Asikurtlar©

Koalisyon Dağılıyor, Milliyetçi Muhafazakarlar AKP’den Ayrılıyor

Koalisyon Dağılıyor, Milliyetçi Muhafazakarlar AKP’den Ayrılıyor
01 Haziran 2015 - 7:07 'de eklendi ve 4749 kez görüntülendi.

MHP ve CHP’nin ortak adayı olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yürüttüğü kampanyanın ardından bu kez de MHP’den milletvekilliği adaylığı için seçimlere katılan Ekmeleddin İhsanoğlu’na göre Milli Görüşcüler, sosyal demokra ve liberallerden sonra şimdi de milliyetçi muhafazakarlar AKP’den kopuyor.
MHP ve CHP ’nin ortak adayı olarak geçen yıl yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle siyasete ısınan Ekmeleddin İhsanoğlu şimdi de MHP’den İstanbul vekili olarak Meclis’e girmek için kampanya yürütüyor.

Akademik kariyeri boyunca İslam ve Osmanlı tarihi hakkında çok sayıda eser veren İhsindoğlu 2004 – 2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler’den sonra ikinci büyük uluslararası örgüt olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterliğini yaptı.

Siz kariyerinizi yurt dışında yapmış ve uzun yıllar Türkiye’nin dışında yaşamış biri olarak kampanyanızı hangi konular üzerinden nasıl yürütüyorsunuz.

Bir kere kampanyamızı bir ekip halinde yürütüyoruz ve çok kıymetli adaylarımızla beraber hareket ediP görev dağılımı yapıyoruz. Cumhurbaşkanlığı kampanyası tüm Türkiye’nin beni tanımasına vesile oldu. Nereye gidersem gideyim vatandaşlar geliyor selam sevgi ve saygılarını ifade ediyorlar. Samimi bir sempati var.

Cumhurbaşkanlığı kampanyası sırasında da çok ilgi gördüğünüzü söylüyordunuz; ama bu ilgi tam olarak sandığa yansımadı.

15,5 milyon insan oy verdi. Bu da eşit olmayan şartlara rağmen geldi ve sadıklara güvenli bir şekilde sahip olunduğu bir ortamdan çok uzak bir ortamdı.

Çok meşhur bir kamuoyu araştırma şirketinin yasak olduğu halde seçimden bir kaç gün önce “ AKP yüzde 58 ile geliyor, ey ahali rahatınızı bozmayın” diyerek halkı aldatması çok büyük etki yaptı.

Peki kampanyanıza geri dönersek; sohbetlerde ağırlıklı konu sizin en çok deneyim sahibi olduğunuz dış politika mı oluyor?

Dış politika meelesine soru gelirse giriyoruz. Ama halkın çok rahatsız olduğu bir şey var o da Suriyeli mülteciler meselesi. 2 milyon insanın hazırlık yapmadan, barınma ihtiyacı ve yaşama şartları düşünülmeden, hukuki statüsü tayin edilmedenTürkiye içersine alınması ve o insanların perişan edilmesi ve bir taraftan da Türkiye’de işsizlik kamburunun artması; büyük bir işsiz kesim var; yoksul kesim var; bunlara iki milyon ilave etmek çok büyük sıkıntı. Bir de halk kendini güvende hissetmiyor. Komşularda olan bölünme, parçalanma ve etnik ve mezhebi farklılıklar üzerinden yürütülen iç savaşlarla ilgili büyük endişe var.

ekmeleddin1

 

Fakat vatandaşı meşgul eden en büyük şey ekonomik durumun sıkıntısı, işlerin durgun olması. Esnaf kesimler yüzde 30 ile yüzde 50/60 arasında iş hacminde düşüş olduğunu söylüyorlar . Gerçekten halkta ve özellikle kadınlarda görüyoruz. Onlar erkeklerden daha cesur oluyorlar galiba; konuşma esnasında patlıyorlar; yeni bir iktidar görmek istiyorlar.

AKP’nin yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk, bunu berrafara etme hedefi vardı. Ama yolsuzluk arttı yoksulluk arttı; yasaklar attı. Son dönemde çıkarılan kanunlar; yargının eliden alınıp polise verilen yetki vatandaşı rahatsız ediyor.

MHP daha az mı yasakçı olacak diyorsunuz. Seçim beyannamesine bakınca mesela; Kürt sorunu denmiyor da mesela terörle mücadeleyi sekteye uğratan düzenlemelerin gözden geçirileceği söyleniyor. Bundan MHP’nin daha az yasakçı, daha demokratik bakış açısına sahip olacağı izlenimi pek çıkmıyor.

Elbette teröristlerle mücadele etmek Türkiye’nin güvenliği ve bütünlüğü bakımından hayati bir konudur. Etrafımız cadı kazanı iken, Irak parçalanmışken, Suriye’nin halen fiilen parçalandığı bir durumda Türkiye’nin parçalanması tehlikesi çok cididir. Bazı doğu vilayetlerinde kollk kuvvetlerinin varlığı şekilden ibarettir. Bazıları kışlalarının dışına çıkamıyorlar; özel idareler kuruluyor. Özel mahkemeler kuruluyor, özel vergi toplanıyor. Türk devletinin hükümranlık hakları kayboluyor. Böyle bir manzara karşısında bu vatanı tekrar toparlayacak bir şeye ihtiyaç var. İnsan hak ve hürriyetleriyle ilgili olarak daralma getirmek elbette MHP’nin hedefi değildir. Bilakis bu konuda MHP daha çok Türkiye’de insan hak ve hürriyetlerinin ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi konusunda ciddi bir düşünce sahibi ve bu yönde yükümlülük altına girdi. Benim şahsi kanaatim Konpenhag kriterlerinin Türkiye’de kamil bir şekilde benimsenmesi ve uygulanması ancak MHP’nin iktidara gelmesiyle mümkün olacaktır.

Türkiye’nin en önemli gündem maddesi barış süreci, Kürt açılımı. Kopenhag kriterlerinde ise kültürel haklara vurgu vardır. MHP ise iktidara gelirsek süreci durduracağız diyor; bu vaad ne ölçüde Kopenhag kriterleriyle örtüşüyor?

Bu sürecin Kopenhag kriterleriyle yapıldığını iddia eden yok. Bu iki taraf arasında kapalı kapılar arkasında, kamuoyunun bilmediği, Meclis’in bilmediği; iktidar partisi milletvekillerinin dahi bilmediği üç beş kişinin bildiği bir pazarlıktı. Bununla Kopenhag kriterleriyle ilişkisini kurmak doğru bir teşhis olmaz. Türkiye’nin o bölgesinin sıkıntıları vardır; ama Türkiye’nin değişik coğrafi kesimlerinde de sıkıntılar vardır; konu böyle ele alınmalıdır. Unutmayın ki siyasi söylemler her zaman şartların gereğine göre ayarlanır; fakat temel hareket noktaları vardır. MHP’nin temel noktası vatanın birliği, toprağın bütünlüğü ve Türk milletinin parçalanmaz bir bütünlük olarak kalması. Bayrak bir, devlet bir resmi lisan bir, eğitim birliği vs. Onun dışında yapılacak müzakereler sırasında geldiğinde üzerinde durulacak şeylerdir kısa zamanda üzerinde daha fazla durmak yanıltıcı olur.

Kürt sorununa yaklaşım dışında aslında AKP ve MHP tabanının çok farklı olmadığı; oylarda geçişkenlik olduğu söyleniyor.

Fark var fark yok şeklinde ele almamak lazım; geçişgenlik olduğu doğrudur da; bunu biraz daha sosyolojik olarak ele almak gerekir. Türkiye’de milliyetçi muhafazakar kesim var. Bu hep vardı. Bu kesim her zaman daha büyük bir koalisyon; sağ merkez koalisyon içinde yerini buldu. Mesela 12 Eylül’den sonra rahmetli turgut Özal dört eğilimi birleştirdim dedi ANAP’ı kurdu. Özal partinin başından ayrıldıktan sonra bu koalisyon kırıldı. 2002’DE DE buna benzer bir şemsiye oluştu; milliyetçi muhafazakAr oyların önemli bir kısMı oraya gitti. Milli görüşcüler, sosyal demakratlar vardı. Onlar yavaş yavaş ayrıldılar. Liberaller ayrıldı şimdi sıra milliyetçi muhafazakAr kitlenin ayrılmasına geldi. Çünkü anladılar ki, iki önemli değer çiğnendi. Birincisi “Milliyetçilik benim ayağımın altındadır” dendi ve hiçbir zaman Türk kelimesi Türklüğe olan referans güçlü bir şekilde söylenmedi. İkincisi de dini değerler; bakara makara; liderin adına salavat getirmek; Allah’ın güzel vasıflarının liderde olduğunu iddia etmek, Allah’ın haram kıldığını kendilerine helal etmek; Allah’ın helal ettiğini başkalarına haram kılmak. Dini şahsi menfaatler için kullanma örnekleri artık saklanamaz bin hale geldi.

Muhafazakar kitle ayrdıldı; bu kitlenin esas adresi MHP’dir. Biz bunu görüyoruz.

 

ekmeleddin2

PAPA BİZE DERS VERMEK İSTEDİ

Diyanet İşleri başkanı ve makamı çok tartışılıyor. Cumhurbaşkanı son olarak Diyanet İşleri başkanı için sadece Türkiye’nin lideri değil bölgede de saygı gören dini lider tanımlaması kullandı. Ortadoğu’da yıllarını geçirmiş biri olarak Diyanet işleri başkanı böyle bir vasfa sahip midir; bölgenin de dini lideri olarak mı algılanır?

Benim Diyanet işleri Başkanlığına çok büyük saygım var ve o makamın polemikler dışında kalması lazım. Ama bir makamı yüceltmek ona olan saygıda kusur etmemekle olur; onu olduğundan daha farklı göstemekle olmaz.

Ama çok üzücüdür ki; Türkiye’de Vatikan’ın uçağı bile var açıklamasına, Vatikan’dan açıklama geliyor; “Papanın uçağı yoktur; Papa Alitalia şirketinden parayla uçak kiralar; Papa ile seyahat eden gerek Vatikan’ın mensupları gerek gazeteciler kendi biletlerini öder,” diye. Burda büyük bir ders var bize; birinci ders: biz herşeyi birbirine karıştırır hale geldik ve kendi kurumlarımızla ilgili olan değerlendirmelerimizi de yanlış kıyaslarla, aslı olmayan iddialarla yüceltmeye çalışıyoruz.

İkincisi; Papa ziyarete geldi ama devlet reisi olarak geldi. Vatikan devletinin başkanıdır ve ona göre dünya protokolünde muamele görüyor. Netekim devlet başkanı olarak karşılandığı ziyarette Papa bize ve herkese özellikle din alimlerine bir ders vermek istedi. Kendisine tahsis edilen lüks araba için teşekkür etti ve küçük bir araba ile gezmeyi tercih etti.

MHP’nin seçim bildirgesinde bölgesel lider güç, küresel aktör olma kavramları kullanılıyor. Bunlar AKP’nin de kullandığı kavramlar. İki parti arasındaki farklılığı nereye oturtmak gerekiyor?

Türkiye’nin bölgesel güç olması aslında coğrafyanın, jeotstratejinin, tarihin getirdiği bir sorumluluk. İsteseniz de istemeseniz de bu durumdasınız. Mesele size kendiliğinden gelmiş olan bu pozisyondan doğru şekilde istifade edip doğru enstrümanlarla netice almak. Bu nasıl olur? Bu “başkalarına tepeden bakarak, bu mahallenin muhtarı benim; ben yöneteceğim” demekle olmaz.

Bu iki prensipe dayanır. Karşılıklı saygı; karşılıklı menfaat. Karşılıklı saygı prensibi, sizin komşularınızın toprak bütünlüğünü ve o topraklardaki egemenlik haklarını tanımanızla olur. Karşılıklı menfaat ise ekonomik ilişkilerinizi, yatırımlarınızı dengeli bir şekilde yürütmekle.

Üçüncü boyut; ordaki ihtilafları beraber müşterek bir akılla, iradeyle çözmeye çalışmakttır. Taraf tutmamaktır. Bölgesel güç dediğiniz zaman bunu yapmak gerekir.

Ama MHP bölgesel lider güç diyor, orda da bir liderlik vurgusu var.

Ben onu bölgesel güç olarak okuyorum. Global aktör olarak da; siz önce kendi mahallenizdeki ateşi söndürüp sükuneti sağlayınca, zaten o güç size farklı boyutlar getirecektir.

MHP’nin verdiği temel mesajlar Kürt sorunu çevresinde odaklaşıyor. Gençler ise özellikle son on yılda bu sorunla o kadar içiçe kalmadılar. MHP tweet jenerasyonuna ne vaad ediyor.

Programımızda pek çok vaad var. En çok genç kitlesi olan parti MHP’dir ve ülkü ocakları bugün bir eğitim ocakları olarak devam ediyor. Gençlerde kültür seviyelerini yükseltmek dünyayla entegre olmak konusunda çok önemli projeler hazırlıyorlar ve bunlar çok sessiz biçimde o gençlik enerjisini yapıcı bir hedefe yöneltiyor. Gençlere kadınlara çok şey vaad ediyoruz.

Son olarak bir gazetede bir dönem yönetim kurulu başkanlığını yaptığınız İslam Tarih Sanat ve Kültürünü Araştırma Vakfı’na ait malları evinize götürdüğünüz iddiası var.

Bu asılsız bir iddia ve mesnetsiz bir iftiradır. Eşyalar şahsıma ait; demirbaş listesinde de bu şekilde yer alır. Aksini iddia edenler bu iddiaları ispat etmek ve delil göstermek mecburiyetindedirler. Mesele adalete intikal edecek ve Vakıfla ilgili diğer yanlış tasarruflar da adaletin önüne gelecektir. Burada esas üzücü olan bu tür temelsiz iddiaların seçim kampanyasını etkilemek için ortaya konmasıdır. Cumhurbaşkanlığı kampanyasında da başka iftiralar ortaya atıldı ama hepsi sönüp gitti; ben bunların üzerinde durmamıştım. Ama bu son iddianın cevapsız kalmaması lazım. Manevi tazminat davası açılması için avukatıma talima verdim. Bu iftiralar bir panik havasının ifadeleridir. Sayın Meral Akşener de benzer bir karalama kampanyasına maruz kaldı. Bunları yapanlar kazdıkları çukurun içine düşecekler.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER