Asikurtlar©

Klavye Kahramanları!

Klavye Kahramanları!
27 Şubat 2016 - 10:39 'de eklendi ve 4197 kez görüntülendi.

Facebook icat oldu mertlik bozuldu. Evet aynı Körolu’nun tüfek icat oldu mertlik bozuldu dediği gibi. Gencecik insanlar kendinden büyükler için akla gelmeyecek iddialarda bulundukları gibi, yüz yüze bulunmayanların atar yapmaları, gider yapmaları, yalan-yanlış yazmaları, onları hap klavyekahramanıyapmakta. Aslında rahmetli Atsız’dan öğrendiğimize göre kahramanlık:
“Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.” yüz yüze gerçekleşen bir şeymiş. Lakin facebookta yazarken sarhoş mu, kafası kıyak mı ya da ayık mıkestiremiyorsunuz..Dedik ya, facebook temiz insanların temiz dünyasını bozdu. Ne sevgi kaldı ne de saygı. Ne küçük büyüğünü tanır ne de büyük küçüğünü sever oldu. Fitne kazanı kaynatıldı, dedikodu herkesin önünde aleni yapılır, yazılır oldu. Yüz yüze söylemeğe cesaret edemeyenler klavyaden küfür eder oldu. En çok, en edebi küfür edenler beğenileri topladı.
Facebook’ta adamın ne yazdığı belli değil. ancak altında beğeni hanesi üçrakamlı. Adam babam öldü diyor( Hele bakın rahmetli oldu değil, öldü diyor) altında 95 beğeni. Facebook gençliği diyemiyorum, yetişkinler de aynı haltları yiyiyor.
Faceboota MHP için yazanların yüzde 90’ı seçim zamanı partisinin emrinde seçim çalışmalarına katılsalardı, sonuç daha farklı olabilirdi. Kongre zamanı ortaya çıkanlar, parti binalarını bir kez olsun ziyaret etselerdi, bir kilo çay getirselerdi de sonra Lider değiştirmeye kalkışsalardı. İnanın daha inandırıcı olurdu. Amaşimdi ismi kendilerinden büyük, sanalla itibar kazanan o kadar çok insan oldu ki, sormayın gitsin.
Bilir misiniz bir zamanlar boyu kısa olsada boyundan büyük yüreği olan rahmetli bir Galip Erdem vardı. Bakın o gün için mevcut durmu şöyle ortaya koyuyordu:
“Samimiyetinizden asla şüphe etmiyorum. «Domuzdan yana» değilsiniz, biliyorum! Doğruluğuna inandığınız fikirlerin ezilmek istenmesine üzülüyorsunuz. Fazilet temeli üstüne kurulacak mesut ve müreffeh bir Türkiye’yi şiddetli özlüyorsunuz. Davanızın başarıya ulaşması için sık sık dua ettiğinize, hatta zafer rüyaları gördüğünüze bile eminim. Ama ne yazık ki, bundan başka hiçbirşey yapamıyorsunuz. Mücadele ile yegâne ilginiz «Allah vere de bizimkiler kazansa» diyerek, tehlikeli kulakların duyamayacağıbir sesle dua ederek seyirci kalmaktan ileri gidemiyor. Tanınmağa cesaret edemiyorsunuz. Saflarınızı kuvvetlendirmek üzere aralarına katılmaktan korkuyorsunuz. Böylece bir çetin dâvanın bütün yükü bir avuç adamın omuzlarına yükleniyor. O bir avuç adam mücadeleyi kazanırsa ne âlâ, avuçlarınız patlayıncaya kadar alkışlayacaksınız. Onları olduklarından daha büyük gösterecek, olağanüstü vasıflar tanıyacak, şımartacaksınız. Ama yenildikleri vakit, ama her yönden saldıran çeşitli düşmanların üstün kuvvetine dayanamayıp ezildikleri vakit hiçbiriniz ortalıkta görünmeyecek, âdeta hep birden «toz» olacaksınız. Artık o yenilmişlerle karşılaşmamak için sokakta yolunuzu değiştirecek, selâm vermekten çekineceksiniz. Yalnızlığın çilesini dolduran, ihanetin ıstırabı ile kahrolan o bir avuç insan yine size darılmayacak, umudunu kesmeyecek. Mücadelesini devam ettirecek.”
Facebookçular insanın davası büyük olmalı. O dava uğruna yaşamayı bilmeli, gerektiğinde Ruhi Kılıçkıran, Süleyman Özmenem, FıratYılmaz Çakıroğlu gibi ölüme yürümeye hazır, gektiğinde Atsız, Dündar Taşer, Erol Güngör olmaya hazır olmalı.
Edepli olmalı, hayalı olmalı, ahlaklı olmalı, kendine Ülkücü diyorsa Ülkücü gibi davranmalı, başına geçmek isteyenleri sorgulamalı. Partisi için çalışmalı, vefalı olmalı. Çileye talip bir Hareket olduğumuzu unutmamalı.
Rahmetli Galip Hoca şöyle devam ediyor:
“Rahatınızın kaçmaması, düzeninizin bozulmaması uğruna her şeye katlanacaksınız. Yanlış anlamayın: O bir avuç adam elbette ki, sizin hesabınıza değil, gönül verdikleri bir ülkünün hizmetinde çalışıyorlar. Hak yolunun yolcuları, siz olsanız da olmasanız da, yollarından dönmeyeceklerdir. Yalnız, bir noktayı unutmayınız: Bu oyun daima böyle oynanmaz. İmkânla iman birleşmediği müddetçe dâva kazanılamaz. Kazanılsa bile, zaferde sizin en ufak bir payınız olmaz. Hiç değilse olduğunuz gibi görününüz, bedava ülkücülükten vazgeçiniz. Bu kadarı bile, kazanmasını istediğiniz taraf için bir hizmettir. Sizi hesaba katmamış, yardımınıza bel bağlamamış olurlar. Hep seyirci kalacağınızı, hiçbir zaman sahaya çıkmayacağınızı bilirlerse, ona göre hazırlanırlar.”
Bugünün şartlarında para veririm ismimi yazdırırım, protokollerde ön sıralarda otururum zihniyeti hem mevcut yönetimlerdeydiler şimdi de muhalif diye anılan listelere geçerek kendi açılarından aynı oyunu orada sürdürecekler. Onlar için Lider değişmiş önemli değil. Önemli olan kahrolası maddiyatla varlıklarını sürdürmek ve görünmez bir şekilde perde arkasından yönetmektir, söz sahibi olmak, danışılmak yani kendi egolarını tatmin etmektir.
Bu anlayışta gösterişe önem verenleri de vardır, üç hilalli rozeti yakasının arkasına takıp, parti binasına girerken öne geçirenler de vardır. Kendilerini böyle kabul ettirenlerden ne beklenirse onlar da onu yaparlar.
Rahmetli uyarı maiyetinde şöyle son noktayı koyar:
“Sizi haksız bulmuyorum. İnsanoğlu’nun önce nefsinin hizmetçisi olduğunu unutmuyorum. Sadece, sırf nefslerine hizmet etmek isteyen bir insanın bile, zaman zaman nefsinden fedakârlık yapmak zorunda kalacağını hatırlatmak istiyorum. Tarih, hiçbir şey kaybetmeyeyim derken her şeyi kaybedenleri çok görmüştür.”
Buradan daha önce kaç kez sosyal medyayı kullanmak demek size istediğiniz kişiye istediğiniz gibi hakaret etme hakkını vermez diye bir Ülkücü olarak uyardım. Lidere ağza alınmayacak şeyler yazanların yanlış yaptıklarını yazdım. Tercihlerinden dolayı insanların suçlanamıyacaklarını yazdım. Fakat bazılarıbu kongre isteklerini Pandoranın kutusunu açmak gibi algıladılar ve kutuyu açtılar.
Biz söleriz sen savunamazsın dediler. Hiç utanmadan, Liderlerine sokaktaki berduş muamelesi yaptılar. Hadsizleştiler. şu kadar imza topladık kongre dediler, geride kalan imzaların toplanan imzalardan daha çok olduğunu görmezden geldiler ve görmezden gelmemizi istediler.
Ülkücülere hakaret eden, Tayyibi Atatürkten üstün gören hizmet felsefesini.”Kürdistan’dan en güvenilir haberler için… Dünya’ya özel bir pencereden bakarken, amacımız Kürdistan’da özgürlüğü, demokrasiyi ve insan haklarını desteklemektir.” diye açıklayan Ali Serim denen şahsın kim olduğu sorusuna, akıl hocası, danışmanı her şeyi yapan sora da Ülkücü Harekete lider olmaya kalkan bir adayın bu konudaki savunması gayet ilginç: “Sayın Ortadoğu yazarları, öyle yazıp duruyor. Ali Serim benim bir öğrencimdir. Sevilen bir gençtir. ANAP çizgisinden geliyor. İyi bir ailenin oğludur. Yazık olan benim talebeye oldu. Bu işlerle alakası olmayan kişidir” Efendim o kadar iyi ise camiye imam olsun; fakat yeterki Ülkücü Hareketten uzak dursun.
Hangi taraf olursa olsun edebinizi, terbiyenizi takının dedik. Kırmayın kırılmayın dedik. Ülkücüye yakışır bir düstur içinde olun dedik. Dedik ama değerleri kendinden menkul kişiler bizi dinlemedi. Rakının şişede durmadığı gibi, maus da masanın üzerinde durmuyormuş. Onu eline alanlar canavarlaşıyor. Çağımızın em kötü alışkanlığı.
Cahil cesareti gösterip ona buna sataşanlar mı ararsınız, teşkilata salça olanlar mı ararsınız? Hem de bunu yapanlar oturdular mı ben şu kadar yıllık Ülkücüyüm diyenler. Yani teşkilatın kişilerden büyük olduğunu bilen insanlar.
Ülkücü Hareketi karıştırmak isteyenlere fırsat vermemek için, Ali Serim gibi truva atlarını içimize sokmamak için, Amerikan elini mabedimizin göğsüne değdirmemek için bize düşen akıllı düşünmektir. Vicdanımıza danışmaktır. Sağ duyulu olmaktır. Bunun için bir daha söylüyorum öncelikle teşkilatları yalnız bırakmayın, ziyaret edin, görev yapanlardan Allah razı olsun deyin. Sofrada yerinizi almanız için tarlada iziniz olsun arkadaşlar. Vıdı vıdı yapmak eleştirmek değildir.
Dün doğru söylediklerini bugün savunan, arkasında duran insanlar adamdır. Sayın Ümit Özdağ’a “Devlet Bahçeli’yi savunmak, Anayasa’nın ilk 3 maddesini savunmaktır” diye söylediği sözü hatırlatırım. Ülkücü olmanın mantığını sormak elbetteki hakkımdır.
Nefsinizin kölesi olmayı bırakın. Kendi kendinizin diktatörü nefsiniz olmasın. Ülkücü nefsini ayaklarının altında çiğneyendir. Herkesten istirham ediyorum Lider Bahçeli’nin dediğine uyun ona göre konuşun éSevgide keyfiyet, saygıda mecburiyet vardır. Bu altın değerinde kuralı nunutmayaılım. En büyük kabadayılığın da efendilik olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.
Deniyor ki görvden alınanlar imzacı diye alındılar, tasfiye edildiler. Allah rızası için herkes bir düşünsün çalıştığınız yerde, herhangi bir işte oranın patronu yada müdürü hakkında küfür edene, hakaret edene ne yaparlar. İmza ne kadar tüzüğe uygunsa, Lider hakkında parti binasında ileri geri konuşmak ,konuşturmak da fitneci bir tavırdır o derece tüzüğe aykırıdır. Yani izalar ne kadar demokratikse Lideri hakkında, Genel Merkez hakkında konuşanların görevden alınması o kadar demokratiktir.
Başka bir anlayış görevden alınanlar çağırısaydı da söylenip görevden alınsalardı anlayışıdır. İyi de o arkadaşlar imza verirken Genel Merzi, Genel Başkanı, bilgilendirip mi görevi bıraktılar. Bana yazdıklarımdan ötürü kızanlar olabilir; ancak bazen doğrular insanları çileden çıkarır. Olanı biteni düşündükçe bana hak vereceğinize eminim.
Ülkü ile kalın!

Fikri Atılbaz

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER