Çarşamba, 22 Şubat 2012 01:47
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 14 Ocak 2000'de konuk olduğu Avustralya'nın SBS Radyosu'nda teröristbaşı Abdullah Öcalan için iki kez "Sayın Öcalan" ,şehitlerimiz için "kelle" ifadesini kullandığı bir konuşması vardı.O konuşma içinde, bugünlerde yaşanan hukuk olaylarında kendi iktidarının nasıl tezat düştüğünü görüyoruz.Gerçi Recep Tayyip Erdoğan'ın tezat düşmediği bir konuyu göstermemiz mümkün değildir.
Recep Tayyip Erdoğan o konuşmasında hukuk için bakın ne diyordu:
"Ben hukuku kişiselleştirmeyi doğru bulmuyorum. Hukuk sadece kişiler için yoktur, hukuk bir toplum için vardır. İnsanlık için vardır ve hukukun üstünlüğü sadece bireylere, tek tek şu bireye karşı uygulanır, bu bireye karşı uygulanamaz. Şimdi, Türkiye'de bir sıkıntı var. O sıkıntı da şu; muhalefetteyken partilerin konumuyla, iktidardayken partilerin konumu çok farklı oluyor. Bu tabii siyaset bilimi açısından çok anlamlı ve bu yeni bir tespit, yeni bir gelişme."
Evet günümüz Türkiye manzarası da aynı Recep Tayyip Erdoğan'ın 14 Ocak 2000 tarihinde yaptığı tarif gibidir. Karşımızda muhalefet iken başka konuşan,iktidar iken başka uygulayan bir Recep Tayyip Erdoğan vardır.
Türkiye'de hukuk kişiselleşmiş, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'ın keyfine göre uygulanır hale gelmiştir. AKP iktidarı dönemi yaşananlara bakın hep hukuk skandallarıyla şekillenmektedir. Türkiye'de hukuk adaletli bir şekilde işlemiş olsaydı AKP kadrolarının büyük bir bölümü yüce divanda yargılanıyor olacaktı. Ama onlar her olayda "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" atasözüne uygun siyasi çarkı döndürmektedir.
Çok örneğe gerek yok, sırf çıkarılan özel MİT Yasası ve Deniz Feneri yolsuzluğunu araştıran savcıların başına gelenlerin bile hukukun nasıl kişiselleştirildiğini ve katledildiğini görmemize yetecektir.
AKP muhaliflerini ezmek için hukuk kavramını silindir gibi, kendi adamlarını kurtarmak için güvenlik aleti olarak kullanmaktadır.
PKK-Ergenekon işbirliği içinde propagandalarıyla bazı muhalifleri üzerinde baskı oluşturuyorlar ama PKK ile aynı masada basılan,işbirliği yapan ve onlara yol açanın kendileri olduğu ispatlanınca hemen kişiye özel yasa çıkartıp, adamlarını hesap vermekten kurtarıyorlar.
Deniz Feneri yolsuzluğu da nerden bakılırsa bakılsın AKP'nin üzerinde büyük bir lekedir. Alman hakimin ifadesiyle "Yüzyılın en büyük soygunu" olan bu yolsuzluk dosyası, birçok AKP'linin canını yakacakken, bugün bu davayı araştıran savcılar yargılanan duruma gelmiştir.Yani savcılar avlamaya giderken, resmen avlanmışlardır. AKP'nin kurduğu hukuk düzeni savcıları önce görevden almış, şimdi de yargılanma boyutuna getirmiştir.
Ülkede bu hukuk düzeninin adalet dağıtması artık mümkün müdür?
Hukuk ve adalet artık Recep Tayyip Erdoğan'ın koca dudakları arasından çıkacak ifadelere kalmıştır.Yandaşlar o ifadeye göre kurtulacak,muhalifler o ifadeye göre ezilecektir.
Türkiye bu iktidar zamanı çok tehlikeli bir duruma getirilmiştir.Hukuk sisteminin dağıtacağı adalet düzeni bitirilmiştir.Bir partinin keyfine bağlı ,kişiye göre değişir adalet düzeni kurulmuştur.
Sözde en iyi Müslümanların(!) iktidarında her türlü adaletsizlik çarkı kurulmuştur.
Vatana ihanet var hesap vermiyorlar, yolsuzluk var hesap vermiyorlar, siyasi tezgah var hesap vermiyorlar,hukuksuzluk var hesap vermiyorlar,adaletsizlik var hesap vermiyorlar…
İşte bu hesap vermeyenler bu ülkeyi %50 oy desteğiyle tek başına iktidar koltuğunda yönetiyorlar.
AKP kendini biliyor da, %50 hala bunları bilmiyorsa daha ne diyelim…
%50 bunların gerçek yüzünü öğrendikçe, ülke kurtulacaktır. Aksi taktirde rejimi, haritası, sınırları değişmiş Türkiye meydana gelecektir.
