Salı, 10 Ocak 2012 16:03
Türkiye'de artık adalet ve hukuk düzeni tamamen AKP'nin zihin yapısına göre işlemektedir. AKP'nin istemediği ve önünde engel gördüğü kim yahut kimler varsa bu kavramlardan mahrum edilmektedir. Kendi yandaşları bu kavramları menfaatleri için gasp etse de zaten kullanım alanı olarak adalet ve hukuk olmaktan çıkmıştır. Yandaş yargı ve yandaş tezgâh birleşimi, Türkiye'de adalet ve hukuk üzerinde çadır tiyatrosu kurmuştur.
Adalet ve hukuk üzerine AKP'nin ampul gölgesi düşmüştür. 12 Eylül 201O yılında yapılan referandumun sonucu ise bu gölgeyi tamamen büyütmüştür.
Yargıya yansıyan ve Türkiye'nin ana gündemi olan tüm olaylara bakın hepsinde AKP'nin siyasi oyunlarını, kaprislerini, kibirlerini, küresel projelerde taşeronluk izlerini, nefretini, kinini görmeniz mümkündür. Bu siyasi ruh hali ile AKP'nin adaleti, hukuku eşit dağıtması mümkün müdür? Bugüne kadar adaletli davrandığı hiçbir konuda görülmemiştir.
Emekli Korgeneral, MHP İstanbul milletvekili Engin Alan'ın Silivri'ye gidiş nedeninin arka planını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "Bir ülkenin Başbakanı, soruyorum sizlere anma törenine gider de bir Korgeneral orada ayağa kalmaz mı? Kalkması gerekir, kalmadığı anda da bedelini öder. O ayrı mesele. Zaten bedelini de ödedi. Çanakkale'de anma törenlerine gidiyoruz, bu beyefendi ayağa kalkmıyor. Ondan sonra da gereği yapıldı o ayrı mesele. Ama şimdi bakıyorsunuz gideceği yeri o da buldu" şeklinde itiraf etmişti.
Şimdi bu itirafa bakıp da, yargıya yansıyan konularda gerçek adalet ve hukuk bulunabilir mi? Yargı üzerinde hep AKP gölgesi ve her türlü şüphe hâkim olacaktır. Ortada bir suç ve suçlu varsa AKP'ye göre mi, yoksa kanunlara mı göre mi olacak?
İlker Başbuğ'un tutuklanması da bu gölge ve şüpheler içinde gerçekleşmiştir. Hele birde AKP'nin, cemaatin, PKK'nın, Taraf Gazetesi'nin, 2.Cumhuriyetçilerin bu olayı bayram havasında karşılaması şüphelerimizi artık kesin kanaat haline getirmektedir.
İlker Başbuğ hakkında hiçbir şey bulamadılar kurulan bazı internet siteleriyle hükümeti devirme suçu icat ettiler. Bu suçlamayı yapan zihniyet, 12 Haziran 2011 seçimleri öncesi de baraj altında bırakma hedefiyle MHP aleyhine, AKP'li işadamlarının finansörlüğünde, Ülkücü hareketin kavramları ve sembollerini kullanarak siteler kurdurmuşlardı. Bu sitenin reklamlarını da AKP ve cemaat yazarları "Bu Siteyi Takip edin" şeklinde gazete köşelerinden, televizyon ekranlarından yapıyorlardı. Şimdi bu zihniyet "sivil irade" nutukları üzerinden ahlak, demokrasi dersleri vermeye kalkıyor ve İlker Başbuğ'u propaganda yoluyla linç etmeye çalışıyorlar.
Türk komutanları ile PKK'lı teröristlerin sıfatları yer değiştirmiştir. Türk komutanları "terör örgütü yöneticiliği" ile suçlanırken, PKK terör örgütünün kurucusu Öcalan ve onun köpekleri bu ülkede bizzat devleti yönetenler tarafından kutsallaştırılmıştır.
Başbakan Erdoğan'ın özel temsilcisi olarak PKK ile pazarlık masasına oturan yetkililerin "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bölgeye vizyon olarak önderiniz Öcalan'la %95 aynı düşünüyor" dediği bu ülkede İlker Başbuğ, Engin Alan gibi komutanlar elbette linç edilir.
2006 yılında Terörle Mücadele Yasası'nın 6. maddesini değiştirip, (AB)(D)ullah Öcalan'ı İmralı'dan affedip çıkarma tezgâhı kurarken yakalanan ve yakalandıktan sonra Recep Tayyip Erdoğan'a bu durumu sorduklarında "Bu maddeyi koymamız devlet sırrı, açıklayamayız." demesini göz önüne getirdiğinizde İlker Başbuğ'a yapılanların normal olduğu artık anlamamız gerekmektedir.
Şerefsiz Öcalan dışarı, şerefli Genelkurmay Başkanı içeri işte AKP'nin adaleti ve hukuku budur.
PKK'lı teröristler dağdan kahraman gibi indirilip Habur'da karşılanırken, Türk komutanları uydurulan suçlarla hapislere itibarları yıpratılarak gönderilmektedir.
Yaşananların özeti budur. Bu özetten bile hali anlamayanlara ne deseniz zaten boştur.
