Salı, 17 Ocak 2012 19:31
Son 10 yılda Türkiye'nin başına geçen yönetime bakıyorsunuz adeta "Milli olan her şeyle mücadele etme kadrosu" gibi davranıyorlar. Yeri geliyor Atatürk'le uğraşıyorlar, yeri geliyor İstiklal Marşıyla uğraşıyorlar, yeri geliyor Türk bayrağıyla uğraşıyorlar, yeri geliyor milli sembolümüz Bozkurtla uğraşıyorlar, yeri geliyor Türklük kimliğiyle uğraşıyorlar, yeri geliyor Türk Ordusuyla uğraşıyorlar… Yani Türk milletinin milli olan ne kadar sembolü, değer yargısı varsa bu yöneticilerin hedefindedir.
Çünkü bunlar siyaset dünyasına çıktıkları günden itibaren Türklüğe olan alerjilerini her daim yansıtmış insanlardır. Türklüğün sembolleriyle uğraşmadan edemiyorlar. Bu uğraşları yanında ne kadar Türklük düşmanı varsa da onlara yol açıyorlar. Onların iştahını kabartıyor, onları hedeflerine motive ediyorlar.
Bu anlayış son zamanlarda milli bayramları hedefine koymuş durumdadır. Bu durum "bayramlarda cocuklarimiza daha fazla nasıl milli şuur veririz" çabasından ziyade, "bu bayramları nasıl ortadan kaldırırız" çabasında gözükmektedir. 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerini baltalama ile başlattıkları süreci yaygınlaştırma gayretindedirler.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin geçtiğimiz günlerde bu konularla ilgili yapmış olduğu açıklama olan bitenin özeti durumundadır.
Sayın Bahçeli'nin "Aşama aşama Türk milletinin değerleri ve tarihi emanetleri yıpratılmakta ve anlamsızlığa sürüklenmektedir. Türkiye sistemli bir karşı duruşun, Cumhuriyet'in kanına girmeyi gündemine alan ayırıcı dinamiklerin baskı ve tuzakları ile yüz yüze kalmıştır. 19 Mayıs kutlamaları üzerinden yürütülen ve daha hangi gelişmelere yol açacağı belirsiz olan art niyetli girişim ve niyetlerin, milletimizin varlık değerlerine tam anlamıyla kast eden bir duruma geldiği anlaşılmıştır. Cumhuriyet'in ilanına giden sürecin miladı olan 19 Mayıs tarihini hezeyan dolu bahanelerle çarpıtmak, çaptan ve gözden düşürmeye cüret etmek AKP'nin gizli gündemleri paralelinde hareket ettiğini bir kez daha teyit etmiştir. AKP Hükümeti aldığı millet desteğini yanlış yorumlamış, Türk milletini geçmişinden ve milli kabullerinden koparmak amacıyla tezgâh üstüne tezgâh kurmuştur." sözleri tüm bu sürecin tanımı olmuştur.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün AKP çizgisinden ayrılmadan bu konularda hala geçmişindeki gibi davranması ise, Türk milleti adına büyük talihsizliktir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu konularda aktif rol takındığını da, Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü Ahmet Sever'in "Cumhurbaşkanlığı'ndaki toplantı fikir jimnastiği mahiyetindeydi. Herhangi kararlaştırılmış bir şey yok. Ara ara bu gibi toplantılar yapılacak. İlk toplantı olduğu için fikir teatisi şeklinde oldu. Diğer tüm bayramlar konusunda, ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz şeklinde bir görüş alış-verişi yapıldı. Bakanlıklardan temsilciler katıldı. Ortak paydada buluşulabilirse, karar alındıktan sonra Cumhurbaşkanı'nın önüne gelecek." sözleri doğrulamıştır.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Refah Partisi'nde iken, 19 Aralık 1992'de Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri 3. İstişare Toplantısı'nda yaptığı konuşmada söylediği "Milliyetçilik aslında ırkçılık Türkçülük bizi ilkel bıraktı. Milliyetçilik; Türkçülük şeklinde alınmış ve bu ister istemez, aksini de bazı insanların aklına getirmiştir. Mesela, -bunları açık söylemek zorundayım- " Ne mutlu Türküm diyene " lafını tutup her yere yaza yaza ve bunu özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür. " sözleri bugünlerde de hiç değişmemiş gözükmektedir.
Zaten Çankaya Köşküne oturduğu günden itibaren onu "Başkomutan" sıfatına uygun bir adım atarken görende olmamıştır. Bu sıfatı taşırken bile Türklüğe bakış açısında zerre kadar değişim görülmemiştir. Türk düşmanı Talabani'nin o köşke Abdullah Gül'ün kucaklamasıyla çıkarılmasını tarih unutmayacaktır. Yüzlerce örnek sayabiliriz ama bu bile her şeyi anlatmaya yetecektir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve AKP iktidarı elele vermiş Türklüğe karşı cephe almıştır. Türk milleti de artık bu cepheyi görmelidir.
Kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan Türkiye, kimliğini korumazsa emperyalist güçler karşısında hükümsüz kalacaktır. Milli olan şuur ortadan kaldırılırsa,bu ülkeyi ne ile koruyacağız?
