş riskinin artacağı” uyarısını yapması kuru bir kaygının ürünü olmasa gerek…

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER