SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

Kahpeliğin Böylesi!

KÖŞE YAZILARI

KIZILELMA NEDİR NERESİDİR?

Bu haber 19 Temmuz 2018 - 19:58 'de eklendi ve 3.264 kez görüntülendi.

Türk milleti için Türk cihan hâkimiyeti mefkûresinin sembolü olan Kızılelma çok eski Türk dini inançlarına ve Türk töresine dayanır. Türkler ulaşacakları hedefe ve zafere, ulaşmadan önce Kızılelma adını vermişlerdir. Hunlardan beri bütün Türklerde mevcut olan Türk Cihan Hâkimiyeti mefkûresinin hedefi, Türk töresi ile dünyaya nizam vermek ve dünya barışını tesis etmekti.

Türk milletinin İslâmiyet’ten önceki dönemde Allah tarafından kut (bağış ve nasip) vermesiyle tahta oturan Türk hükümdarları Yüce Allah’a karşı sorumlu olma, cihanın idaresi ile görevlendirilme bilinci ile hareket ediyorlar ve kendilerini “Dünya Hakanı”, devletlerini de “Dünya Devleti” olarak görüyorlardı. Bu ve buna benzer çeşitli inançlar, Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra da devam etmiştir. Kendilerini Allah tarafından dünya nizamını sağlamak için gönderildiklerine inanmışlardır. Zira Türk insanının mücadeleci ruhu ve Cihan Hâkimiyeti Ülküsü İslâmî inanışa da uygundu. İslâmiyet’ten önce kahramanlara verilen alp’lık unvanı, İslâmiyet’ten sonraki dönemlerde alp-eren şeklini alıyor, böyle hayat buluyordu.

Kızıl Elma, Türklerin yaşadıkları bölgeye göre çeşitli yönlerde ulaşılması gereken bazen bir ülke, bazen de o ülkedeki taht veya mabet üzerinde parıldayan ve cihan hakimiyetini temsil eden som altından yapılmış kızıl renkli altın bir yuvarlak veya top olarak hayal edilmektedir. Bu altıntop bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade olunmuştur.

Yenisey Yazıtları’na göre, Barlık suyu boyunca oturan Oğuzları, buradan hep
batıya doğru yürüten güç Kızılelma olmuştur. Bu bakımdan Kızılelma çok güçlü bir fetih idealinin sembolü olmuştur. Örneğin, Ergenekon Destanı’nda Kızılelma, Ergenekon’dan çıkma ve eski yurda yeniden sahip olma idealidir. Ulaşılması gereken, ülkeleri ele geçirmek için fetihleri amaç hâline getiren bir semboldür.
Türkler hangi yöne giderlerse gitsinler ulaşacakları zafere, ulaşmadan önce Kızılelma adını vermişlerdir. Hazar Denizi’nin doğusundan gelen Oğuzlar, Hazar
kağanının çadırının üzerinde bulunan ve hâkimiyetin sembolü olan altıntopu ele geçirmeyi amaç edinmişlerdir. Kızılelma ideali buradan İran’daki Türklere, onlardan da Osmanlılara geçmiştir. Osmanlıların fethetmek istedikleri yerlerde bir Kızılelma’nın varlığına inandıkları ve bunu ele geçirmek için çabaladıkları görülmektedir.

Büyük bir gurura kapılan ve kendisini Hz. Süleyman Peygamberden dahi güçlü hisseden Justinyanus Ayasofya’nın önüne bir heykelini diktirir. Ayasofya’nın önünde bulunan Justinyanus heykelinin bir eline kızıl bir küre yerleştirirler. Justinyanus güya dünyayı elinde tutmaktadır. Bizans’ın devamı için bir uğur sayılan bu küre Türkler tarafından sahip olunması gereken bir hedef yani Kızılelma olarak sembolleştirilmiştir

Kızılelma’nın bir kavram olarak, gittikçe arzulanan bir emel, ülkü ve somut hedef hâline gelişi daha çok Osmanlılarda kendini göstermiştir. Türk’ün ortak bilinçaltında efsanevî bir şekilde yaşayan bu ülkünün Osmanlılar zamanında yazılı kaynaklara da geçtiği görülmektedir. Bu düşünce halk ve askerler arasında Kızılelma adı ve efsanesiyle ile yayılmış, İstanbul’a sahip olmanın sembolü olmuştur.

İstanbul, Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren, bütün Türk Sultanlarının bir milli ülküsü “KIZILELMASI” olmuştur. Osman Gazi, devletin kurucusu olarak, oğlu Orhan Gazi’ye:

Osman Ertuğrul oğlusun, Oğuz Karahan neslisin, Hakk’ın bir kemter kulusun, İstanbul’u aç, gülizâr yap” (Z.Kitapçı, Hz. Peygamberin Hadislerinde Türkler 2. cilt, s.137) diyerek İstanbul’un fethini hedef göstermiştir.

İstanbul’u ele geçirmek bizim hem milli bir ülkümüz hem de dîni bir ülkümüzdür. Çünkü Allah’ın sevgili Rasûlü Hz. Muhammed (s.) de İstanbul’un fethini müjdelemiş ve “İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden emir-sultan ne güzel emirdir-sultandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir.” buyurmuşlardır.

Evliya Çelebi, Hz. Muhammed’in doğumunda ateşgedelerin binlerce yıldır hiç sönmeyen ateşinin sönmesi ve Kisra’nın sarayının yıkılması gibi harikulâde hadiseleri anlatırken Ayasofya kubbesiyle birlikte İstanbul Kızılelması’nın düştüğünü anlatmaktadır

Büyük Türk padişahı Fatih Sevgili Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş ve İstanbul’u 52 günlük bir kuşatmadan sonra fethetmiştir.

İstanbul’un Türklerin eline geçmesinden sonra, artık Türk’ün yeni Kızılelma’sı Roma’dar; Roma’daki St. Pierre Kilisesi’nin kubbesidir. Kızılelma Katolik dünyasının merkezine taşınmıştır. İstanbul Kızılelması’nı ele geçiren Fatih’in yeni hedefi, Türk’ün yeni Kızılelma’sı Roma’dır. Fatih Sultan Mehmed Han Otranto Seferi’ni bu amaca ulaşmak için düzenlemiştir.

Gedik Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Otranto’ya çıkar. Batı dünyası da bu fethi o kadar kabullenmiştir ki, İtalyan şehirlerinde Sultan Fatih’in resmini taşıyan paralar, altın madalyonlar basılır; Fatih’i karşılamak üzere tören hazırlıklarına girilir. Yahya Kemal, Ahmed Paşa’ya Gazeli’nde şöyle söyler:

Çıktı Otranto’ya pür-velvele Ahmed Paşa
Tuğlar varsa gerektir Kızılelma’ya kadar…

Fakat, tuğlar Kızılelma’ya varamamış, Sultan Fatih’in ölümü, bu hamleyi yarım bırakmıştır.

Ömer Seyfettin’in 1917 yılında yazdığı Kızılelma Neresi? Adlı hikâyesinde Kızılelma sembolü tarihten alınan bir konuyla anlatılmaktadır. Hikâyenin başında Koca Sekbanbaşı Tarihi’den alıntılanmış ve Nizam-ı Cedid’e karşı çıkan yeniçerilerin söylediği şu sözler kullanılmıştır: “…Hemen göstersünler. Dalkılıç olur, düşmanı harap iderüz ve kralın tacu tahtını başına geçirip Kızılelmaya dek giderüz.” Hikâye, Kızılelma ülküsünün Türk askerleri için taşıdığı anlam araştırılmaktadır.
Hikâyenin ana kahramanı Kanunî Sultan Süleyman’dır. Kanunî, bir sefer öncesi otağında otururken dışarıda askerlerin “Kızılelma’ya, Kızılelma’ya” diye bağırışlarını duyar. Kanunî, doğuda olsun, batıda olsun sefere çıkarken galeyana gelen askerlerin hep Kızılelma’ya diye bağırdığını, bu narayı yeniçeri kışlalarında, sipahi ocaklarında, geçit törenlerinde hatta sarayın iç bahçesinde bile duyduğunu düşünür. Aklına Kızılelma’nın neresi olduğu sorusu gelir. Binlerce defa ismini duyduğu bu ülke nerededir? Bu kısa hikâye Kanunî Sultan Süleyman’ın bu soruya cevap araması üzerine kurulmuştur. O, bu soruyu aralarında Sokulu Mehmet Paşa, Ayas Paşa, İskender Paşa gibi etrafında bulunan idarecilere sorar ama tatmin edici bir cevap alamaz. Kazaskerler Kızılelma’nın halk tarafından
uydurulmuş bir efsane olduğunu, hakikat olmadığını, bu yüzden de ne şeraitte ne de ilimde yerinin olmadığını, ancak örfte olduğunu söylerler. Kanuni bu cevaplar üzerine halkı idare eden fakat halkın istediği şeyi bilmeyen yöneticilere kızar ve kendini sorgular. Acaba kendisi Kızılelma’nın neresi olduğunu biliyor mudur? O da bu sorunun cevabını bilmemektedir ama sezmektedir.
“Kızılelma, tabiatın, ilmin, irfanın ötesinde bir hakikattir.” Hikâyenin sonunda Kanunî, üç asker getirilmesini ister ve onlara Kızılelma’nın neresi olduğunu sorar. Üçünden de “
Kızılelma padişahımızın bizi götüreceği yer, oranın neresi olduğunu ancak padişahımız bilir.” cevabını alan
Kanunî Sultan Süleyman, “
Kızılelma benim gitmek istediğim yer… Hakkın beni göndereceği yer.” Sonucuna varır.
Ömer Seyfettin’in Kızıl Elma Neresi? Adlı hikâyesi, Türk ordusunun kendi içinden, örfünden çıkardığı millî bir ideali gerçekleştirme kararlılığını ve ona sahip çıkma duygusunu anlatmaktadır. Bu hikâyede üzerinde durulması gereken en önemli nokta, Kızılelma idealinin yönetici sınıftan ziyade halk arasında yaygın olduğu, dahası kaynağının halkın kendisi, örfü olduğu üzerine vurgu yapılmasıdır.
Kızıl Elma Neresi? Adlı hikâyede, Kızılelma motifinin Türk ordusu içinde kazandığı anlam işlenmiştir. Kızılelma ne Viyana, ne Roma, ne Hind ne de Çin’dir. O, ordunun yöneldiği, padişahın alınmasını istediği, Cenâbı Hakk’ın Türk’e gösterdiği yer ve hedeftir. Kızılelma, Türk askerinin devletine ve padişahına bağlılığının sembolüdür.
Kızılelma, Yüce Allah’ın ve onun gölgesi olan padişahın Türkleri götürmek istediği, götüreceği yerdir. Böylece zafere bir kader duygusu da katılmış olur. Ömer Seyfettin bu hikâyesinde Kızılelma’yı ordunun manevî gücünü artıran, seferler sırasında askerlerin motivasyonunu sağlayan bir kavram olarak ele almıştır.

Askerlerini sefere götüren Kânûni “ Kızılelmada buluşuruz.” Der. Yeniçeriler de “Kızılelmaya dek varırız; Kızılelmaya hey! Kızılelmaya hey!” Diye nâra atarlardı.

Kanunî Sultan Süleyman Han Dönemi’nde Beç (Viyana) Kızılelması canlanmış ve Yeniçeriler arasında, bir Ocak geleneği oluşturacak kadar güncel bir ülkü olarak yaşatılmıştır. “Testiye kurşun atar, keçeye kılıç çalar, Kızılelma’ya dek gideriz” deyişi Yeniçeri gülbangına kadar girmiştir.

Topkapı sarayında bulunan Osmanlı Padişahlar albüminde Çelebi Sultan Mehmed’den 3. Sultan Murad’a kadar sekiz padişahtan yedisinin eline birer Kızılelma resmedilmiştir.

Kızılelma Roma’dır, Viyana’dır. Nereyi fethettiysek bir sonraki yer ve hedeftir. Kızılelma Allah’ın adının duyurulacağı mekân, İslamın tebliğ edileceği zemindir. Kızılelma âbâd ve imar edilecek toprak, tüm cihandır.

Kızılelma Türk Birliği ve Turan olarak ta algılanmıştır. Bu düşünceyi Ziya Gökalp şöyle açıklar:

Z. Gökalp’e göre Türkçülüğün üç büyük mefkûresi (ülküsü) olmalıdır: “Bunların hakikate en uygun olanı Türkiyeciliktir. İkinci mefkûre Oğuzculuk veya Türkmenciliktir. Çünkü kültür bakımından birleşmesi en kolay olan Türkler, Oğuz Türkleri yani Türkmenlerdir. Nihayet üçüncü bir mefkûre daha vardır ki, bu da istikbalde diğer Türklerin Oğuzlarla bütünleşeceği Kızılelma’dır. Bu, bir hayal dahi olsa Türkçülük için kuvvet membaıdır. O Turan ki mazide bir hakikatti. Oğuz Han’lar, Mete’ler, Göktürk hakanları bir zamanlar bütün Türkleri birleştirmemişler miydi?

Kızılelma biz Türklerin milli olduğu kadar aynı zamanda da dîni bir ülküsüdür; İlâyı Kelimetullah, yani Allah’ın adını yüceltmek ve dünyaya hâkim kılmak ülküsüdür.

Sevgili Peygamberimiz Medine’yi farklı din ve ırkların barış içerisinde yaşadığı bir barış yurdu “Darüsselam haline getirmiş, Yesrib’i Medine-i Münevvere’ye medeniler, aydınlar, münevverler şehrine dönüştürmüştü. Abbasilerin  başkenti (Bağdat) bu hayal ile kurulmuş, Selahaddin Eyyubi, Hz. Süleyman’ın mirasını kurtarmak için Dâru’s-Selâm’a (Yeruşalim/Kudüs’e) sahip çıkmıştır. Selçuklu Türkiyesi’ne “Şefkat Diyârı” adı verilmiş; Osmanlı’ların  başkentine mutluluk, barış, esenlik yurdu manasına gelen Dâru’s Saadet/Dersaadet denmiştir. Bütün bunlar  Darüsselam’ın/Barış Yurdu’nun binlerce yıldır Türk milletinin ‘büyük ülküsü’ ve ‘Kızılelması’ olduğunu göstermektedir.

Evet, Kızılelma bu gün Afrin, yarın Münbiç, öbür gün Musul, Kerkük, tüm cihandır. Kızılelma Cenâbı Hakk’ın Türk’e gösterdiği yer ve hedeftir. Kızılelma, Allah’ın adının hâkim olduğu kan ve gözyaşının akmadığı bir dünya kurmak hem bu dünyamızı “Dârusselam/Barış Yurdu ” yapmak hem de ahiretteki Dârusselama/Cennete nâil olmaktır.

 

Muharrem Günay Sıddıkoğlu

 

 

Muharrem Günay Sıddıkoğlum.g.siddikoglu@gmail.com
1956 yılında Afyonkarahisar’da dünyaya gelmiştir. Muharrem GÜNAY Afyonkarahisar ilinin Merkez Değirmendere köyünde ilkokulu bitirdikten sonra Bolvadin’de İmâm Hatip Okulu’na başlamış; 1976 yılında Afyon İmâm Hatip Lisesi’nden, 1978 yılında Afyon Eğitim Enstitüsü’nden, 1997 yılında 2 artı 2 eğitimini tamamlayarak AKÜ Uşak Eğitim Fakültesi’nden mezun olmuştur. Henüz İmâm Hatip okulunda öğrenci iken imam ve hatiplik görevlerinde bulunmuştur. 1979 yılında öğretmenliğe başlayan Muharrem Günay 1989 ve 1990 yıllarında MEB tarafından açılan hizmet içi eğitim kurslarına katılarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olmuştur. Muharrem GÜNAY 1980 İhtilali’nden sonra Afyonkarahisar’ın ilk Ülkü Ocağı başkanıdır. Kamu Çalışanları Vakfı’nın ve Türk Eğitim Sen’in kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Merhum Başbuğumuzun cezaevinden çıkışından sonra Afyonkarahisar’a gelişlerinde Ankara yolunda karşılamada bulunan on bir kişiden biridir. Türk Ocağı Mehter takımının kurucuları içerisinde yer almış ve mehter başılık yapmıştır. Muharrem GÜNAY 1975 yılından itibaren yapılmış olan tüm seçimlere gönüllü olarak katılmış, başta seçim komisyonu üyeliği ve konuşmacı olarak çok yönlü hizmetlerde bulunmuş, Bolvadin’in Kurucovasın’ndan İhsaniye’nin Saracovasına, Şuhut’un Karaadilli Karacaören’inden Çay’ın Sütçe Karacöreni’ne kadar tüm köy ve kasabaları seçim çalışmalarında en az ikişer sefer turlamıştır. Yurt dışında ve yurt genelinde çok sayıda seminer ve konferans vermiştir. . Muharrem Günay 2004 yılında emekli olduktan sonra 2008 ile 2012 yılları arasında Almanya Türk Federasyonu bünyesinde din görevlisi olarak çalışmıştır. Bu süre içerisinde Almanya Türk Federasyonu için 365 günlük duvar takvimini hazırlamıştır. Bu takvim Avrupa’daki Türk federasyonlarınca kullanılmaktadır. 1994 yılında ORTADOĞU gazetesinde yazı yazmaya başlayan Muharrem GÜNAY, bu gazetede “SIDDIKOĞLU” mahlasını kullanarak M. GÜNAY SIDDIKOĞLU adıyla 25 yıldır yazı yazmaya devam etmektedir. Muharrem GÜNAY aynı zamanda Afyonkarahisar’da yayımlanmakta olan KOCATEPE gazetesinde de 1994 yılından beri aralıksız günlük yazı yazmaktadır. Ülkücü yazar olarak “Hükümet politikasını eleştirmek ve siyasi yazı yazmak” suçlaması ile bir kaç kez soruşturma geçirmiş ve 90’lı yıllarda üç defa bulunduğu görev yerinden bir başka yere sürgün edilmiştir. YAYIMLANMIŞ ESERLERİ Muharrem GÜNAY’ın “Devlet ve Hayat Felsefemiz Dünya Barışı” adlı kitabı 2004 yılında Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın kültür hizmeti olarak Geçit Yayınları tarafından yayımlanmış, “Namazı İkâme Etmek” ve “Mü’min Nasıl Olmalı” “Türk’ü Sevmek İmandandır” adlı kitapları 2014 yılında Ülkücü Yazarlar Derneği (ÜLKÜ-YAZ) tarafından elektronik kitap olarak, “Namaz ve Namazı İkâme etmek” adlı kitabı ise 2017 yılında Afyonkarahisar Belediyesi tarafından yayımlanmıştır. “Mü’min Nasıl Olmalı” adlı kitabın 1. cildi ise Afyonkarahisar Belediyesi tarafından basılacak olup kitap baskı safhasındadır. Aynı kitabın 2. cildi ise tamamlanmak üzeredir. “Asâkir-i İslam “ adlı kitabı ise İhsaniye Belediyesi tarafından bastırılacaktır. İşitme Engelliler okulunda 6 yıl idarecilik yapan Muharrem GÜNAY, Özürlü ve engelli vatandaşlarımız tarafından da sevilen ve tanınan bir şahsiyettir. Muharrem GÜNAY, yıllarca Değirmendere Spor Kulübü’nün başkanlığını yapmış olup spor camiası tarafından da çok iyi tanınmaktadır. Ülkücü Yazarlar Derneği ÜLKÜYAZ’ın Denetleme Kurulu üyesi olan Muharrem GÜNAY, çok başarılı bir eğitimci olup 4 yıldır Özel Ayza Koleji’nde okul müdürü olarak çalışmaktadır. 27. Dönem MHP Afyonkarahisar Milletvekili 3 sıra adayı olan Muharrem Günay evli ve üç çocuk babasıdır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.